İsrail’in Türkiye’yi hedef göstermesi ciddiye alınmalı
Gün geçmiyor ki İsrailli bir yetkili Türkiye’yi “düşman ülke” ya da “İsrail’in bir sonraki hedefi” olarak göstermesin. Şimdi de İsrail’in Yunanistan Büyükelçisi Noam Katz, Türkiye’yi Doğu Akdeniz ve Orta Doğu bölgesini istikrarsızlaştırmakla suçlayarak, ülkenin bölgesel bir süper güç olarak bölgesel hegemonya kurmaya çalıştığını öne sürdü.
Noam Katz, Euractiv adlı haber sitesine verdiği röportajda, “İsrail, Yunanistan ve Kıbrıs kendi ülkelerimizin refahını hedefliyor ve biz kimseye karşı değiliz. Ankara ise ortaklık yerine hegemonya çizgisinde düşünüyor” dedi.
Katz ayrıca Ankara’nın şu anda iki AB üye devleti olan Yunanistan ve Kıbrıs’ı tehdit ettiğini ve Avrupalıların bunu dikkate almaları gerektiğini iddia ederek, Avrupalılara bunu Türkiye ile gelecekteki ilişkilerinde “hayati bir unsur” haline getirmeleri çağrısında bulundu.
“Türkiye ve Pakistan” iddiası
Jerusalem Strategic Tribune adlı yayın organında bu ay yayınlanan Boaz Golany imzalı “İsrail’in bir sonraki can düşmanı kim olacak?” başlıklı yazıda ise, İsrail’in İran’dan sonraki “düşmanı” olarak iki ülkenin öne çıktığını, bunların da Türkiye ve Pakistan olduğunu iddia ediyor. Golany şöyle devam ediyor:
“İsrail, İran ile savaşın tozu dindiği anda bu iki ülkeden birinin, muhtemelen her ikisinin de Katar’ı üçlü koalisyonun finansal gücü olarak yanına alarak kendisine karşı liderlik yapacağı bir senaryoya hazırlıklı olmalıdır. Seçenekler arasındaki tercih İsrail’in elinde değildir ve hepsi de az ya da çok eşit derecede kötüdür.”
“Türkiye yeni İran” söylemi
Kısa bir süre önce eski İsrail Başbakanı Naftali Bennett da yaptığı açıklamalarda Türkiye’ye yönelik sert ifadeler kullanarak Türkiye’yi “yeni İran” olarak nitelendirmişti. Üstelik Naftali Bennett’in bir sonraki İsrail Başbakanı olma ihtimali de oldukça güçlü. 2026 yılı Nisan ayı itibarıyla siyasete resmen geri dönen Bennett, mevcut Başbakan Binyamin Netanyahu’ya karşı en ciddi rakip olarak konumlanıyor.
İsrail’in Türkiye’yi her fırsatta hedef göstermesi artık ciddiye alınması gereken bir konudur. İsrail, Yunanistan ve Güney Kıbrıs arasında imzalanan enerji ve savunma alanlarındaki işbirlikleriyle bölgede adeta Türkiye’ye karşı birleşik bir cephe oluşturuluyor. Bu nedenle ABD- İsrail - İran Savaşı’nda, İran’ın direnci ve ayakta kalması Türkiye açısından da hayati önemdedir.
Ankara, Yunanistan’ı uyardı
Ankara, Yunanistan’ı, deniz anlaşmazlıklarını AB dahil üçüncü tarafları dahil etmeden ikili olarak çözülmesi yönünde defalarca uyardı. Ancak Türkiye’nin gerek Yunanistan’la uzun yıllardır süren kıta sahanlığı konusundaki haklı çözüm arayışları, gerekse de Kuzey Kıbrıs Türk Cumhuriyeti’nin ada etrafındaki doğal kaynaklarda eşit pay sahibi olduğunu vurgulayarak hakkını araması, karşı tarafta Türkiye karşıtı cepheyi daha da sıklaştırıyor.
Bu tablo karşısında Türkiye’nin reflekslerinin duygusal değil, son derece rasyonel, çok katmanlı ve uzun vadeli bir stratejiye dayanması gerekiyor. Ankara, bir yandan Doğu Akdeniz’deki hak ve tezlerinden taviz vermeden askeri caydırıcılığını ve deniz yetki alanlarındaki fiili varlığını güçlendirmeli; diğer yandan diplomasi kanallarını mümkün olan en geniş zeminde açık tutarak, özellikle Avrupa başkentlerinde oluşan algı savaşına karşı proaktif bir iletişim yürütmeli.
İsrail–Yunanistan–Güney Kıbrıs hattında şekillenen denkleme karşı Türkiye’nin yalnızca sert güç unsurlarıyla değil, enerji diplomasisi, ticaret ağları ve bölgesel işbirlikleri üzerinden alternatif ittifaklar kurması da kritik önem taşıyor. ABD ile ilişkilerin ve NATO içindeki konumun stratejik bir kaldıraç olarak kullanılması; aynı zamanda Ortadoğu, Körfez ve Asya’da çok yönlü açılımların derinleştirilmesi gerekiyor.
En az bunun kadar önemli olan bir diğer başlık ise iç cephede ekonomik dayanıklılık ve teknolojik kapasitenin artırılması; zira kırılgan ekonomiler dış baskılara daha açık hale gelir. Türkiye’nin önünde duran mesele, yalnızca askeri ya da siyasi bir gerilim değil, aynı zamanda bir algı, nüfuz ve jeopolitik rekabet mücadelesidir. Bu nedenle Ankara’nın, ani tepkiler yerine soğukkanlı, hesaplı ve çok boyutlu bir stratejiyle hareket etmesi; hem sahada hem masada güçlü kalırken, kendisini hedef haline getirmeye çalışan söylemleri boşa çıkaracak akılcı bir denge politikası izlemesi hayati önem taşıyor.