İşçi olmadan üretim olmaz...
Gelen bütün haberler, bir yandan "fırsat" bilinerek, bir yandan da "panik" nedeniyle işten çıkarmaların "furya" halini aldığını ve her geçen gün bunun artığını gösteriyor. Çalışma hayatının bütün tarafları kamu, işverenler ve sendikalar "işçi olmadan üretim olmaz" gerçeğini bilerek, bu kriz dönemini en az işçi çıkarmayla aşmanın yollarını aramalı, bunun için politikalar üretmelidir.
Son işten çıkarmaları sendikacılar iki sözcükle ifade ediyorlar. Bunlardan biri "panik", diğeri "fırsat". Sözünü ettikleri fırsat, dönemi bahane ederek, düşüncesizce "işten atmalar" olarak ortaya konuluyor. Panikten söz ederlerken henüz tam olarak krize girilmeyen sektörlerde ve kurumlarda bile, hükümetin karar almada gecikmesi nedeniyle yaşanan belirsizlik ortamının doğurduğu panikle işten çıkarmalar çoğalıyor. Bir yanda ise bazı sektörlerde kendi kalifiye işçilerini daralmalar karşısında işten çıkarmak istemeyen işverenler çözüm üretmeye çalışmanın yanı sıra, hükümetin de bir an evvel bazı önlemler almasını istiyorlar. Sendikalar da bazı çözümler üretmeye çalışıyorlar. 7 sendikaya bağlı işçilerin çalıştığı lastik sektöründe sadece 60-70 işçinin işten çıkarılması üzerine sendika işverenlerle anlaşarak yaz dönemi izinlerini işçilere kullandırarak, zaman kazanmaya çalışıyor. Ama izin dönemi bittikten sonra işten çıkarmaların önlenmesi için neler yapılabileceği ise şu anda bilinmiyor.
Türkiye çalışma ve işsizlik rakamlarına hakim olan bir ülke değildir. Bu son yıllarda da giderek kontrol dışına çıkmıştır. İşçilik üzerinde giderek artan kamu yükleri nedeniyle kayıtdışılık son yıllarda hızla artmıştır. İş ve işsizlik istatistikleri bu nedenle gerçekleri ifade etmemektedir. Bugün üç konfederasyon Türk-İş 850 bin, Disk 460 bin, Hak-İş 380 bin üyesi olduğunu toplam 1 milyon 690 bin üyeleri olduğunu belirtiyorlar. Ancak, toplam toplu sözleşme kapsamındaki işçi sayısı sadece 650 bin civarındadır.
Bu nedenle işten çıkarmalarda sendikalar da önceliğin kayıtdışı alanda olduğunu bunun yanı sıra bazı işverenlerin sendikasızlaştırmak için de bu krizi bahane ettiklerini öne sürüyorlar. O nedenle elde olan resmi işten çıkarma rakamının gerçeği tam olarak ifade etmediğini, gerçek işten çıkarmaların resmi rakamın 3-4 katında olduğunu belirtiyorlar. Elimizde olan resmi işten çıkarma rakamı SSK'nın 2008 Ekim ayı rakamı, emekliler dışında 108 bin sigortalının azalması şeklinde. Bu işten çıkarmaların yıl sonuna kadar aynı oranda devam etmiş olması bile resmi olan işten çıkarmaların 500 bin rakamını aştığını gösteriyor. Kayıtdışını da ele aldığımızda sendikacıların, "tablo korkunç, kaygımız büyük" değerlendirmelerine katılmamak elde değil.
Bu gelişmeler olurken hükümet öncelikle, işverenleri "işçileri işten çıkarmayın" diye uyardı. Başbakan, TOBB'a "işsizliği önlemek için 1 milyon 300 bin üyenizden her biri bir yeni işçi alsın" önerisini yaptı. Son olarak da Çalışma ve Sosyal Güvenlik Bakanı Çelik, önceki gün içeriğini daha sonra açıklayacağını belirttiği, "İşçilik üzerindeki sosyal güvenlik yüklerini belli bir süre üslenerek işten çıkarmaları engelleyeceklerini" söyledi. Ancak, şu ana kadar somut hiçbir kolaylaştırıcı önlem hayata geçmediği gibi, tedbirlerin neyi içereceği de bilinmiyor. Kısa çalışma süresi uygulaması için başvuran 210 firmadan da sadece 8'inin talebi şu ana kadar kabul edildi.
Şimdi unutulmaması gereken, bir üretim yapılacaksa yeterli sayıda işçi çalıştırılması gerektiğidir. Ve her işyerinde üretimde yer alanların belli bir uyum gösterebilmesinin süreye bağlı olduğudur. O nedenle işçi çıkarma sırasında bugünün şartlarından çok kriz sonrasında yeniden normal üretim dönemindeki ihtiyaç düşünülmelidir. Bu sadece daralan ortamda işverenlerin düşüneceği ve kendi başlarına çözecekleri bir durum değildir. Çalışma hayatının bütün tarafları kamu, işveren ve sendikalar hepsi çözüme yardımcı olabilmek için gayret göstermelidir. Çünkü, üretim olmadan gelişme ve büyüme olmaz. Üretimin ana faktörlerinden birisinin işçiler olduğu unutulmadan işten çıkarmaları en aza indirecek formüller üretilmelidir.