Jeopolitik kırılma derinleşirken enflasyonla mücadele

Dünya'yı haber kaynağınız olarak eklemek için tıklayın!

Türkiye’de nisan enflasyon verisi, beklenti­lerin şekilde üzerinde gerçekleşerek fiyat­lama davranışlarındaki bozulmanın sürdüğünü ortaya koydu. Enerji ve gıdadaki sert artışların etkisiyle aylık TÜFE %4,18’e, yıllık enflasyon da %32,37 seviyesine çıktı. Gerek Cumhurbaşkanı Erdoğan gerekse Hazine ve Maliye Bakanı Meh­met Şimşek, mevcut dezenflasyon programına bağlılık mesajlarını sürdürürken; piyasa tarafın­da ise hedefler ile gerçekleşmeler arasındaki ma­kasın giderek açıldığı yönünde değerlendirmeler ağırlık kazanıyor.

14 Mayıs’ta revizyon kaçınılmaz mı?

14 Mayıs’ta TCMB tarafından açıklanacak Enflasyon Raporu, yalnızca teknik bir güncelle­me değil; aynı zamanda politika kredibilitesi açı­sından da kritik bir eşik niteliği taşıyor. Raporun, yıl sonu tahmin patikasında anlamlı yukarı yönlü revizyonlar içermesi bekleniyor. Özellikle enerji fiyatlarında savaş kaynaklı yükseliş, gıda enflas­yonundaki ivmelenme ve hizmet sektöründeki katılık, mevcut tahmin setinin sürdürülebilirli­ğini zorlaştırıyor.

Sanayi üretimi tarafındaki görünüm ekonomi­deki yavaşlamanın derinleştiğine işaret ediyor. İmalat sanayi PMI endeksi nisanda 45,7’e geri­leyerek Eylül 2024’ten bu yana en düşük düzeyi gördü. Özellikle iç talepteki zayıflama ile yüksek faiz ortamının birleşmesi, üretim iştahını sınır­layan temel unsurlar arasında öne çıkıyor.

Şartlar değişti

Bu çerçevede mevcut ekonomi programının, değişen küresel konjonktür ve içeride oluşan ye­ni dinamikler ışığında güncellenmesi gerektiği yönündeki görüşümü koruyorum. Çünkü prog­ramın kurgulandığı dönemdeki küresel finansal şartlar ile bugün karşı karşıya olduğumuz tablo arasında belirgin farklar bulunuyor. Enerji fiyat­ları yeniden yükseliş eğiliminde, ticaret savaş­ları sertleşiyor ve jeopolitik risk primi giderek büyüyor.

TCMB’nin reel efektif döviz kuru endeksi ni­san ayında son 6 yılın zirvesine ulaşırken, özel­likle ihracatçı kesim açısından rekabet baskısı daha görünür hale geliyor. Reel sektör temsilci­leri, maliyetlerin döviz bazında hızla yükseldiği bir dönemde Türkiye’nin “çok pahalı ülke” konu­muna sürüklendiğini daha yüksek sesle dile ge­tirmeye başladı.

Net yabancı para pozisyonunda enflasyon ve­risi sonrası kısa süreli bir bozulma yaşansa da sonraki günlerde kısmi toparlanma dikkat çekti. Yurt içi yerleşiklerin döviz tevdiat hesaplarında çözülmenin sürmesi ise, yüksek jeopolitik risk ortamına rağmen dolarizasyon eğiliminin kont­rollü kaldığını gösteriyor.

Küreselde Trump-Xi zirvesi

Küresel tarafta piyasalar bir yandan savaş risklerini fiyatlarken diğer yandan güçlü ABD ve­rilerinin desteğiyle dirençli görünümünü koru­yor. ABD’de tarım dışı istihdam verisinin beklen­tilerin üzerinde gelmesi ve şirket bilançolarının güçlü seyri, özellikle teknoloji hisselerinde alım­ları desteklemeyi sürdürüyor. Nasdaq endeksi yükselişini sürdürürken Intel ce Alphabet hisse­lerinde görülen sert primlenme dikkat çekiyor.

Küresel cephede haftanın en kritik başlıkla­rından biri ise ABD Başkanı Donald Trump ile Çin Devlet Başkanı Xi Jinping arasında gerçek­leşmesi beklenen temas olacak. 13-15 Mayıs ta­rihleri arasında Pekin’de yapılması planlanan görüşmenin; ticaret savaşlarından teknoloji re­kabetine, enerji güvenliğinden Tayvan ve Orta Doğu eksenindeki jeopolitik başlıklara kadar ge­niş bir gündemi kapsaması bekleniyor. Özellik­le son dönemde sertleşen korumacı politikalar sonrasında iki ülke arasında verilecek mesajla­rın tonu, küresel piyasalarda yaz aylarının yönü­nü belirleyebilecek potansiyele sahip.

Ancak enerji ve gıda fiyatlarındaki yükseliş, küresel enflasyon riskinin yeniden canlandığını düşündürüyor. Brent petrolün 100 doların üzeri­ne yerleşme eğilimi göstermesi ve FAO gıda fiyat endeksinin son üç yılın zirvesine çıkması, önü­müzdeki dönemde merkez bankalarının işini da­ha da zorlaştırabilir.

TÜİK’in yayımladığı perakende ticaret veri­leri, savaş ve belirsizlik ortamına rağmen tüketi­min tamamen durmadığını; ancak kompozisyon değiştirdiğini gösteriyor. Teknoloji ürünlerinde “fiyatlar daha da artmadan alım yapma” refleksi öne çıkarken, kozmetik ve kişisel bakım tarafın­daki hareketlilik klasik “lipstick effect” dinamik­lerini hatırlatıyor. Buna karşın dayanıklı tüketim ve mobilya gibi yüksek bütçeli harcamalarda be­lirgin yavaşlama görülüyor. Tüketici harcamaya devam ediyor ancak artık çok daha seçici davra­nıyor.

Sonuç olarak Türkiye ekonomisi, bir yandan enflasyonla mücadele programını sürdürmeye çalışırken diğer yandan küresel jeopolitik kırıl­maların ve içeride derinleşen maliyet baskısının etkilerini aynı anda yönetmeye çalışıyor. Önü­müzdeki süreçte ekonomi yönetiminin vereceği mesajların yanı sıra, politika setinde olası gün­cellemelerin tonu da piyasaların ana gündem maddesi olmaya devam edecek.

Yazara Ait Diğer Yazılar