Kamudaki uygunsuz atamalar

Dr. Uğur TANDOĞAN
Dr. Uğur TANDOĞAN NOT DEFTERİ tandogan2007@gmail.com

Herkesin bir dayısı mı olmalı?

Yıllar önce bir iktisadi devlet teşekkülünde insan kaynaklarından sorumlu bir pozisyonda çalışıyordum. Bir gün sekreterim “Telefonda bir milletvekili var. Sizi önemli bir mesele için arıyormuş” deyince “Bağla bakalım, ne imiş önemli mesele” dedim. Telefondaki vekil kendisini tanıttı. Altını çize çize de iktidar partisinden olduğunu belirtti. Ve sonra da önemli meseleyi açtı. Önemli mesele, bizim kuruluşta çalışan yeğeninin terfi meselesi idi. O sırada şef yardımcılığı pozisyonu için sınav açmıştık. Bu sınavın sonuçlarına göre ilk 20’ye girenleri yükselme eğitimine alacaktık. Milletvekili “Bizim yeğen şef yardımcısı olmalı” diyordu. Ve öylesine bir tonda söylüyordu ki, bunu kendilerine verilmiş bir hak olarak görüyordu. Kendisine uygun dille anlatmaya başladım. “Bakınız, sınava 100 memurumuz girdi ve biz ilk 20’yi kursa alıyoruz. Sizin yeğeniniz maalesef 76’ncı olmuş.” Milletvekili bastırıyordu. “Olsun efendim. 20 sayısı Kuran emri değil ya. 20 kişi değil de 21 kişi olsun. Kursa alın, yeğenim şef yardımcısı olsun artık.” Tekrar anlatmaya çalıştım. “Bakınız, eğer yeğeninizi alırsak, hak yememek için onun üstünde kalan herkesi, 55 kişiyi daha kursa almamız gerekir. Fakat bizim kadromuz 20 kişilik. Ama dayısı, yeğenini şef yardımcısı yapma konusunda kararlı idi. “Efendim, 21 kişi alın. Şu ana kadar hep yeğenimin hakkı yendi, şimdi de onların yensin” dedi.

Bizim bizim, hepsi bizim

Yukarda anlattığım, her dönem, her iktidar zamanında gördüğümüz bir durumdur. Çünkü seçim kazanıp iktidara gelen bir parti, kendisini ülkedeki her şeyin sahibi olarak görür. Kendi çiftliğinde çalıştırmayacağı, çifte koşmayacağı yeteneksiz akrabasını, tanıdığını, yandaşını devlete yamamaya çalışır. Çoğu kez de yamar. Söz çiftlikten açılmışken bazen iktidarların keyfi uygulamaları için “Çiftlikleri gibi idare ediyorlar” denir. Aslında bu da yanlış bir ifadedir. Çünkü bazen öyle hoyrat uygulamalar görürsünüz ki, kimse kendi çiftliğini öyle idare etmez. Böyle durumlarda, olsa olsa “Yağmaya gelmiş işgal kuvvetleri gibi” benzetmesini yapabiliriz.

Öyküdeki memur, ben o kurumda çalışmaya başlamadan önce işe alınmıştı. Büyük bir olasılıkla, dayısının torpili ile alınmıştı. Tabi ki, torpil orada bitmez; süreklilik gösterir. Dayılar, yeğenlerini devlette işe soktuktan sonra, üst katlara doğru da ittire ittire yükseltmeye çalışırlar.

Adama göre iş

Normal koşullarda önce organizasyonun hedefleri tanımlanır. Bu hedefi gerçekleştirecek organizasyon şeması ve bu kutuları dolduracak kişilerin nitelikleri belirlenir, elamanlar buna göre aranır. Bunun günlük konuşmadaki anlatımı, “İşe göre adam” aramaktır. Ama bazen kamu kuruluşlarında bunun tersi olur, “Adama göre iş” aranır. “Dayılar”, kendi göbeklerinin yağları, enselerinin kalınlığı ile doğru orantılı olarak, “yeğenlerine” yağlı kapı ararlar. Ücreti dolgun, fiyakalı işler ararlar. Eğer o kadrolar doluysa, “Ne verelim abime?” hizmet(!) anlayışı ile yeni işler, yeni kutucuklar yaratılır. Bizim gençliğimizde minibüste koltuklar doluysa araya tabure konurdu. Bu yağlı kapı kuruluşlarda da böyle olur. Kadro yoksa, organizasyon şemasında araya yeni bir kutu konur. Sonunda organizasyon şemaları, kaçak yapılı şehirlere döner.

Balık, baştan kokar

Her kuruluşun bir amacı vardır. Bu amacı gerçekleştirmek için de belli sayıda ve nitelikteki elemana ihtiyacı vardır. Eğer koltuklara eksik nitelikteki kişileri koyarsanız, kuruluşun etkin ve verimli çalışmasını engellersiniz. Niteliksiz kişi oturduğu koltuğu dolduramayacağı için görev tanımı içindeki işler eksik yapılır, ya da yanlış yapılır. Öte yandan, haksız yapılan atamalar, adalet kavramını zedeler. Kurumdaki düzgün kişileri rahatsız eder, huzursuz eder.

Uygunsuz atama yapılan pozisyon ne kadar yüksekte ise kuruma verebileceği zarar da o kadar büyüktür. Örneğin, tepedeki koltuğa yetkin olmayan, çapsız birisini atarsanız, alt kadrolar da benzeri kişilerle doldurulur. Çünkü koltuğunu dolduramayan kişi, altındaki kadrolara da yetenekli, dik duruşlu, kendisine meydan okuyabilecek nitelikli kişileri atamaz. Bir kurumun vizyonu, en tepedeki kişinin vizyonu ile yukarıdan sınırlıdır. O kurumda yetenekli kişiler olsa bile, onlar da kurumda kalmazlar. Tıpkı kötü paranın iyi parayı kovması gibi, o iyiler de kendilerine başka liman ararlar. Sonuçta kaybeden, kurum olur. Daha doğrusu, kamu kurumunun gerçek sahibi olan bizler kaybederiz.

Neden çapsız tepe yöneticileri?

Önce şu gerçeği kabul etmemiz gerekir: Kamu kuruluşları, iktidarların nüfuslu dayılarının yeteneksiz yeğenlerine, yandaşlarına iş yaratan, koltuk yaratan hayır kurumları değildir. Bir görevi yerine getirmek için kurulmuşlardır. Bunu sağlamak için de yetkin insan kaynağına ihtiyaçları vardır. İnsan kaynağının yetkin kalmasını sağlayacak, araya yeteneksiz yeğenlerin sızmasına geçit vermeyecek olan da kurumun başındaki kişidir. Bunu sağlayacak tepe yöneticisinin, vizyon sahibi, işinin ehli, yetkin, yetenekli, koltuğundan korkmayan, etik değerleri yüksek, omurgalı biri olması gerekir. Bu nitelikler yalnız insan kaynağının değil, kuruma verilen diğer kaynakların da etkin ve verimli kullanımı için gerekli şarttır. Peki, iktidarlar neden kurumların başına bazen çapsız yöneticiler atarlar? O kurumu, kendi çıkarları için kullanmak için. Çünkü bulunduğu koltuğu dolduramayan kişi, aradaki farkı kendisini atayanlara diyet olarak öder. Kurumun çıkarını değil, iktidardaki partinin çıkarlarını korur. Dayıların yeteneksiz yeğenlerini işe alarak yaptığı kıyaklar gibi, kurumun, daha doğrusu kamunun diğer kaynaklarını iktidar mensupları ve yandaşlarının çıkarı için çarçur eder. Etik standardı düşük birisi ise, “Komşuda pişer, bize de düşer” diyerek kendi cebini de doldurur.

Sonuç

Kamu kuruluşlarında insan kaynağı yönetiminde sık rastladığımız bir soruna değindim. Eminim ki, insan kaynağının dışında, diğer kaynakların kullanımında da buna benzer çarpıklıklara çok rastlanır. Kaynakların sahibi, iktidar mensupları ve onların destekçileri değildir. Bu kaynaklar halkındır, hepimizindir. İktidarlar bu kaynakların geçici emanetçisidir. Emanete hıyanet olmaz.

Not: Yukarıdaki öykünün sonunu merak edenler olabilir. Milletvekilinin yeğeni terfi etmedi.

Yazara Ait Diğer Yazılar Tüm Yazılar
Zirvedeki bir genç 16 Kasım 2021
Yan kapılar 12 Ekim 2021