İstihbarat savaşları; ABD'den İsrail'e kritik yaptırım kararı

Zeynep GÜRCANLI
Zeynep GÜRCANLI Yedi Düvel zeynep.gurcanli@dunya.com

İçinde bulunduğumuz internet çağında, artık herkesi izni ve bilgisi dışında izlemek, dinlemek, takip etmek mümkün.

ABD’nin konvansiyonel askeri güçlerini komuta ettiği Eurocom, Centcom gibi merkezlere ek olarak, ordu bünyesinde bir “siber komutanlık” kurması da, NATO’nun tehdit öncelikleri arasına siber saldırıları alması da boşuna değil.

Çağ, “teknik istihbarat savaşları” çağı.

Bunun son örneği geçtiğimiz hafta yaşandı;

ABD, İsrail merkezli NSO ve Candiru adlı siber istihbarat şirketlerini yaptırım listesine dahil etti.

Ünlü "Pegasus" yazılımını üreten şirket

Yaptırım kararı ABD Ticaret Bakanlığı’ndan geldi.

Gerekçe, NSO ve Candiru adlı şirketlerin faaliyetlerinin Amerikan ulusal güvenliğine dış politika çıkarlarına aykırı aktivitelere dahil olmaları.

İşin daha ilginci, söz konusu İsrailli şirketlerin ürettikleri yazılımları dünyaya satabilmek için İsrail Savunma Bakanlığı’ndan onay almış olmaları. Yani işin içinde bizzat İsrail hükümeti de var.

İsrail basınında yer alan haberlere göre, ABD’nin yaptırım kararını dünyadaki en kritik müttefiki olan İsrail’e, kamuoyuna açıklanmasından sadece bir saat önce bildirilmiş.  

Yaptırım uygulanan İsrail siber casusluk şirketlerinin ürettikleri en ünlü yazılım ise, son dönemde Türkiye’de çokça tartışılan “Pegasus.”

“Otoriter hükümetlere gazeteci ya da aktivistleri izleme imkanı veriyor…”

ABD Ticaret Bakanlığı’nın yaptırım kararında, özellikle dünyadaki otoriter yönetime sahip ülkelerin, söz konusu İsrailli şirketlerin yazılımlarını, ülkelerindeki muhalifleri, işadamlarını, gazetecileri ve aktivistleri izlemek için kulllandıkları vurgulanıyor. Kararda aynen şu ifade var;
“Bu şirketlerin ürünleri yabancı hükümetlerinin uluslar ötesi baskı uygulamasına, otoriter hükümetlerin ülkeleri dışındaki muhalifleri, gazetecileri, aktivistleri hedef almalarını ve seslerini kesmelerini sağlıyor…”

Pegasus yazılımının “müşterileri” arasında öne çıkanlar Suudi Arabistan, Macaristan, Hindistan, Meksika ve Fas.

En somut örnek Kaşıkçı olayı

Pegasus yazılımının adının geçtiği en bilinen olay ise Suudi muhalif gazeteci Kaşıkçı’nın İstanbul’daki Suudi Başkonsolosluğu’ndaki öldürülmesi;

Olayı araştıran uluslararası basın –aralarında Washington Post, The Guardian ve Le Monde gibi gazetelerin de yer aldığı 17 medya kuruluşunun oluşturduğu konsorsiyum- Kaşıkçı’nın tüm hareketlerinin, sık sık görüştüğü ülke dışındaki bir başka Suudi muhalifin telefonundaki casus yazılım sayesinde Suudi hükümeti tarafından izlendiğini, kendisine İstanbul Başkonsolosluğu’ndaki pusunun bu çerçevede kurulduğunu ortaya çıkarmıştı. Aynı gazeteler ayrıca, İstanbul’da Kaşıkçı davasını izleyen Türk savcının telefonlarının bile Pegasus aracılığıyla Suudi hükümeti tarafından dinlendiği iddiasını da paylaşmıştı.

Macron da Pegasus kurbanı…

Yine Pegasus yazılımının önce çıktığı bir başka olay ise, bizzat Fransa Cumhurbaşkanı Emanuel Macron’un bu casus yazılım aracılığıyla izlenmesi olmuştu. Fas hükümetinin satın aldığı Pegasus yazılımı aracılığıyla Macron’un cep telefonunu dinlediği belirlenmiş, konu Fransa ve İsrail arasında diplomatik krize yol açmıştı. Kriz, Macron ve İsrail Başbakanı Bennett’in Glasgow’daki İklim zirvesinde yaptıkları görüşme sırasında, Bennett’in İsrail üretimi casus yazılımların Fransız hedeflere karşı kullanılmayacağına garanti vermesi üzerine çözülmüştü.

Son dönemde açıklamaları Türkiye’de tartışma yaratan, suç örgütü lideri Sedat Peker de bir Türk işadamı aracılıyla İsrail üretimi casus yazılımların Türk hükümetine satıldığını iddia etmiş, ancak bunun Pegasus yazılım olup olmadığı konusunda ayrıntı vermemişti.

Son dönemde Washington ile, Pekin ve Moskova arasında siber casusluk konusunda karşılıklı iddialar, yaptırım kararları, itiş-kakış iyiden iyiye artmıştı. Hatta işin içine, son zirve toplantılarında siber güvenlik konusunu İttifak’ın “öncelikli tehdit algılamaları” arasına dahil eden NATO bile girmişti.

Ancak belli ki, konu siber güvenliğe gelince, ortada ne ittifak, ne de müttefik kalmıyor.

İki NATO müttefiki, Biden’ın “demokrasi zirvesine” davet edilmedi

Joe Biden’ın Başkanlığı’ndaki ABD yönetimi, göreve geldiği günden itibaren “müttefikleriyle birlikte hareket edeceğini” pek çok vesileyle vurguladı. Ancak uygulama, bunun böyle olmadığını gösteriyor;

Bu açıdan bakınca, ABD’nin en kritik  “müttefikini”, İsrail’i, casus yazılımlar nedeniyle yaptırım listesine almış olması manidar.

Yine ABD, daha birkaç ay önce Avustralya ve İngiltere ile birlikte geliştirdiği AUKUS projesinde NATO müttefiki Fransa’yı resmen dışlamış, Paris’in büyük tepkisine neden olmuştu.

Şimdi ise ABD Başkanı Biden’ın seçim kampanyasındaki vaatlerinden olan “dünya demokrasi zirvesi”nde, Washington’un iki NATO müttefikini, Macaristan ve Türkiye’yi dışlaması gündeme geldi. Ne AK Parti hükümeti, ne de Macaristan’daki Victor Urban yönetimi Washington’da Aralık ayında yapılacak “demokrasi zirvesine” çağrılmadı Amerikan basınına göre.

Bunların hepsi, siber çağ ile birlikte artık geleneksel ittifakların da yerlerini yenilerinin aldığını gösteriyor;

Siber çağ belli ki “değişen ittifaklar” dönemi olarak anılacak…

Yazara Ait Diğer Yazılar Tüm Yazılar
Güven meselesi 29 Eylül 2022