İşlevsiz sınıf

“Gelecekte milyonlarca insan ekonomik sistem açısından işe yaramaz hale gelebilir.”– Yuval Noah Harari

Harari’nin bu sözü ilk bakışta bir distop­ya uyarısı gibi okunuyor. Oysa son gün­lerde Epstein yazışmaları, bize bu sözün, bir distopya olmadığını gösteriyor. Yazışmala­rından birinde “sorun artık sadece işçi sınıfı ya da orta sınıf değil. Yeni bir sınıf doğuyor: Useless class.” diyor. Yani “işlevsiz sınıf.”

Kim onlar? Küresel değer zincirine gire­meyenler. Ekonomiye katkısı olmayan in­sanlar. Bu yazışmalar bize gösteriyor ki kür­sülerden, “Sürdürülebilir Kalkınma” diye bas bas bağırıldığı bir çağda, devletlerin ne üretici ne tüketici olan, ama hâlâ orada du­ran büyük kitleler ile ilgili bir tasavvuru var.

Sistem dışı kalanlar

Türkiye’nin toplumsal omurga planı tam olarak orta beceriye dayanıyordu. Büro me­muru, muhasebeci, operasyon yöneticisi, teknik ara eleman, orta kademe mühendis vb. insan yetiştirmek. Bu alanlar ne düşük ücretli bir alandı ne de üst seviye stratejik karar alanıydı. Yapay zekâ, tam olarak bu katmanı biçiyor.

Almanya bunu telafi eder, ABD bunu yeni­den eğitir. Türkiye ise dışarı iter. Türkiye’de dışarı gidemezsen ve elit değilsen de görün­mezsin. Görünmezsen de siyaseten değersiz­sin. Bizde eğitim sistemi hâlâ 20. yüzyıl insa­nı yetiştiriyor: Doğru cevabı bulmayı, talimat izlemeyi, ezberi, standartlaşmayı öğretiyor. Yani okulun “başarılı” dediği çocuk, yapay zekânın en kolay ikame ettiği çocuk tipi.

Useless class, otorite ve siyaset üçgeni

Türkiye’de sürdürülebilir kalkınma bu tablo üzerinden kurulmuyor. Siyaset vası­tasıyla idare etmek üzerine kuruluyor. Çün­kü siyaset tarihsel olarak basit bir varsayım üzerine kurulu: “Seni temsil ediyorum, çün­kü sistemde bir yerin var.” Useless class or­taya çıktığında bu bağ kopar. Vatandaşlık sa­dece nüfus kaydına indirgenir.

Bu noktada siyaset iki yoldan birini seç­mek zorunda kalır. İlki: dahil ederek işlev­li hale getirmek. Yani eğitim, yeniden bece­ri kazandırma, sosyal entegrasyon… Bunlar çok maliyetlidir ve çok zaman alır. Sonuçları bir seçim dönemine sığmaz.

İkincisi ise: Bastırmak, yönlendirmek, kontrol etmek. Burada güvenlik dili devreye girer. Kimlik siyaseti büyür. İç düşman an­latıları üretilir. Otoriter rejim bu sınıfı, “Bi­zi dışlayan bir sistem var” duygusundan, “bi­zi kurtaracak bir lider var” anlatısına bağlar. Tarih bize şunu söylüyor: Sistemler genelde ikinci yolu seçer.

Ülke ölçeğinde useless class

Bir ülke de useless class olabilir. Üretim zincirinde vazgeçilmez değilseniz, kural koy­muyorsanız, standart belirlemiyorsanız, tek­noloji, hukuk ve finans mimarisi üretmiyor­sanız, sistem sizi sömürerek taşır ve asla size göre şekillenmez. Türkiye’nin sürdürülebilir kalkınması tam olarak burada duruyor.

Türkiye yüksek teknoloji merkezi değil. Küresel regülasyon yazıcısı değil. Finansal güvenli liman değil. Kültürel norm ihraç eden bir güç değil. Orta yeterlilik, düşük katma de­ğer, lojistik, montaj, taşeronluk... İç pazarıy­la ayakta duran ama dışa bağımlı bir yapı. Bu, ülke ölçeğinde useless class pozisyonudur.

Boş sloganların ve vaatlerin bittiği yer

Bu pozisyondaki ülkelerde muhalefetler de gerçeği asla konuşamazlar. Çünkü iktida­ra geldiklerinde bu meselenin refah vaadiy­le çözülemeyeceğini bilirler. Bu yüzden siya­set, geleceği kurmak yerine bugünü yönet­meye odaklanır. Muhalefetlerin de dili hep “Biz gelirsek büyüyeceğiz, zenginleşeceğiz, normalleşeceğiz” üzerine kuruludur.

Peki normalleşecek miyiz? Sistem artık “ne kadar büyüyeceksin?” diye sormuyor. “Neye yarıyorsun?” diye soruyor. Bu soruya cevap veremeyen ülkeler, normalleşmeye­cekler. Sürdürülebilir kalkınma, eğer bir an­lam taşıyacaksa, Türkiye de buraya bakmak zorunda. Yalnızca karbona, enerjiye, çevreye bakmak yeterli değil, “sistem herkese ihtiyaç duymuyorsa, geriye kalanlar için plan ne?” sorusuna cevap verebilmek zorunda.

Yazara Ait Diğer Yazılar
Piyasa Özeti
Borsa 14.073,79 0,00 %
Dolar 44,7061 0,21 %
Euro 52,2843 -0,34 %
Euro/Dolar 1,1688 -0,36 %
Altın (GR) 6.774,42 -0,56 %
Altın (ONS) 4.717,25 -0,67 %
Brent 104,49 7,77 %