Kahve – kakao piyasası gelişmeleri ve Türkiye etkisi

Kakao piyasası artık “hava durumu bozuldu, rekolte düştü, fiyat yükseldi” kadar basit değil. Kakao artık bir tarım emtiası olmanın yanında bir piyasa mimarisi hikayesi...

“Her şeyin olduğu gibi kalmasını istiyorsak, her şeyin değişmesi gerekir.” Leopar, Giuseppe Tomasi di Lampedusa, 1958

Bundan bir yıl önce 24 Mart 2025 tarihli yazımızda “K-Tipi Toparlanma” ko­nusunu mercek altına almıştık. Hemen ardından 19 Mayıs günü “Hayat Pahalılığı Bir Kutu Çiko­lata Mıdır?” diye sormuştuk.

Takvimler yeni yılı döndüğün­de artık hayat pahalılığı zengin / fakir – yaşlı / genç demeksizin global bir deneyim alanına dönüş­tüğünü “Altı-Yedi” başlıklı yazı­mızla incelemiştik.

Kronolojik anlamda salgın son­rası küresel hayat tarzındaki de­ğişim fiyat seviyelerini alt-üst et­ti. Kimi kesimler için ekonomi “K” harfinin yukarı bacağını ki­mi kesimler içinse aşağı bacağını hissettirdi. Fiyatlama davranış­larının geleneksel yapısını kay­betmesi “enflasyon” tanımında yeni kavramlar ortaya çıkmasıy­la sonuçlandı: “Shrink-flation”, “Skimp-flation”, vb.

Emtia piyasalarındaki genel bir düstur, düşük- ve yüksek fiyat kür­leridir. Yani yüksek fiyatların teda­visi yine yüksek fiyatların kendi­si, düşük fiyatların tedavisi de yine düşük fiyatların kendisidir.

Zira yüksek fiyatlar aşırı talebi törpülerken düşük fiyatlar da aşırı arzı biçerler. Bazı piyasalar bu te­davi süreçlerinden geçmeye baş­ladılar. Tedaviyi yumuşatmanın yolları da bize enflasyonda bahsi geçen yeni kavramları kazandırdı.

Kakao piyasası artık “hava du­rumu bozuldu, rekolte düştü, fiyat yükseldi” kadar basit değil. 2024’te ton başına 13 bin dolar seviyesine tırmanan fiyatlar ardından yakla­şık yüzde 75 oranında çözüldü. Bu iki yıllık şok, Batı Afrika’nın onlar­ca yıllık fiyat mimarisini sarstı.

Artık soru “kıtlık var mı?” değil. Soru: talep ne kadar elastik, fiyat rejimi ne kadar sürdürülebilir, arz haritası nereye kayıyor?

Kakaonun çikolatayla vedalaşması: Değişen tarifler ve ebatlar

Fiyat şokunun ikinci aşama­sında kırılma arz tarafında de­ğil, talep tarafında yaşandı. Av­rupa’da kakao öğütüm miktarı yüzde 7 gerilerken Asya’da düşüş yüzde 16’yı, Malezya’da ise yüzde 22’yi buldu. Sektörün en büyük işleyicilerinden Barry Callebaut, ileriye dönük beklentilerini aşağı çekmek zorunda kaldı. Bu veriler, çikolata talebinin sanıldığından daha hassas olduğunu gösterdi. Kahve günlük bir alışkanlıkken çikolata ertelenebilir bir keyif ürünü gibi davrandı.

Yüksek fiyatlar yalnızca tüketi­mi azaltmadı; üretim davranışını da dönüştürdü. Çikolata üretici­leri tarifleri yeniden keşfetti, ka­kao oranlarını düşürdü, kakao ya­ğı yerine alternatif yağlara yönel­di. Gramaj küçültmeleri ve içerik sadeleştirmeleri yaygınlaştı. “Sh­rink-flation” ve “skimp-flation” kavramları artık teorik değil, raf üzerindeki ürünün somut gerçeği haline geldi. Premium segmentte bile maliyet dengelemesi için for­mül ayarlamaları kaçınılmazdı.

Bu süreç, kakaonun çikolatayla ilişkisini zayıflattı. Gastronomi dünyasında kakao oranı azaltıl­mış ya da kakao içermeyen “çiko­lata benzeri” alternatifler gelişti­rilirken, bazı şefler fermentasyon teknikleri ve aroma mühendis­liği ile yeni tat profilleri arama­ya başladı. Talep elastikiyeti teyit edildi: Çikolata, kahveye kıyasla fiyat artışına daha hızlı ve daha sert tepki verdi. Bu durum, kakao piyasasının volatilite profilinin yapısal anlamda daha kırılgan ol­duğunu ortaya koydu.

Kakao takvimini yeniden yazmak: Gana ve fildişi sahili’nin hamlesi

Talebin böyle­sine kısıldığı or­tamda bu yıl için 400 bin tonluk arz fazlasına işaret eden piya­sa tahminleri te­laffuz edilir hale gel­di. İki yıl öncesinde piya­sadaki yapısal arz açığı, Batı Afrika’daki ağaçların yaşı tar­tışılırken şu anda limanlarda ve depolarda biriken bu kadar çekirdeğin nasıl eritileceği sorunuyla yüzleşiliyor.

Küresel kakao arzının önemli kısmını üreten Fil­dişi Sahili ve Gana, piyasa oynak­lığını sönümlemek için sabit çift­çi fiyat sistemi tasarlamışlardı. Ancak serbest piyasada fiyat­lar yükselirken yerli çiftçiler bu avantajı kullanamadılar. Kaçak­çılık arttı. Fiyat tersine döndü­ğünde ise bu sefer küresel piyasa kitlendi. Stok limanlarda birikti. Dolayısıyla on yıllarca yürürlük­te kalan eski fiyat statükosu arzı da talebi de mağdur bıraktı.

Son gelen haberler, “kakao pi­yasası tepetaklak oldu” cümle­sini somutlaştırıyor: Fildişi Sa­hili “ara-mahsul” dönemini ilk kez öne çekiyor; gelecek ay üre­tilecek kakao artık ana hasat de­ğil ara-mahsul sayılacak ve bu çerçevede çiftçi fiyatında yüzde 57’lik bir aşağı ayarlama günde­me geliyor. Bu, klasik bir “fiyat in­dirimi” değil; takvim ve kategori üzerinden fiyatı yeniden kalibre etme hamlesi. Amaç, biriken sto­ğu eritmek, alımı yeniden başlat­mak ve yüksek iç fiyatın teşvik et­tiği sınır ötesi kaçışı sınırlamak.

Gana tarafında da benzer bir kırılma var: Küresel fiyat düşü­şü sonrası tarla çıkış fiyatı yüzde 30 oranında aşağı çekildi ve daha önemlisi, ülke meclisine taşına­cak düzenlemelerle uluslararası fiyatlara endeksli daha esnek bir mekanizma konuşuluyor; ayrıca kakao teminatlı iç borçlanma gi­bi yeni finansman araçları gün­demde. Bunların tamamı aynı şe­ye işaret ediyor: Kakao piyasası­nın “regülasyon korumalı emtia” olmaktan “piyasa ile yüzleşen emtia”ya geçişi.

Kakao arzının coğrafyası değişiyor: Ekvador yükselirken

Bu sırada Atlantik’in öbür ya­kasında, sessiz ama stratejik bir kayma var: Ekvador, serbest piya­sa fiyatlamasıyla fiyat rallisinden anında faydalanabildi ve ekim motivasyonu daha “piyasa içi” çalıştı. Son projeksiyonlar 2026- 27 sezonunda kakao üretiminin 690 bin ton seviyelerine yüksele­bileceğini, ülkenin 2025’te ihra­catını belirgin artırdığını ve ICE sertifikalı stoklarda Ekvador pa­yının yükseldiğini vurguluyor. Ekvador, Gana’yı geride bıraka­bilir.

Bu, uzun vadede iki etkiyle so­nuçlanabilir:

1. Batı Afrika’ya aşırı bağım­lılık azalır, yani “tek bölgeli şok” riski düşer.

2. Aynı anda, Batı Afrika’nın fi­yatlama gücü de aşınır.

Kakao artık daha ziyade “çok merkezli” bir arz haritasına doğ­ru kayıyor.

Kakao fiyatı neden bu kadar oynak kaldı?

Çünkü şu üç kuvvet aynı anda çalışıyor:

1. Talep elastikiyeti: Çikola­ta, kahveye kıyasla daha kolay kı­sılan bir keyif ürünü. Fiyat şoku geldiğinde tüketici ilk bunu bu­duyor.

2. Politika elastikiyeti: Tar­la çıkış fiyatı, çekirdek kalitesi, takvim, stok yönetimi gibi araç­lar devreye girince “fiyat” sadece piyasadan değil, regülasyondan da akıyor.

3. Arz elastikiyeti coğraf­ya değiştirince: Ekvador gibi oyuncular büyüdükçe, bir bölge­de yaşanan sıkıntı diğer bölgeyle kısmen telafi edilebilir hale ge­liyor.

Bu yüzden kakao artık bir ta­rım emtiası olmanın yanında bir piyasa mimarisi hikayesi. Önü­müzdeki hafta bir diğer yumu­şak emtia kahve fiyatlarındaki arz-talep dinamiklerini ve ben­zer fiyat gelişmelerini inceleye­ceğiz. Aynı zamanda güncel ikti­sadi konjonktürde dönüşen bu iki emtianın Türkiye makrosuna et­kisini ve bilançosunu somut sa­yılarla ortaya değerlendireceğiz. Çünkü burada amacımız çikola­ta eşliğinde kahve sohbeti yap­mak değil, bilfiil ülkemizin fiyat ve finansal istikrarını değerlen­dirmek.

Kahve – kakao piyasası gelişmeleri ve Türkiye etkisi - Resim : 1

Kahve – kakao piyasası gelişmeleri ve Türkiye etkisi - Resim : 2

Kahve – kakao piyasası gelişmeleri ve Türkiye etkisi - Resim : 3

Kahve – kakao piyasası gelişmeleri ve Türkiye etkisi - Resim : 4

Kahve – kakao piyasası gelişmeleri ve Türkiye etkisi - Resim : 5

Yazara Ait Diğer Yazılar