10 °C
Osman Ata ATAÇ
Osman Ata ATAÇ İŞLETMECİLİK SOHBETLERİ oaatac@gmail.com

Kâr amacı gütmeyenler ve konvansiyonlar

Eh! Bir seneyi daha devirdik. 2019 geldi geçti diyeceğim ama hani bir bilgenin dediği gibi “geçti ama deldi de geçti”. Dünyanın ekonomik, politik, fiziki ve diğer düzenlerine 2019 pekiyi gelmedi. Sizin ve sevdiklerinizin 2019’u kazasız belasız atlattıklarını umuyor ve 2020’nin beklentilerinizin üzerinde iyi geçmesini temenni ediyorum. Benim gibi 70 yaşı devirmiş, elli-iki yıllık evli, emekli memur ve Fenerbahçe taraftarları için beklentilerimiz her konuda aynı derecede yüksek değil. Artık olduğu kadar, gittiği yere kadar gidecek.

Bugün sizlerle kar amacı gütmeyen servis üreticisi/pazarlayıcı işletmelerden bahsetmek istiyorum. İşletme literatürü ağırlıklı olarak mal üreten kâr amaçlı işletmelere yönelik çalışmalarla doludur. Gerçi kâr amacı gütmeyen işletmeler için, özellikle ABD kaynaklı, birkaç yayın epeydir piyasadaysa da onlar da imalat sektörü için ileri sürülen tezlerin, genellemelerin kelime oyunlarıyla sanki kar-amacı gütmeyen hizmet kurumları için yazılmış gibi gösterilmesinden öteye geçmezler. Kâr amacı gütmeyen hizmet sunucularının başında hükümetler dahil tüm resmî kurumlar gelir. Bu bakımdan kâr amacı gütmeyen hizmet sağlayıcıları deyip geçmeyin. Sabahtan akşama çeşitli devlet kurumlarının performanslarının milli sporumuz olarak tartışıldığı bir ülkede yaşıyorsunuz.

Bir sevgili akademisyen dostumla ABD’de sık sık organize edilen mesleki konferanslarda karşılaşır kaynatırdık. Zaten çoğumuz bu konferanslara Dünyayı yerinden oynatacak şeyler öğrenmeye değil birbirimizi görmeye öz geçmişimizdeki tebliğ sayısını artırmaya giderdik. Kulakları çınlasın dostumun her konferansta bir tebliği mutlaka bulunurdu. Sunular 10-15 dakika sürer, soru-cevap olursa ki, genellikle pek olmaz, bilemedin 20-25 dakika podyumda kalırsın. Konu ne olursa olsun dostumun standart bir açılımı vardı. Konunun çok önemli olduğunu söyleyerek başlar ve bu önemine binaen ayrılan 10 dakikanın yetersizliğinden şikâyet ederdi. Ederdi ama bu şikâyeti 5-6 dakika sürdüğünden yetmez dediği zaman iyice kısalırdı.
Bu kâr amacı gütmeyen hizmet üretici/pazarlamacılarının işletmecilik modelleri de bir sayın bakanımızın sık kullandığı deyişle, çok önemli. O kadar önemli ki önemini anlatmaya gazetenizde bana ayrılan yer yetmez. Aslında bu yazının geri kalan kısmını dostum gibi konunun önemine ayırabilirdim ama beni sevmeyenlerle bir olup hakkımda dedikodular başlatırsınız diye yapmıyorum. Sadece sizleri uyarıyorum. Konu literatürde çok yeni ve biraz uzun olduğu için öyle bir haftada işlenecek gibi değil. Birkaç hafta dayanmanız gerekecek.
Önce kar amacı güden işletmelerden kısa bir hatırlatmayla başlayalım. İşletmelerin performansları (yani yönetimlerinin performansları) konusundaki değerlendirme onların bir dönem ve/veya zaman içinde kümülatif olarak beş konudaki verilerle yapılır:

1. Neye sahip oldukları
2. Ne kadar borçlu oldukları
3. Ne kadar alacaklı oldukları
4. Ne kazandıkları ve
5. Değerleridir.

Kâr amacı güden, özellikle imalat yapan işletmeler neredeyse 13. yüzyıldan bu yana değişmeden kalan standart muhasebe prosedürleri kullanarak yukarıdaki verileri (1) kar-zarar cetvelleri ve (2) Bilançolarla özetler ve ‘chart of accounts – hesap tablosu’ denilen bir konvansiyon kullanırlar. Hesap tabloları işletmenin sahip olduklarını, borçlarını, alacaklarını kazancını ve değerini etkileyen tüm işlemlerin bir taksonomisidir.

Kar-zarar cetvellerinin son satırı işletmenin raporlama döneminde ne kazandığını gösterir. Kâr bir işletmenin etkin (gelirler) ve etkili (maliyetler) olup olmadığının göstergesidir. Kâr yüzde olarak gösterildiğinde işletmenin büyüklüğünden, sahiplerinden, iç pazar mı dış pazar mı çalıştığından, uluslararası mı, çok uluslu mu olduğundan, ürün gamından, özel mi resmi mi olduğundan, şirketin hukuki yapısından bağımsız bir ölçüttür. Kâr, müşteri memnuniyeti, geleceğe yatırım, genel ulusal ve uluslararası ekonomik konjonktür gibi argümanlar tüketildikten sonra geriye kalan yönetimin işletmeyi ne kadar iyi veya kötü yönettiğinin tartışılmaz ölçüsüdür.

Bilançonun son satırı işletmenin değerini verir. Teknik açıdan bir işletmenin değeri aktiflerinin (assets) pasiflerini (liabilities) ne kadar geçtiğinin bir ölçüsüdür. Malum aktifler işletmenin sahip olduğu veya kontrolü altında olan nakit, alacaklar, envanter, sabit tesisler, binalar, diğer gayrı menkuller gibi ekonomik değeri olan şeylerdir. Pasifler ise krediler, borçlar, ipotekler, birikmiş masraflar gibi şeylerdir. Bu açıdan bir işletmenin değeri o işletmenin aktif pasif farkı, daha da önemlisi ne kar ettiği ve gelecekte ne kadar kar beklentisi olduğu ile ölçülür.
Buraya kadar iyi. İyi olmasına iyi de eğer siz kâr amacı güden bir işletme değilseniz yukarıdaki anlatılan konvansiyon bir işe yaramaz. Ne bilanço bir anlam ifade eder ne de kâr zarar cetveli. Adı üstünde kâr amacı gütmeyen bir işletmenin kâr zarar cetvelinin ne kadar anlamlı olduğu en azından tartışmalıdır.

Kâr amacı gütmeyen ve hizmet üreten kurumlar çok çeşitlidir. Odalar, cemiyetler, devlet kurumları, eğitim kurumları, vakıf işletmeleri her ekonomide önemli bir yer tutmaktadırlar. Ne gariptir ki bu kadar çok sayıda örgütün performansını değerlendirecek bir muhasebe konvansiyonu henüz icat edilmemiştir. Bunun sonucu olarak kâr amacı gütmeyen kurumların yöneticileri performansları hakkında kendilerini oraya yerleştirenlere bilgi verirlerken kâr amacı güden bir işletme yöneticisinin aksine sonuç değil faaliyet raporu sunar, yaptıkları işlerin nicelik olarak dökümünü verir ve umar ki kendisine destek devam etsin.

Bunun doğal sonucu açıktır. Bu tip kurumların yönetimine şu veya bu nedenden muhalif olanlar faaliyet raporunun istedikleri yerini alır eleştiriler yaparlarken, sevenler onların yaptıklarından farksız aynı raporun başka yönlerini alır övgüler düzerler. Taraflar birbirlerini gerçekleri saklamak veya gerçekleri saptırmakla itham ederler ve bu böyle sürüp gider.
Kâr amacı gütmeyen en büyük grup devlet yani resmî kurumlardır. Onların da diğer kâr amacı gütmeyen kurumlar gibi bir performans takip ve değerlendirme konvansiyonu yoktur. Son derecede yoğun bir kayıt sistemi vardır ama kâr amacı güden işletmelerden farklı olarak yöneticilerinin sene sonu bilanço ve kar-zarar cetveli üzerinden hesap vermeleri gibi bir uygulama yoktur. O nedenle sevenler serbestçe bravo diye alkış tutarken sevmeyenler acımasızca eleştirirler.

Söz gelimi, geçenlerde bir TV kanalında iki konuşmacı Türkiye’nin ekonomik durumunu tartıştılar. Malum iki görüş var. Bir grup ciddi bir kriz vardır derken özellikle iktidar ve iktidara yakın bir grup siz bunlara kanmayın kriz yoktur, bilakis ekonomimiz uçuşa geçmiştir diyor. Bu programda yer alan konuşmacılar bir kriz olduğu konusunda anlaştılar. Başka programlarda dinlediğim bazı ‘uzmanlar’ ise “yoktur efendim” veya “var gibiydi ama artık yok” falan şeklinde konuştular. Aslında esas konu genelde devletin ve özelde devlet kurumlarının performanslarının değerlendirilmesiydi. Her iki grup da unvanı profesör olan iktisatçılardan oluşuyordu.

Şimdi bir ekonomik kriz var mı? Sorusu sorulmuş, bilim insanları çıkmış umarım ilmi yöntemleri kullanarak, vardır veya yoktur veya vallahi karar veremedik diye bir sonuç çıkaracaklar. Kimse kaypaklıkla itham edilmemek için herhalde karar veremedik demiyor. Onun yerine bir kısmı yoktur diyor bir kısmı vardır diyor.

Neresinden bakarsanız bakın kâr amacı gütmeyen hizmet üreticileri yani, odalar, cemiyetler, devlet kurumları, eğitim kurumları, vakıf işletmeleri birer işletmedir. Herhalde buna bir itirazınız yoktur. Eğer bunlar birer işletmeyseler neden performanslarını işletme akademisyenleri tartışamıyor? Neden konu bu tip işletmeler olunca bir işletmeci ‘uzman’ ahkâm kesmiyor? Konu, söz gelimi, bir buzdolabı imalatı işletmesi olsa o işletmenin performansını değerlendirmek herhalde işletmecilere düşer. “Başarılıdır” veya “Çuvallamışlardır” iki farklı görüş de nadiren çıkar. İşletmeciler bu konudan uzak duruyorlar çünkü ellerinde performans değerlendirmede kullanacakları bir konvansiyon yok. Buzdolabı imalatçısı için alırlar önlerine birkaç dönemlik kar-zarar cetvelini, bilançoyu birkaç ileriye dönük tahmin yaparlar ve işletme servet biriktirmiştir (biriktirecektir) veya işletme servet eritmiştir (eritecektir) diye hem geçmişe hem geleceğe yönelik sonuçlara ulaşırlar. İş kâr amacı gütmeyen hizmet kurumlarına gelince bu lüks ortadan kalkıyor. O nedenle konu performans değerlendirmesine gelince işletmecilerden başka herkes konuşuyor.

Neyse bu kadar girizgâh ve de şikâyet 2020’ye yeni girdiğimiz günler için yeter. Maksadım herhalde belli olmuştur. Kâr amacı gütmeyen hizmet üreticileri için bir konvansiyon gerektir. Ve böyle bir konvansiyonun geliştirilmesinde öncülüğü kim alırsa işletmecilik literatürüne büyük bir katkıda bulunacaktır.

Peki, “Hoca uzattın. Sadede gel.” Diyorsunuzdur. Geliyorum. Böyle bir konvansiyon aslında var ve de bir örnekle anlatacağım. Daha sene genç vaktimiz var.
Sağlıcakla kalın

Yorumlar

Yorum yapabilmek için lütfen giriş yapınız.
Giriş Yap