8 °C
Alaattin AKTAŞ
Alaattin AKTAŞ EKO ANALİZ ala.aktas@gmail.com

İyi ki faize karşıyız, iyi ki borçlanmaya sıcak bakmıyoruz!

Ya tersi olsa ne olurdu acaba diye düşünmeden edemiyor insan. Faize, hele hele yüksek faize karşıyken ve borçlanmaya mesafeli duruyorken böylesine bir tabloyla karşı karşıya kalmışsak, kim bilir aksi durumda neler yaşardık neler...

Hazine ve Maliye Bakanlığı’nın verileri gösteriyor ki yalnızca merkezi yönetim son on beş yılda iç ve dış borç için toplam 2.5 trilyon liraya yakın ödeme yaptı. Geçen yılın verilerinin ilk on bir ayı kapsadığını, yani tam on beş yılın oluşmadığını da belirtelim.

2005-2019 dönemini kapsayan bu on beş yıldaki ödemenin 1 trilyon 689 milyar lirası anaparadan, 794 milyar lirası ise faizden oluşuyor.

Toplam 2.5 trilyon liraya yaklaşan ödemenin 2.1 trilyonu iç borç, 395 milyar lirası da dış borç. Dış borç tabii ki dolar bazında izleniyor. Biz tablomuzda dolar bazındaki ödemeyi veriyoruz, ayrıca ilgili yıllardaki ortalama kurdan hesaplamak suretiyle TL bazındaki ödemeyi de bilgi olarak aktarıyoruz.

Bu on beş yıllık dönemde dış borç için 110.5 milyar dolar anapara, 63 milyar dolar da faiz ödemesi gerçekleştirildi.

Özellikle dış borç açısından bir gerçeğin altını çizmekte yarar var. Bu faiz, elbette tümüyle ilgili dönemde ödenen anaparanın faizi değildir. Daha önceki dönemde kullanılan borcun faizinin bir kısmı da bu dönemde ödenmiş olabilir. Ama şu da bir gerçek; son yıllardan 2019 sonrasına sarkan faiz de vardır.

Saatte 6 milyon TL faiz

Anapara olarak ödediğimiz para zaten emaneten aldığımız bir tutara işaret ediyor. Önemli olan bu anapara karşılığında ne kadar faiz ödediğimiz.

Yaklaşık on beş yıllık dönemdeki faiz ödememizin 793.6 milyar lira olduğunu belirttik.

Gelin bir hesap yapalım.

İç ve dış borç için yaklaşık on beş yılda 793.6 milyar lira faiz ödediğimize göre; Demek ki yılda 53 milyar lira...

Ayda 4.4 milyar lira... Günde 147 milyon lira... Saatte de 6 milyon lira faiz ödemişiz...

On beş yıl boyunca saat başına 6 milyon lira!

Faize karşı olmak da böyle bir şey olsa gerek!

Elimizi kaptırdık bir kere

Tam “eli kaptırıp kolu kurtaramama” durumu.

Yurt içinde bir dönem “vergi alma borç al” politikası izledik. Sonra istesek de vergi alamaz hale geldik.

Doğrudan vergi tahsilatı düştükçe, dolaylı vergiye yüklendik de yüklendik. Bu yüzden vergi adaletsizliği tavan yaptı. Gelire göre değil, harcamaya göre vergi almaya başladık. Bir paket sigara içen asgari ücretli de aynı vergiyi ödüyor; yat sahibi de... Bir litre benzin alan memur da aynı vergiyi ödüyor, milyarlık yatırımları olan işadamı da...

★★★

Dış borç, iç borçtan çok daha önemli bir sorun tabii ki...

Dış borç aldık almaya da bu borcu pek de üretim amaçlı yatırımlarda kullanmadık. Bu para elbette işe yaradı; ama bu dış borçla yapılan tesisler ne kendi borcunu ödeyebilecek nitelikteydi, ne istihdama kayda değer bir katkı söz konusu oldu, ne yeni vergi doğdu. Çünkü bu borcu daha çok inşaata kullandık.

Şimdi eski borçları ödeyebilmek için yeni borç almak durumundayız. Çünkü borç ödeme kapasitesi yaratacak ölçüde döviz kazanamıyoruz.

Sonuç ortada, öde öde bitmeyen bir borç!

Üstelik, girişte de belirttik, bu ödemeler yalnızca merkezi yönetimin borçlarını kapsıyor. Belediyelerin borçları ayrı, özel sektörün borçları ayrı.

Çok borçlandıkça yüksek faize razı olacağız ve aldığımız bu yeni borç da biraz önce belirttik, ağırlıklı olarak eski borçları kapatmaya gidecek.

Yıllar sürecek bir kısır döngü...

Yorumlar

Yorum yapabilmek için lütfen giriş yapınız.
Giriş Yap