İşsizlikte büyük resim ne söylüyor?

Alaattin AKTAŞ
Alaattin AKTAŞ EKO ANALİZ ala.aktas@gmail.com

İşsizlikte büyük fotoğraf bize hiç de iyi şeyler söylemiyor.

✔ Son yedi yılda çalışma yaşına gelen her 100 kişiden 36'sı "Ben çalışmak istemiyorum" diyerek işgücüne dahil olmadı.

✔ Çalışmak istemeyenlerin sayısı 2.4 milyon. Eğer bu kişiler de işgücüne katılsaydı şu an işsiz sayımız yaklaşık 6.5 milyona ulaşacaktı.

Önemli olan tabii ki ormanı gözden kaçırmamak; ama önce ağaca, yani son aydaki duruma da bakalım.

İşgücü istatistikleri genelinde ağustos ayında önemli bir hareket gözlenmedi. İşsizlik oranı yüzde 12.1 ve temmuza göre değişiklik olmadı, istihdam ve işsiz sayılarında da fazla önemsenecek hareketler yaşanmadı. Ancak ağustosta her ne kadar toplam istihdam yalnızca 14 bin azalmışsa da sektörlere göre dağılımda çok büyük oynamalar yaşandı.

Ağustostaki istihdam temmuza göre sanayide 217 bin, inşaatta 83 bin, tarımda ise 26 bin kişi arttı. Buna karşılık hizmetler sektörü istihdamında 341 bin kişilik çok keskin bir düşüş kaydedildi.

Bunlar, mevsim etkisinden arındırılmış veriler. Doğrusu hizmetler sektöründeki 341 binlik istihdam kaybına anlam vermek çok güç. Özellikle turizmin zirve yaptığı ve çok canlı seyrettiği bir ayda hizmetler sektörü istihdamında 341 bin kişilik bir azalma var. Bu biraz da temmuzdaki istihdamın yüksek olmasından kaynaklanıyor ama yine de bir aydaki bu düşüşü izah etmek zor.

Bir kıyaslama yapabilmek için geçen yılın ağustosuna bakıyoruz, durum çok farklı. Geçen yılın ağustosundaki istihdam yine mevsim etkisinden arındırılmış verilere göre bir ayda 468 bin artmış ve bu artış tümüyle hizmetlerden kaynaklanmış. Hizmetlerdeki istihdam artışı 465 bin. Tarımda 104 bin azalma, sanayi ve inşaatta 102 bin ve 4 bin artış olmuş.

Geçen yıl ağustosta 465 bin artan hizmetler sektörü istihdamı bu yıl nasıl oldu da 341 bin geriledi acaba? Geçen yılki hareket mi yanıltıcıydı, bu yılki mi öyle?

Büyük fotoğrafta gördüklerimiz

Aydan aya olan hareketler de önemli tabii ki ama ağaca bakmaktan ormanı görememe durumuna düşmemek gerek.

İşgücü istatistiklerinde veri seti 2014 yılından bu yana olan dönemi kapsıyor. Dolayısıyla son yedi yıldaki hareketi görme şansımız var.

Ağustos ayları itibarıyla yaptığımız kıyaslama bize şunu gösteriyor:

- Yedi yılda 15 ve daha yukarı yaştaki nüfus 6.7 milyon arttı.

- Çalışabilir nüfus bu kadar arttı ama bu nüfusun 2.4 milyonu işgücüne katılmadı, yani çalışmak istemedi. Oran tam yüzde 36. Çalışma çağına giren her 100 kişiden 36’sı çalışmak istememiş.

- Diğer yandan 6.7 milyon kişinin 4.3 milyonu çalışmak istemiş ve işgücüne katılmış. Ancak bunların yaklaşık 3.2 milyonuna iş bulunabilmiş, böylece 1.1 milyon kişi işsiz kalmış. Yani son yedi yılda işsiz sayısı 1.1 milyona yakın artmış.

- Üstelik son iki yılda işsiz sayısında belirgin bir düşüş gözleniyor. Değerlendirme 2014-2019 dönemi için yapılmış olsaydı işsiz sayısındaki artış 1.7 milyon düzeyinde hesaplanacaktı.

- Peki, çeşitli nedenlerle işgücüne dahil olmayanlar çalışmak isteseydi... O durumda işsiz sayısında 2.4 milyon daha artış olacak ve yedi yıldaki artış da böylece 3.5 milyonu bulacaktı.

Kaldı ki fotoğraf net değil!

Büyük fotoğrafa bakalım bakmaya da, aslında bu fotoğraf da gerçek durumu çok net göstermiyor ki...

İşgücüyle ilgili verileri çok sağlıklı olarak ortaya koymak hiç kolay değil. Ama açıklanan verilerin Türkiye gerçeğini yansıtmaktan çok uzak olduğu da yalın bir gerçek olarak karşımızda duruyor.

Sokaktaki gerçek, TÜİK’in verileriyle uyuşmuyor.

Üç beş kişilik iş için binlerce başvuru yapılıyor olması herhalde bir gösterge.

Üniversite mezunlarının moto kurye olarak çalışmak durumunda kaldığı bir ülkede gerçek işsiz sayısı 4 milyon, işsizlik oranı da yüzde 12 dolayında olabilir mi?

İnşaat mühendisi olmuş genç moto kurye olarak çalışıyor. İktisat ya da işletme mezunu genç kızlar bir markette kasiyer olabilmeye uğraşıyor. Bazı bölümleri tercih edenler belki üniversite sınavını kazandıklarında mutlu oluyor ama daha okula adım attıkları gün mezun olduklarında ne yapacaklarının kaygısına düşüyor.

En küçük ilde bile birkaç üniversite... Niteliği giderek düşen öğretim üyesi kadrosu... Bazı bölümlerin hiç tercih edilmez hale gelmesi... Ve hekimlerin bile işsiz kalacağı bir döneme doğru koşar adım ilerleyen bir sistem...

Ama olsun; en azından görünürde işsiz sayımız 4 milyonun altında ya, işsizlik oranımızı da yüzde 12’lerde tutuyoruz ya, yeter!

Cari denge ağustosta fazla verdi, peki devamı gelir mi?

✔ Cari işlemlerde ağustosta turizm geliri sayesinde fazla verdik. Yılın son dört ayında ise böyle bir şansımız olmayacak. Hele hele giderek artan enerji fiyatları dikkate alınırsa...

Merkez Bankası Başkanı Şahap Kavcıoğlu son aylarda yaptığı konuşmalarda cari dengeyle ilgili olarak hep yılın kalan döneminde fazla verileceğinden söz etti. Aslında fazla verilmese ve yılın kalan dönemi sıfır açıkla kapatılsa bile 2021’in tümündeki açık 14.5 milyar dolar civarında kalacaktı.

Cari açık ilk yedi ayda 14 milyar dolayındaydı; ama belli ki tutarlar revize edilmiş ve ağustostaki 528 milyon dolarlık fazladan sonra da ağustos sonundaki açık 14 milyar olarak açıklandı.

Ağustosta niye fazla verildiğini öyle çok fazla irdelemeye de gerek yok. Yılın ilk yedi ayında 6.9 milyar dolar olan seyahat gelirine yalnızca ağustos ayında 3.7 milyar eklendi. Normali de budur; ağustos turizm açısından çok verimli bir ay oldu ve 3.7 milyar dolarlık gelirle birlikte cari fazla oluştu.

Kalan aylarda da fazla verilirse, tabii ki fazlanın tutarına bağlı olarak yıllık açık belki 12 milyara, 13 milyara, belki de daha aşağılara inecek. Ama daha önce de birkaç kez yazdık; Merkez Bankası bu tahmini dile getirirken orta vadeli programda 2021'in açık tahmini 21 milyar dolar olarak yer aldı.

Bu kadar farklılık kadı kızında bile olmaz!

Bir tarafta 21 milyar dolar açık, diğer tarafta bundan en az 7-8 milyar dolar daha az açık! Nasıl olacak bu? Kim, hangi veriyi esas alıyor ve nasıl öngörülerde bulunuyor ki böylesine farklı tahmin setleri ortaya çıkıyor?

Merkez Bankası şimdi tutup “Yılın kalan döneminde cari fazla demiştik, işte bakın fazla vermeye başladık” yaklaşımı sergiler mi? Pek sanmıyoruz ama belki.

Çünkü yakın geçmişte son dört ayında cari fazla verilen yıllar oldu. Örneğin 2018'in son dört ayında tam 8 milyar dolar fazla verdik. 2019'daki fazla da 2 milyar dolardı. Ama 2018’in çok olağandışı bir yıl olduğunu unutmamak gerek. O olağandışılığın bir benzerini bu yıl da mı yaşayacağız, Merkez Bankası’nın gerekçesi bu mu, bilmiyoruz. Merkez Bankası keşke bu cari fazla tezinin altını doldursa da kamuoyu da merakını giderse...

Yazara Ait Diğer Yazılar Tüm Yazılar
TÜİK’e açık çağrı! 06 Aralık 2021
Bir hafta izin... 22 Kasım 2021
Bakalım ne diyecekler! 18 Kasım 2021