Kapanma-İdari tatil ve vergi yargısı süreleri

Bumin DOĞRUSÖZ
Bumin DOĞRUSÖZ HUKUKA GÖRE bumin.dogrusoz@dunya.com

Çeşitli gazetelerde yer alan bir habere göre; “Cumhurbaşkanlığı İdari İşler Başkanı Metin Kıratlı imzasıyla tüm kamu kurum ve kuruluşlarına gönderilen yazıda 30 Nisan 2021 itibarıyla sağlık, güvenlik, acil çağrı gibi kritik görev alanları hariç olmak üzere hizmetlerin asgari personelle yürütülmesi, yine hizmetlerin yürütülmesi için asgari personel bulundurulması kaydıyla kamu kurum ve kuruluşlarındaki tüm çalışanların 10 Mayıs pazartesi ve 11 Mayıs Salı günleri tam gün, 12 Mayıs Çarşamba günü yarım gün idari izinli sayılmaları, Sayın Cumhurbaşkanımızca uygun görülmüştür" denilmiştir. Bu yazıyı internet ortamında aradım, bulamadım. Belki ben aramayı beceremedim. Ama haber pek çok gazetede yer aldığından doğru diye düşünmek durumundayım.

Öte yandan ve herkesin bildiği gibi ülkemiz 29 Nisan-17 Mayıs arasında kimine göre “tam” kimine göre “tamamsı” kapanma dönemi içerisine girmiştir. (Bu tartışma benim yazımın konusu dışındadır). Bu kapanma kapsamında olmak üzere, bazı yargısal faaliyetlere de ara verilmiştir.

Bu yazımda bütün bu olguların, vergi yargısına ait sürelere etkisine, kimsenin hak kaybına uğramaması için değinmek istiyorum.

Önce şunu belirtelim. Tam veya tamamsı kapanmanın, Cumhurbaşkanı Kararı’na ve İçişleri Bakanlığı genelgelerine dayanıyor olması nedeniyle, kanunlarla belirlenmiş yargı hizmetine ilişkin sürelere bir etkisi yoktur. Dolayısıyla bu kapanma süreci, uzlaşmaya müracaat, dava açma, cevap verme, itiraz, istinaf veya temyiz yoluna başvuru sürelerini etkilemez. Süreleri durdurucu veya kesici bir etkisi yoktur.
Öte yandan kapanmanın yargılama faaliyetlerine etkisini düzenleyen Hâkimler ve Savcılar Kurulu’nun 27.4.2021 günlü kararı ile –konumuz ilişkin olarak- yürütmenin durdurulması istemleri ile ivedi sayılacak diğer iş ve işlemler hariç olmak üzere idari yargı mercileri ile bölge idare mahkemelerinin duruşma, müzakere ve keşifleri 17 Mayıs tarihine kadar durdurulmuştur. Görüldüğü gibi burada da durdurulan sadece duruşma, müzakere ve keşiflerdir. Dolayısıyla HSK’nın bu kararının da kanunlarla belirlenmiş uzlaşmaya müracaat, dava açma, cevap verme, itiraz, istinaf veya temyiz yoluna başvuru sürelerine, olumlu veya olumsuz her hangi bir etkisi yoktur.

Gelelim bayram öncesi idari izin sürelerine. Arife veya bayram günleri ile hafta tatilinin yakın olması halinde, aradaki iş gününün veya günlerinin, eskiden Bakanlar Kurulu’nca, yeni düzende Cumhurbaşkanlığı’nca idari izin uygulamasına konu edilmesi, artık bir gelenek haline gelmiştir. Nitekim 10, 11 ve 12 Mayıs günleri de bu kategoride yer almıştır. Ancak böyle günler kamuoyuna, ya açıklama yapan yetkililerce ya da medya tarafından “tatil” olarak duyurulmaktadır. Oysa bu tür duyuru veya açıklamalar maalesef yanlış ve yanıltıcı olmaktadır.

Bir çalışma günü, Cumhurbaşkanı Kararı ve Cumhurbaşkanlığı birimlerinin genelgesi ile değil, ancak kanunla tatil ilan edilebilir. Nitekim ülkemizde tatil günleri, 2429 sayılı Ulusal Bayram ve Genel Tatiller Hakkında Kanun’da sayma yolu ile tahdidi olarak belirlenmiştir.

İdari izin günü bir tatil günü olmayıp, idarenin kendi personeline hiyerarşik düzene uygun şekilde izin vermesidir ve idare hukuku ilkeleri içerisinde böyle bir uygulama olağandır. Aslında, ortada tatil ilan edilen bir gün yoktur. Böyle günlerde yapılan uygulama, “hizmetlerin aksatılmaması ve kurum yöneticilerince gerekli tedbirlerin alınması”, “zorunlu hizmetlerin yürütülmesi için asgari seviyede eleman bulundurulması suretiyle” kamuda çalışan memur, işçi ve diğer personelin idari izinli sayılması şeklinde yürütülmektedir. Hukuken yapılması mümkün bu uygulamayı, “tatil günü ilanı” olarak adlandırmak mümkün değildir. Nitekim hukukçular arasında, bu tip uygulamalar, “idari izin” günü olarak adlandırılmaktadır.

Vergi Usul Kanunu, İdari Yargılama Usulü Kanunu veya Amme Alacaklarının Tahsil Usulü Hakkında Kanun gibi kanunlarla belirlenmiş ve son günü idari izin günlerine rastlayan sürelerin, izleyen ilk çalışma günü sonuna kadar uzaması, bu nedenle mümkün değildir. (Sonu bu günlere denk gelen beyan süreleri, ilgili kanunların verdiği yetkiye dayanarak Hazine ve Maliye Bakanlığı’nca uzatılabilir, ancak bu süreler zaten yargılama ile ilgili süreler değildir.)

Görüldüğü gibi, ne kapanmanın, ne HSK Kararı’nın ne de idari izin veya idari tatil ilan edilen sürelerin, kanunlarla belirlenmiş sürelere, uzlaşmaya müracaat, dava açma, cevap verme, itiraz, istinaf veya temyiz yoluna başvuru sürelerine, durdurucu veya kesici yönde bir etkisi yoktur. Bu nedenle sonu bu günlere denk gelen uzlaşmaya müracaat, dava açma, cevap verme, itiraz, istinaf veya temyiz yoluna başvuru gibi işlemleri, bu günlerin özel durumuna bakmaksızın yapmak gerekmektedir.

Bu vesile ile kapanma, idari izin, mücbir sebep gibi hallerin sürelere etkisinin de hem yetersiz düzenleme içeren Vergi Usul Kanunu’nda hem de hiç dikkate almayan İdari Yargılama Usulü Kanunu’nda özel ve ayrıntılı olarak düzenlenmesi, mücbir sebep hallerinin yargısal sürelere etkisinin açıklığa kavuşturulması artık gerekmektedir. Gereksiz hak kayıplarına yol açmamak için bu konuları açık olarak düzenlemek, hukuk devletinin sağlaması gereken önemli haklardan biri olan “yargıya erişim hakkı”nın bir gereğidir.

 

Yazara Ait Diğer Yazılar Tüm Yazılar