16 °C
İlter TURAN
İlter TURAN SİYASET PENCERESİ dunyaweb@dunya.com

Jeopolitikte saflar yeniden mi oluşuyor?

Geçen hafta savaş lordu General Halife Hafter’in nüfuzunun zayıfladığı Libya’daki gelişmeler üzerine eğilmiştik. Türkiye‘nin de desteklediği Ulusal Mutabakat Hükümeti, Hafter’e bağlı güçleri Trablus’tan uzaklaştırmaya başlıyordu ve Libya’daki iktidar sorununa müzakereler yoluyla bir çözüm bulunması olasılığı geçmişe göre çok artmıştı. Bu hafta Doğu Akdeniz’de enerji kaynaklarına ilişkin olarak yürütülen mücadelede de olayların Türkiye’ye lehinde bir gelişme gösterdiğine şahit olduk. Bilindiği gibi, Libya Doğu Akdeniz’deki anahtar ülkelerden biri. Değindiğimiz iki gelişme birbiriyle de bağlantılıdır. Gelişmeler Türk dış politikası açısıdan nasıl yorumlanmalı?

Okuyucularımız korona haberlerine boğulmuş durumda. Doğu Akdeniz’de son günlerde neler olduğunu kısaca özetleseniz.

Son günlerde iki önemli gelişme yaşandı. İlkin, NATO Genel Sekreteri Jens Stoltenberg ittifakın Ulusal Mutabakat Hükümeti’ni tanıdığını ve onu desteklediğini beyan etti. Bu, General Hafter’i desteklemeye yönelen Fransa’nın politikasının zıddı bir açıklamadır. İkinci olarak, Mısır, Yunanistan, Kıbrıs Rum Yönetimi ve her ne sebeptense Fransa ve Birleşik Arap Emirlikleri gibi alan dışı iki ülke ortak bir bildiri yayınlayarak Türkiye’nin Doğu Akdeniz’deki enerji arama ve askeri faaliyetlerini eleştirdiler. Bilindiği üzere Mısır, Yunanistan, Kıbrıs Rum Yönetimi ve İsrail, Türkiye’yi kale almadan Doğu Akdenizi kendilerine ait münhasır ekonomik alanlara ayırarak paylaşmış bulunuyorlar. Olayın ilgi çeken yönü, İsrail’in bildiriyi imzalamamış olmasıdır. Bu konudaki soruya İsrail Dışişleri sözcüsü ülkesinin Türkiye ile ilişkilerden gurur duyduğunu ve daha da gelişmesini beklediğini ifade eden bir tweet ile cevap verdi. Bu Doğu Akdeniz’deki Türk karşıtı cephede önemli bir çatlağa işaret ediyor.

Bu değişiklik nereden kaynaklanıyor?

İsrail’in tutumunu açıklayan farklı iddialar var fakat kanımca en inandırıcı cevabı dünya enerji durumuna bakarak varacağımız sonuç verecektir. Enerjiye olan talep beklenmedik bir hızla düşmektedir. Bu sadece salgından kaynaklanan bir gelişme olmayıp salgın öncesi başlayan iktisadi durgunluğun bir sonucudur. Genel değerlendirme, Doğu Akdeniz’deki gaz rezervlerinin büyük yatırımları haklı kılmayacak kadar zayıf olduğudur. Bu gazın Avrupa piyasalarına sevki çok pahalı olacak ve maliyetini kurtaramayacaktır. Ayrıca çatışmacı yaklaşımların egemen olduğu bir bölgeye böyle bir zamanda yatırım yapılması konusunda ısrar etmenin anlamı yoktur. Bu tespitlerin salgın başlamadan önce de geçerli olduğunu burada hatırlatalım.

İsrail gelecekte ilişkilerin daha iyi olduğu bir dönemi tahayyül ederek, bölgenin en büyük ekonomisine ve askeri gücüne sahip ve kendisi yanında teknolojisi en ileri olan Türkiye ile hasmane ilişkiler içinde olmak istemiyor.

Jeopolitikte bazı değişmeler gerçekleşiyormuş gibi görünüyor. Ancak Fransa eski tutumunu sürdürüp bir yandan Hafter’I, diğer yanda Mısır-Yunanistan-BAE troykasını desteklemekte ısrar ediyor. Bunu nasıl yorumlayalım?

Fransa, mevcut koşulların kendisi için özgün bir fırsat ortamı yarattığını, bölgede geçmişe göre daha fazla nüfuz kurabileceğini düşünüyor olabilir. Suriye’nin doğusundaki mevcudiyeti bir yana bırakılırsa, Amerika bölgede havlu atacağa benziyor; zaten NATO’nun Avrupa savunmasındaki güçlü rolünü de terk etme eğiliminde. Fransa kendisinin hala büyük güç olduğunu hayal ediyor, dünyanın her bölgesinde etkili olmak istiyor. AB’ye baktığınızda, bazı gözlemciler, Amerikan liderliğinin olmadığı bir ortamda Almanya’nın birliğin iktisadi motoru olabileceğini, buna karşılık güvenlik ihtiyaçlarına da Fransa’nın cevap verebileceğini ileri sürüyorlar. Ben bu yaklaşımın gerçekçi olduğu kanısında değilim. AB’nin birçok üyesi Fransız askeri gücünün Birliğin savunmasının belkemiğini oluşturması fikrini desteklemeyecektir. Bütün bunlara rağmen yine de Fransa büyük devlet statüsünü geliştirerek bölgedeki kararlarda belirleyici rol oynayabileceğini ümit etmektedir.

Peki, İsrail Türkiye tarafına mı geçiyor?

Aslında İsrail Türk tarafına filan geçmiş değil. İlişkilerin iyileşmesinin önünde çok sayıda engel var. İsrail, Doğu Akdeniz’de Türkiye’yi tamamen dışlamayı amaçladığı aşikar olan bir konferans sonrası yayınlanan bildiriye imza atmayı reddetti. İsrail’in siyaseti daha ihtiyatlı ve provokatif olmaktan uzak duruyor. İsrail dış siyasetini ve uygulamaya geçirilmesini şekillendirirken daha uzun vadeli bir çerçevede düşünüyor. Türkiye ile tamamen hasmane ilişkiler içinde olmanın iyi bir fikir olmadığının idraki içinde. Kanaatimce İsrail Türkiye ile ilişkilerinin daha iyi olmasını samimiyetle istemektedir ki, ben de bunun iyi bir strateji olduğunu düşünürüm. Ben de Türkiye’nin Orta Doğu’da İsrail ile daha iyi ilişkiler içinde olmasını arzularım. Sonuçta bu iki ülkenin istikrarsız ve az gelişmiş ülkelerin ağır bastığı Orta Doğu’daki en modern, teknoloji bakımından en ileri ve bir miktar demokrasi ile yönetilen iki ülke olduğunu unutmamalıyız.

Yorumlar

Yorum yapabilmek için lütfen giriş yapınız.
Giriş Yap