Jeopolitik iklim değişikliği

Dünya'yı haber kaynağınız olarak eklemek için tıklayın!

Dünya sathında içinden geçtiğimiz süreç, eko­nomik, sosyolojik, jeopolitik ve psikolojik kriz­lerin eş zamanlı olarak ortaya çıktığı, birbirilerini beslediği ve derinleştirdiği olağanüstü yıkıcılıkta bir “kusursuz fırtınayı” (perfect storm) andırıyor. Bildiğimiz değerler, normlar ve kurumlar birbiri ardına çöküyor. Milyarlarca insanın ne liderliğe, ne paraya, ne metale, ne devlete, ne cemaate, ne akade­miye, ne kiliseye, ne geçmişe, ne de geleceğe güve­ni var. Sadece fırtına geçinceye kadar çoluk çocuk başımızı sokabileceğimiz bir sığınak arayışındayız. Lakin sizlere kötü bir haberim var zira bu fırtına ge­çici değil kalıcı. Üstelik de artık konumuz meteoro­lojik bir afet değil tüm evreni kuşatıcı uzun erimli bir iklim değişikliğinden bahsediyoruz.

Krizler esasen uluslararası sistemin değişmez dinamiği. Bu nedenle bir krizin çıkmasından çok yönetilemez hale gelmesi tehlikeli olan durum. Savaşlar her zaman çıktı; ekonomik şoklar hep ol­du; suikastler, darbeler, afetler yani genel gidişatı değiştirebilecek beklenmedik iniş çıkışlar her za­man vardı. Ancak bu ani dalgalanmalara karşı sis­temin görünmeyen amortisörü olarak kurumlar, kurallar, diplomasi ve karşılıklı bağımlılık dediği­miz o muhteşem olgu kendini gösterirdi.

Bugün sarsıntıların ve yol üstündeki çukurla­rın daha fazla hissedilir olmasının en temel sebebi şok dalgalarını emici ve düzenleyici amortisörle­rin devreden çıkmış olması ve her şokun doğrudan bünyenin bütününe vurması. Ekonomik şokları kalıcı krizlere, jeopolitik sorunları doğrudan çatış­ma riskine, teknolojik sıçramayı da bir varoluşsal soruna döndüren şey de bu. Arada herhangi bir yu­muşatıcı, dengeleyici bariyerin kalmamış olması.

İklim neden buz denizi?

Soğuk savaşın bitiminde iklim tatlı tatlı ısının­ca “iklim değişir de Akdeniz olur diye düşünüp gü­lümsemiştik”. Antlaşmalara, kurumlara, ideallere güvenimiz vardı. Kurumlar bazen yavaş işlese de bir şekilde çalışırdı. Bugün havalar soğuduğunda ilk donan alan maalesef tam da burası; tüm denizin yüzeyini kaplayan o “güven” katmanı.

Devletler artık kurumlar değil liderler (çoğu gü­venilmez bulunuyor) düzeyinde temsil ediliyor ve bu seçilmiş krallar arasında ivmesi sürekli değişen bir pazarlıklar silsilesi var. İlginç olan kritik bir ko­nuda harika bir anlaşma yaptıklarını iddia eden li­derlerin aynı gün içerisinde rakip diğer liderle yap­tıkları ve tamamen aksi istikametteki bir toplantı­dan da aynı cümlelerle çıkabilmeleri. Devletlerin en üst düzeyini temsil eden liderler, “5 dakikada deği­şir bütün işler” sloganına uyumlu görünüm veriyor­lar. Liderler arasında gerçek bir bağ kurmak ise im­kansız, yalnızca mecburi ve tedirgin bağlantılar var.

Tam da bu nedenle politik iklim empati, uzun vadeli vizyonlar ve kurumsal süreklilik gibi kav­ramları değil kısa vadeli kazanç ve iç politik önce­likler üzerinden şekilleniyor. Liderler iklimi yu­muşatmak yerine buz üstünde kaymayı öğrenmeye çabalıyorlar. George Kennan “soğukluk bazen sa­vaşın değil güvenin yokluğudur” diye tanımlar or­tamın buz kesmesini. Bu iklimde diğer her şey gi­bi ilişkiler de karşılıklı güvensiz, son derece sert ve soğuk, esnekliği az ve kırılganlığı yüksek, somut ve gerçek olan her şeyinse üzeri kat kat örtülü. Henüz yeni çağın ısıtıcı ateşi de keşfedilmedi.

Nihilist penguenler iklimi

Bir süredir sürüsünü terk edip bambaşka bir yöne doğru giden nihilist pengueni dilimize dolamış va­ziyetteyiz. Onun dünyası ile bizim ona yüklediğimiz anlam bambaşka olsa da yönünü kaybetmiş bir pen­guenciğin, diğerlerini terk edebilme kudretini ken­di çaresizliğimizi yansıtan bir çıkış penceresi gibi konumlandırmayı tercih ettik. Oysa o sadece yolu­nu ve yönünü kaybetmişti ve sonu ölümle bitecek bir yolculuğa çıkmıştı. Terk edişi bilinçli bir seçim değil, bir yön kaybından kaynaklansa da biz yine de penguenimizi çok sevdik; kendimizle özdeşleştir­dik. Hatta Trump bile elini tutup, onu Winter Won­derland yapmaya niyetlendiği Grönland’a götürdü­ğü bir yapay zekâ paylaşımı yapmayı ihmal etmedi.

Tüm bu görsellikler, kullanılan metaforlar, slo­ganlar özünde ekopolitik iklimin nasıl değiştiği­nin de bir göstergesi. Trumplar gelir geçer; ve hat­ta olayı ondan ibaret sananlar fırtına geçti diye de sevinebilirler. Ancak fırtına sadece bir semptom. Esas olan iklimin değişmekte oluşu. Hukuk kural­ları, para ve değer birimleri, seçim sistemleri, de­mokrasi ve insan hakları tanımları, güvenlik risk­leri, liderlik tipolojileri, devlet yani siyasi merkez ile insan arasındaki ilişkiler, diplomasinin kural­ları toptan değişecek. Devletlerin egemen eşit­liği ve sınırların dokunulmazlığı ilkesi zaten ra­fa kalkmış durumda; bu daha da belirginleşecek. Maalesef buz tutacağız. Fırtınadan kaçmak için sığınak aramak yerine, bol fırtınalı, tipili, sağa­nak yağışlı bu yeni dünyada sağlam mimariler, da­yanıklı yapılar inşa etmenin yollarını bulmalıyız.

Bu yeni bir sömürgeleştirme ve coğrafi payla­şım döneminin başlangıcı. Arz ve üretim alanları ve ticaret güzergahları yeniden belirlenecek. Zira bir önceki jeopolitik planlama eski değerlerin ışı­nında ve genellikle petrol bazlı olarak yapılmıştı. Şimdi ise tekno oligarkların liderliğinde nadir ele­mentler, yapay zekâ, uzay ve biyoloji araştırmaları merkezde tutan yeni bir jeopolitik tasarımın inşası aşamasındayız.

Bugünün statükosu II. Dünya savaşının beş ga­libinin şekillendirdiği bir atmosferde yapılmış­tı. Şimdi ise bırakın bu beş devleti, yeni jeopolitik mücadelede artık devlet olmayan tekno aktörler de devrede olacaklar. Belki de bu varlıkları ile bir son­raki küresel savaşın nedeni olacaklar.

Yazara Ait Diğer Yazılar
Piyasa Özeti
Borsa 14.493,09 0,32 %
Dolar 46,3114 0,04 %
Euro 53,9544 0,40 %
Euro/Dolar 1,1611 0,02 %
Altın (GR) 6.567,48 -0,33 %
Altın (ONS) 4.330,93 -0,01 %
Brent 79,2570 -4,45 %