16 °C
Emrah Lafçı
Emrah Lafçı Ekonominin Doğası dunya@dunya.com

İşsizlik oranımız %13.4 değil de %19.4 olabilir mi?

Ekonomi politikalarının en önemli nihai amaçlarından biri ülkedeki toplam üretimi artırmak suretiyle iktisadi büyüme sağlamaktır. Bu büyüme sağlanırken de istihdam artırılmalı ve işsizlik oranları azaltılmalıdır. İstihdam yaratmayan büyüme, sürdürülebilir olmamakla birlikte gelir dağılımındaki adaletsizliği de artırır.

COVID-19’la beraber bütün dünyada işgücü piyasalarının alt üst olduğunu söyleyebiliriz. Özellikle hizmetler sektöründeki çalışanların büyük kısmı işlerini kaybetme riskiyle karşı karşıya kaldılar, bir kısmı da kaybettiler. Ülkeler de bu duruma karşı kendi politikaları çerçevesinde çeşitli önlemler geliştirmeye çalıştılar.

Türkiye’de bu dönemde kısa çalışma ödeneği uygulaması, işten çıkarma yasağı, ücretsiz izin gibi uygulamalar devreye alındı. Bu uygulamaların işgücü piyasasını bir miktar rahatlattığını ve bunun yanında da açıklanan işsizlik rakamlarının sürdürülebilirliği konusunda da soru işaretleri yarattığını söylememiz gerek. Salgın süresince alınan önlemler salgının etkisi azalınca ortadan kaldırılmak üzere devreye alındı. Fakat salgının etkisinin azalmaması bu önlemlerin kalıcı olmasına neden oldu. Maalesef bu da hem kamu hem de özel sektörün yükünü artırdı. Zaten son birkaç yılda çok parlak bir performans gösterdiğini söyleyemeyeceğimiz Türkiye ekonomisinin üstüne uzayan salgın süreci tuz biber ekmiş oldu. Bu bozulmanın da en net hissedildiği piyasa işgücü piyasası oldu.

İşgücü piyasasındaki bozulmanın salgınla başladığını söylemek yanlış olur. Türkiye, 2018 yılından beri artan bir işsizlik oranıyla karşı karşıya. İşsizlik ölçümü ve açıklanması noktasında ülkemizde bir kafa karışıklığı var. Bu karışıklığın temel sebebi işsizlik ölçüm yöntemi. Bu yazıda hem bu yöntemden biraz bahsedelim hem de son yıllarda ülkenin is gücü piyasası rakamlarına farklı bir pencereden bakmaya çalışalım.

Türkiye’de işsizlik oranları 2018 yılına kadar %10’lar seviyesinde giderken bu yıldan sonra 3-4 puanlık artışla oranın %13-14 bandına oturduğunu görüyoruz. Öncelikle bu oranın nasıl hesaplandığına bakalım. İş gücü istatistikleri anket sonucu belirleniyor. TÜİK’in gerçekleştirdiği “Hanehalkı İşgücü Anketi”ne anket katılımcılarının verdiği cevaplar sonucu biz istihdam ve işsizlik rakamlarına ulaşıyoruz. İşgücü piyasasına ilişkin en önemli büyüklükleri yıllar itibariyle aşağıdaki tabloda gösteriyorum.

İşsizlik ve istihdam nasıl hesaplanıyor?

Tablodaki “İşgücüne Katılım Oranı” son dönemde en kritik kavramlardan biri haline geldi. İstihdam ve işsizlik verileri hesaplanırken dikkate alınan kişi havuzumuz kurumsal olmayan çalışma çağındaki nüfustur. Anlamı; hastane, hapishane, kışla gibi yerler dışında ikamet eden 15 yaş ve üstündeki kişiler. Bu rakam Türkiye’de 2020 Temmuz itibariyle 62.6 milyon. Bu nüfus kendi içinde işgücü ve işgücüne dahil olmayanlar olmak üzere ikiye ayrılıyor. İşte işin kritik kısımlarından birisi burası. Kimler peki işgücüne dahil olmayanlar? a) İş aramayıp çalışmaya hazır olanlar b) Mevsimlik çalışanlar c) Ev işleriyle meşgul d) Eğitim/öğretim e) Emekli f) Çalışamaz halde g) Diğer. İlk madde olan “İş aramayıp çalışmaya hazır olanlar” dışındaki maddelerin anlamları açık. Fakat bu ilk madde izaha muhtaç.

TÜİK, metod gereği iş aramayan kişileri işgücü içinde saymıyor. Yani ankete katılanlar, iş aramak için son 4 hafta içinde iş arama kanallarından en az birini kullanmadılarsa işgücünün içinde sayılmıyorlar. İşte hem son 4 hafta içinde iş aramamış hem de 2 hafta içinde çalışmaya hazır kişiler “İş aramayıp çalışmaya hazır olanlar” grubu içinde sınıflandırılıyor. Bu grubu da iş bulma ümidi olmayanlar ve diğer olarak ikiye ayırıyoruz. 2018 Temmuz’dan 2020 Temmuz’a gelinirken “Kurumsal olmayan çalışma çağındaki nüfus ” yaklaşık 2 milyon artmışken, işgücü 1.3 milyon azalmış. Bunun sebebi 2018-2020 arası işgücüne dahil olmayan kişilerin sayılarının 3.2 milyon artmış olmasıdır. Bu artışın büyük kısmı olan 1.9 milyonunu yukarıda tarif ettiğim “İş aramayıp çalışmaya hazır olanlar” oluşturmaktadır. 1.9 milyonun 800 bini iş bulma ümidini yitirmiş vatandaşlarımızdır. Dolayısıyla nüfus artarken üzücü bir şekilde işgücü düşüyor.

İşgücünün “Kurumsal olmayan çalışma çağındaki nüfus”a oranı olan işgücüne katılma oranı yıllar itibariyle düşüyor. 2018 yılında %54.02 olan bu oran 2020 yılında %50.28’e gerilemiş durumda. Bu oranın gerilemesi hesaplama ve açıklanan işsizlik rakamları açısından çok önemli. Çünkü işgücü içindeki kişileri istihdam edilenler ve işsizler olarak ikiye ayırıyoruz. İşsizlik oranını da işgücünün içindeki işsizleri toplam işgücü sayısına bölerek buluyoruz. Bir kişi, işsiz sayılması için hem istihdam halinde olmamalı hem son 4 hafta içinde iş aramak için iş arama kanallarından en az birini kullanmış olmalı hem de 2 hafta içinde işbaşı yapabilecek durumda olmalı. Yukarıdaki hesaptan çalışmayan kişilerin bir kısmının iş aramadıkları için işsiz statüsünden çıktığını görüyoruz. Bu da bizi nüfus artışına rağmen çalışan sayımızda bir artış yokken işsiz sayısında bir azalma olması gibi garip bir sonuca götürüyor.

İşsizlik oranı out istihdam oranı in!

Böyle bir gariplik olmasaydı, yani 2 yıl içinde işgücüne katılım oranı %54.02’den %50.28’e düşmeseydi bakalım Türkiye’nin işsizlik oranı kaç olacaktı. 2020 yılı kurumsal olmayan çalışma çağındaki nüfus62.6 milyon kişidir. İşgücüne katılım oranı %54.02 olsaydı işgücü rakamı 33.8 milyon olacaktı. 2020 Temmuz itibariyle istihdam edilen kişi sayımızın da 27.2 milyon olduğunu biliyoruz, dolayısıyla geriye kalan 6.6 milyon kişi işsiz statüsünde raporlanacaktı. Bu durumda da 6.6 milyonun 33.8 milyona oranı olan işsizlik oranımız %19.4 olacaktı. (Hesaplamada kısa çalışma ödeneği, işten çıkarma yasağı, ücretsiz izin uygulamaları gibi işsizlik oranını baskılayıcı önlemleri dikkate almadım. Onların da dikkate alınmasıyla oran biraz daha yükselecektir.)

Bu garipliğin yaşanmaması için Türkiye’de işsizlik oranına bakmak yerine istihdam oranına bakmak daha faydalı görünüyor. İstihdam oranı toplam istihdam edilen kişi sayısının toplam kurumsal olmayan çalışma çağındaki nüfusa bölünmesiyle elde ediliyor. Yani bu rakam bize insan kaynağı havuzumuzun ne kadarını üretken bir şekilde çalıştırabildiğimizi gösteriyor. 2018 Temmuz’da %48.2 olan istihdam oranı, 2020 Temmuz itibariyle %43.5’e gerilemiş. Bu çok ciddi bir düşüş. Rakamsal olarak baktığımızda nüfus 2 milyon artmışken, istihdam edilen kişi sayısı tam tersine 2 milyon düşmüştür. Kaynakların zaten kısıtlı olduğu ülkemizde üretimde yer alan kişi sayısının da giderek düşüyor olması toplam üretim rakamını da doğal olarak aşağı çekiyor. Bunun yanında daha da önemlisi bizim bu yazıda rakam olarak yansıttığımız istihdam edilmeyen her bir vatandaşımız ciddi bir geçim sıkıntısıyla karşı karşıya kalıyor. Tolstoy’un Anna Karenina romanının meşhur ilk cümlesiyle bitirelim bu haftaki yazımızı;

"Mutlu aileler birbirlerine benzerler. Her mutsuz aileninse kendine özgü bir mutsuzluğu vardır."

Yorumlar

Yorum yapabilmek için lütfen giriş yapınız.
Giriş Yap