Jackson Hole makaleleri Fed politikasına dair ne ima ediyor?

Hakan KARA
Hakan KARA Serbest Kürsü hkara@bilkent.edu.tr

Geçtiğimiz hafta ABD Merkez Bankası’nın (Fed) en popüler yıllık konferanslarından biri olan Kansas City Jackson Hole toplantıları gerçekleşti. 2013 yılında o dönemin Fed Başkanı Bernanke’nin herkesi şok eden “taper” (parasal genişlemeden çıkış) konuşmasından sonra bu toplantılar piyasa tarafından ayrı bir ilgiyle izlenir oldu. Tabi bu yıl da herkes Başkan Powell’ın konuşmasında vereceği taper sinyaline odaklandı. Powell’ın tahvil alımlarını yavaşlatma sürecine yılsonuna kadar başlanabileceğini açıklaması toplantının en ilgi çeken kısmı oldu. Sunulan akademik makaleler ise popüler basında pek yer almadı.

Oysa Powell’ın konuşması çok standart ve beklendiği gibiydi. Konferansa dahil edilen çalışmalarda ise para politikasına dair oldukça faydalı ve ilginç bilgiler vardı. Doğrudan para politikası ile ilişkili olabilecek üç makale sunuldu:

İlk makalede MIT, Harvard, Chicago, Nortwestern üniversitelerinden dört akademisyenin imzası var. Çalışma, COVID-19 sonrası dinamikler göz önüne alındığında, ABD’de yüksek enflasyonun kötü bir şey olmadığını ima ediyor. Yani enflasyon uzun süre yüksek kalsa bile Fed’in gevşek durmasının makul olacağına işaret ediyor. Bunun nedeni pandemi döneminde sektörler arasında ciddi ayrışmalar olması. Güncel tartışmalarda “K tipi büyüme” olarak da ifade edilen bu ayrışma, yüksek enflasyonla yüksek işsizlik gibi iki olumsuz gelişmenin aynı anda gözlenmesine neden olmakta. Tabii bu arzulanan bir durum değil. Olumsuz etkilenen sektörlerden diğer sektörlere doğru bir işgücü kayması olmalı ki dengelenme çabuk sağlanabilsin. Yazarlar ekonomiyi bir süre sıcak tutup yüksek enflasyon yaratmanın bu sürece destek vereceğini savunuyorlar.

Mekanizma şöyle işliyor: Ücretlerin aşağı yönlü katı olması nedeniyle olumsuz etkilenen sektörlerde ücretler sabit kalıyor. Olumlu etkilenen sektörler ise çalışanlarına enflasyon kadar ücret artışı verebiliyor. Enflasyonun yüksek olması, olumsuz etkilenen sektörlerde çalışanların ücretlerini reel olarak eriterek ve diğer sektörlere kaymasını teşvik ediyor. Sonuç olarak makale, bu dönemde yüksek enflasyonun tercih edilebileceğini söylüyor. Dolayısıyla, işgücü dağılımının tekrar etkin bir şekilde oluşabilmesi için Fed’in bol para ortamını uzun müddet sürdürmesi gerektiği ima ediliyor. Güvercinlerin arayıp da bulamayacağı bir sonuç.

İkinci makale işgücüne katılım üzerine. Texas-Austin ve Michigan Üniversitesinden iki akademisyene ait. Yazarlar işsizlik oranındaki artışın zaten işsiz olanların ümidini kırarak işgücünden dışarı ittiğini buluyorlar. Buna göre işsizlikte her 1 puanlık düşüş işgücüne katılımı 0,65 puan artırıyor. Sonuçlar, Fed’in sıkılaştırma zamanlamasına karar verirken, sadece işsizlik oranını değil işgücüne katılımı da ağırlıklı olarak dikkate alması gerektiğine işaret ediyor. Buna göre ekonominin uzun süre sıcak tutularak işgücüne katılım oranlarının önemli ölçüde artırılması gerekiyor. Bu makale de oldukça güvercin.

Üçüncü makale doğal reel faiz oranı ile ilgili. Doğal faiz oranı merkez bankalarının sıkça referans verdiği bir kavram. Ekonomiyi ne çok ısındıran ne de çok soğutan “makul” bir reel faiz oranını temsil ediyor. Fed projeksiyonlarını yaparken uzun vadede doğal faiz oranını referans alır. ABD’de doğal faiz oranının son 20 yılda 2-3 puan düşerek sıfırlara doğru geldiği tahmin edilmekte. Makale, dünyada ve ABD’de doğal faiz oranının düşmesinde gelir adaletsizliğinin etkili olduğunu savunuyor. Gelir dağılımı sorunu kısa vadede çözülmeyeceğine göre, çalışmanın sonuçları faizlerdeki düşüşün kalıcı olduğunu ve eski seviyelerine dönmeyeceğini söylüyor.

Bütün bu çalışmaların işaret ettiği ortak fikir, ABD’nin faiz artırımında acele etmemesi gerektiği. Enflasyonun geçici mi kalıcı mı olduğu hala tartışma konusu fakat Jackson Hole’da sunulan makaleler bu aşamada dert edilmemesi gerektiğini ima etmekte.

Ne var ki bu makalelerin hiçbiri varlık fiyatlarındaki şişkinliklerin olumsuz etkisini dikkate almamış. Aslında Fed’in gevşek para politikasının getirdiği bu tür risklere dair Fed dışındaki saygın akademisyenlerden önemli uyarılar var. Eleştirilerin merkezinde gevşek para politikasının hisse senedi ve konut fiyatlarını aşırı artırarak servet eşitsizliğini olumsuz etkilediği ve bunun da toplam finansal tasarrufları artırmak yoluyla faizleri daha da düşüren bir sarmala dönüştüğü görüşü var. Fakat bu tür karşıt fikirlere konferans programında pek yer verilmemiş, bir tercih meselesi.

Özetle, sunulan tüm makalelerde verilen mesajların Fed’in güvercin duruşunu desteklediğini söyleyebiliriz. Bunun tesadüf olmadığını düşünüyorum, büyük ihtimalle tepedeki hâkim havayı yansıtıyor. Powel’ın 2022 yılının başlarında görev süresinin dolacağını ve yeniden atanma sürecinin değerlendirilme aşamasında olduğunu da dikkate alırsak, para politikasına dair mesajlar piyasaları ürkütmeden en yumuşak şekilde verilecek gibi görünüyor.

Not: Bahsi geçen çalışmalara ulaşmak için:

https://www.kansascityfed.org/research/jackson-hole-economic-symposium/macroeconomic-policy-in-an-uneven-economy/

Yazara Ait Diğer Yazılar Tüm Yazılar
Hangi çekirdek? 21 Eylül 2021
Deja vu 06 Nisan 2021
Sabrın sonu selamet mi? 15 Şubat 2021