Kalabalık ama sessiz

Sosyal medyada davranışlarımız değişiyor. Platformlar hâlâ yoğun, kullanıcı sayısı yüksek ve içerik akışı hiç olmadığı kadar hızlı. Buna rağmen bu kalabalığın içinde daha az konuşan, daha az paylaşım yapan ve daha az görünür olan bir kullanıcı profili giderek belirginleşiyor. Bir süredir sosyal medyada dikkat çeken tuhaf bir du­rum var: Herkes orada ama eski­si gibi konuşmuyor. Akışlar do­lu, içerik bitmiyor, ekran süresi yüksek; buna rağmen insanlar daha az paylaşım yapıyor, daha az yorum yazıyor ve daha az tartış­maya giriyor. Yani kalabalık aynı, ama ses daha düşük.

Bu değişim ilk bakışta fark edil­meyebilir. Çünkü sosyal medya hâlâ hareketli, hâlâ hızlı ve hâlâ hayatın merkezinde. Ancak bi­raz yakından bakıldığında, kulla­nıcı davranışının sessiz ama be­lirgin bir şekilde değiştiği görü­lüyor.

Sosyal medya hayatımızdan çıkmıyor ama oradaki davranış­larımız değişiyor. Platformlar hâlâ yoğun, kullanıcı sayısı yük­sek ve içerik akışı hiç olmadığı kadar hızlı. Buna rağmen bu ka­labalığın içinde daha az konuşan, daha az paylaşım yapan ve daha az görünür olan bir kullanıcı pro­fili giderek belirginleşiyor.

Birleşik Krallık’ta medya dü­zenleyicisi Ofcom’un son verile­rine dayanan araştırmalar bu de­ğişimi net biçimde ortaya koyu­yor. Sosyal medya kullanıcıları arasında gönderi paylaşma, yo­rum yapma ve aktif içerik üret­me gibi davranışlar son dönem­de belirgin şekilde gerilemiş du­rumda. 2024’te kullanıcıların yaklaşık yüzde 61’i aktif olarak içerik üretirken, bu oran 2025 verilerinde yüzde 49’a düşüyor. Buna karşılık platformlarda ge­çirilen süre azalmıyor; ortalama çevrimiçi süre günde 4 saat 30 dakikaya ulaşmış durumda. Yani insanlar sosyal medyadan çekil­miyor ancak daha az iz bırakıyor.

Bu değişimin yalnızca kulla­nım alışkanlıklarıyla sınırlı ol­madığı, algılardaki dönüşümden de anlaşılabiliyor. Çevrimiçi ol­manın faydalarının risklerinden daha ağır bastığını düşünenlerin oranı bir yıl içinde yüzde 72’den yüzde 59’a gerilerken, sosyal medyanın ruh sağlığına iyi geldi­ğini düşünenlerin oranı da yüzde 42’den yüzde 36’ya düşüyor. Kul­lanıcıların yaklaşık yüzde 40’ı ise neredeyse her gün “çok faz­la ekran süresi” yaşadığını ifade ediyor. Hatta yetişkinlerin yak­laşık üçte biri, bu nedenle bir uy­gulamayı sildiğini söylüyor. Bu oran gençlerde daha da yüksek.

Bu tablo, sosyal medyanın haya­tımızdaki yerinin değil, anlamının değiştiğini gösteriyor.

Paylaşımın maliyeti neden arttı

Sosyal medyanın ilk yıllarında görünürlük neredeyse otomatik bir davranıştı. İnsanlar düşünce­lerini paylaşır, hayatlarını anla­tır ve çoğu zaman yazdıklarının ileride nasıl bir anlam kazanaca­ğını çok da hesaba katmazdı. Bu­gün ise aynı alan daha temkinli kullanılıyor.

Bunun en önemli nedeni sos­yal medyanın artık bir arşiv hali­ne gelmiş olması. Yazılan, payla­şılan ve yorumlanan her şey kalı­yor. Üstelik sadece kalmakla da yetinmiyor; yıllar sonra yeniden dolaşıma girebiliyor, üretildiği bağlamdan koparak farklı bir an­lam kazanabiliyor.

Son yıllarda bunun çok sayı­da örneğini gördük. Hollywood yönetmeni James Gunn’ın yıllar önce attığı tweet’ler nedeniyle işinden uzaklaştırılması, oyun­cu Karla Sofía Gascón’un eski paylaşımları nedeniyle kariye­rinde ciddi bir kayıp yaşaması, siyaset dünyasında geçmişte ya­pılmış açıklamaların yıllar sonra yeniden gündeme gelerek istifa­lara yol açması… Bunlar artık is­tisnai örnekler değil, dijital çağın yeni gerçekliği.

Bu durum yalnızca kamusal figürler için değil, sıradan kul­lanıcılar için de geçerli. Özellik­le kariyerinin başındaki birey­ler açısından sosyal medya artık yalnızca bir ifade alanı değil; ay­nı zamanda değerlendirilen bir alan. Bu nedenle kullanıcılar yal­nızca ne söyleyeceklerini değil, söylediklerinin ileride neye dö­nüşebileceğini de hesaba katıyor.

Nitekim Ofcom verileri de bu­nu doğruluyor. İnsanların çevri­miçi söyledikleri bir şeyin ileride başlarına sorun açabileceğinden endişe duyma oranı bir yıl için­de yüzde 43’ten yüzde 49’a yük­selmiş durumda. Bu da sosyal medya kullanımının giderek da­ha temkinli ve daha kontrollü bir yapıya evrildiğini gösteriyor.

Sosyal medyanın “sosyal” tarafı değişiyor

Araştırmanın ortaya koyduğu bir diğer önemli nokta ise sosyal medyanın doğasının değişmesi. Platformlar artık eskisi kadar et­kileşim odaklı değil; daha çok içe­rik tüketimi odaklı hale geliyor. Özellikle video içeriklerin yükse­lişiyle birlikte kullanıcılar sosyal medya akışlarını daha çok izle­mek için kullanıyor.

Bu durum sosyal medyanın “sosyal” tarafını zayıflatırken, eğ­lence tarafını güçlendiriyor. Artık kullanıcılar geniş bir kitleye hitap eden performanslar sergilemek konusunda daha isteksiz. Bunun yerine daha sınırlı, daha kontrol­lü ve daha seçici bir katılım tercih ediliyor.

Bu değişim, içerik üretimi ile içerik tüketimi arasındaki farkı da büyütüyor. İçerik üretimi gide­rek daha profesyonel bir alana ka­yarken, geniş kullanıcı kitlesi da­ha çok izleyici konumuna geçiyor. Yani herkes platformda ama her­kes konuşmuyor.

Asıl meseleye gelirsek…

Bu dönüşümü yalnızca kulla­nıcı davranışındaki bir değişim olarak görmek eksik olur. Aslında sosyal medyada yaşanan şey, ileti­şim biçimlerinin ve kamusal ala­nın yeniden tanımlanması.

Sosyal medya ilk ortaya çıktı­ğında, markalar ve bireyler için ortak bir vaadi vardı: doğrudan iletişim. Herkesin konuşabildiği, herkesin görünür olabildiği, hi­yerarşinin görece zayıfladığı bir alan. Bu yüzden uzun yıllar bo­yunca iletişim dünyası “katılım”, “etkileşim” ve “topluluk” kavram­ları etrafında şekillendi.

Bugün ise bu modelin yerini da­ha farklı bir yapı alıyor.

İletişim giderek daha az karşı­lıklı, daha çok tek yönlü hale ge­liyor. Kullanıcılar konuşmaktan çok izliyor; katılmaktan çok tüke­tiyor. Bu durum, pazarlama açı­sından bakıldığında da önemli bir kırılmaya işaret ediyor. Çünkü sosyal medya artık sadece kullanı­cıların içerik ürettiği bir alan de­ğil; profesyonel içerik üretiminin baskın olduğu, dikkat ekonomisi­nin kurallarıyla çalışan bir mecra. Algoritmalar, izleneni öne çıkarı­yor. İzlenen, tekrar üretiliyor. Üre­tilen, daha da profesyonelleşiyor.

Bu döngü, içerik üretimi ile içe­rik tüketimi arasındaki mesafeyi büyütüyor. Sonuçta ortaya çıkan yapı ise şu: Görünürde herkesin olduğu ama etkide daha sınırlı sa­yıda aktörün belirleyici olduğu bir iletişim alanı.

Sosyolojik açıdan bakıldığın­da bu, kamusal alanın dönüşü­mü anlamına geliyor. Çünkü kla­sik anlamda kamusal alan, farklı seslerin karşılaşabildiği ve görü­nür olabildiği bir zemindi. Bugün ise aynı alan, görünürlüğün daha stratejik, daha kontrollü ve daha profesyonel hale geldiği bir yapı­ya evriliyor.

Bu noktada sessizlik sadece bi­reysel bir tercih değil; yapısal bir sonuç. İnsanlar daha az konuş­tuğu için değil, konuşmanın ma­liyeti arttığı için daha az görünür oluyor.

Bize düşen, bu alanları doğru şekilde güçlendirmek ve gençler için daha sağlam bir zemin oluş­turmak. Ama belki de bundan da­ha önemlisi, bu zeminin gerçekten konuşmayı mümkün kılıp kılma­dığını sorgulamak. Çünkü mese­le artık insanların sosyal medyada olup olmadığı değil.

Mesele, o kalabalığın içinde kimlerin gerçekten söz alabildiği.

Yazara Ait Diğer Yazılar
Piyasa Özeti
Borsa 14.367,60 -1,89 %
Dolar 45,5124 0,18 %
Euro 52,9176 -0,45 %
Euro/Dolar 1,1625 -0,37 %
Altın (GR) 6.670,99 -1,81 %
Altın (ONS) 4.540,56 -2,40 %
Brent 106,17 2,16 %