Karahan dönemi bilançosu: Enflasyona karşı finansal cephede kim kazandı?

Dünya'yı haber kaynağınız olarak eklemek için tıklayın!

Şubat 2024’te Fa­tih Karahan’ın Türkiye Cumhuri­yet Merkez Bankası (TCMB) koltuğuna oturması, para po­litikasında “şahin” duruşun konsolide edildiği ve dezenf­lasyon sürecinin teknik temellerinin rasyonel bir zemine oturtuldu­ğu yeni bir milattı.

TÜİK tara­fından yayımlanan Mart 2026 verileri ışığında geriye dönüp baktığımızda, iki yılı aşkın bu sürenin yatırımcılar için tam bir “ezber bozma” dönemi ol­duğunu görüyoruz. Geleneksel güvenli limanlar ile yeni nesil para politikası araçlarının geti­rileri arasındaki makas, Türki­ye’nin makroekonomik denge­lerinin nasıl bir dönüşümden geçtiğinin en somut kanıtıdır.

Altının mutlak hakimiyeti: Küresel ve yerel kırılmalar

Mart 2026 itibarıyla yıllık verilere baktığımızda, külçe altın rakipsiz bir performans sergileyerek yatırımcısının yü­zünü güldüren yegane araç ol­muştur. Altın, Yİ-ÜFE ile in­dirgendiğinde %54,39, TÜFE ile indirgendiğinde ise %51,10 oranında yıllık reel getiri sağ­layarak finansal enstrüman­lar arasında zirveye yerleşmiş­tir. Bu muazzam yükselişin ar­kasındaki makroekonomik kırılma, Karahan döneminde uygulanan sıkı para politika­sına rağmen küresel jeopolitik risklerin sönümlenmemesidir.

Özellikle 2024 sonu ve 2025 genelinde, küresel merkez ban­kalarının rezerv çeşitlendirme çabaları ve Orta Doğu ile Doğu Avrupa eksenindeki gerilim­ler, altını sadece bir “enflasyon koruması” olmaktan çıkarmış, stratejik bir servet büyüme aracına dönüştürmüştür. Ni­tekim altı aylık verilere bakıl­dığında külçe altının sağladı­ğı %29,21 (Yİ-ÜFE) ve %24,97 (TÜFE) seviyesindeki reel ge­tiriler, bu yükseliş trendinin is­tikrarlı bir şekilde korunduğu­nu kanıtlamaktadır.

Mevduat ve DİBS: Pozitif reel faiz dönemeci

Karahan döneminin en ka­rakteristik hedefi, Türk Lira­sı’na olan güveni yeniden tesis etmek ve yatırımcıya negatif reel faiz kıskacından kurtulma imkanı sunmaktı. Mart 2026 aylık verileri, bu stratejinin mikro düzeyde meyvelerini vermeye başladığını göster­mektedir. Aylık en yüksek re­el getiri, TÜFE ile indirgen­diğinde %1,08 ile mevduat fa­izinde (brüt) gerçekleşmiştir. Yıllık bazda ise mevduat fa­izi TÜFE karşısında %1,98, Devlet İç Borçlanma Senetle­ri (DİBS) ise %0,76 reel getiri sağlayarak artı bölgede kalma­yı başarmıştır.

Bu tablo, 2024 öncesinde­ki “finansal baskılama” dö­neminden kopuşun bir ilanı­dır. Kırılmanın temel sebebi, TCMB’nin likidite sterilizas­yonu ve miktarsal sıkılaştır­ma adımlarıdır. Politika faizi­nin enflasyon beklentileriyle uyumlu hale getirilmesi, mev­duatın yeniden bir tasarruf aracı olarak rüştünü ispat et­mesini sağlamıştır. Özellik­le üç aylık periyotta mevdua­tın Yİ-ÜFE karşısında %1,74 kazandırması, TL likiditesine verilen önemin bir yansıma­sıdır.

Döviz ve borsa: Beklentilerin altında kalan devler

Karahan döneminin en bü­yük yapısal sürprizi döviz cep­hesinde yaşanmıştır. Mart 2026 yıllık sonuçlarına göre Amerikan Doları TÜFE kar­şısında %9,02, Euro ise %2,64 reel kayıp yaşatmıştır. Hatta Euro, üç aylık dönemde %7,15 , altı aylık dönemde ise %8,26 reel kayıpla yatırımcısını en çok üzen araçlardan biri ol­muştur. Bu erimenin gerisinde, sıkı para politikasıyla dizginle­nen kur volatilitesi ve TL’nin kontrollü reel değerlenme sü­reci yatmaktadır. Döviz bazlı getirilerin enflasyonun altın­da kalması, hanehalkının on yıllardır süregelen dolarizas­yon alışkanlığını sarsan en sert makroekonomik darbedir.

Öte yandan, 2024 başında büyük umutlar bağlanan BIST 100 en­deksi, Mart 2026 yıllık değer­lendirmesinde TÜFE ile indir­gendiğinde %1,86 oranında re­el kayıp yaşamıştır. Endeksin aylık bazda %8,45 gibi sert bir reel kayıp göstermesi, sıkılaş­ma döngüsünün yan etkilerini özetler niteliktedir. Yüksek fa­iz ortamının şirket kârlılıkları üzerindeki baskısı ve alterna­tif maliyetlerin (mevduat gibi) cazibesinin artması, borsada­ki risk iştahını törpüleyen ana unsurlar olmuştur.

Sonuç: Rasyonel zeminde yeni normal

Fatih Karahan dönemi, Tür­kiye ekonomisinin finansal okuryazarlık sınavı olarak tari­he geçmektedir. Mart 2026 ve­rileri açıkça göstermektedir ki; enflasyonla mücadele kararlılı­ğı arttıkça, varlık fiyatlamaları rasyonel zemine oturmakta ve “garanti kazanç” görülen döviz gibi araçlar reel anlamda eri­mektedir. Külçe altının port­föyleri küresel risklere karşı koruduğu, mevduatın ise reel alım gücünü muhafaza ettiği bu iki yıllık süreç, Türkiye eko­nomisinin normalleşme sancı­larının ve kazanımlarının bir özetidir. Gelecek dönemde, de­zenflasyonun kalıcılığına para­lel olarak borsa ve borçlanma araçları arasında daha farklı geçişler görmemiz muhtemel­dir. Ancak Mart 2026 itibarıy­la ilan edilen bu tablo, paranın rotasının artık sadece “belir­sizlikten” değil, “para politika­sının gücünden” etkilendiğini kanıtlamaktadır.

Yazara Ait Diğer Yazılar
Piyasa Özeti
Borsa 14.079,97 -0,09 %
Dolar 47,0312 0,01 %
Euro 53,8287 0,22 %
Euro/Dolar 1,1437 0,14 %
Altın (GR) 6.156,98 0,71 %
Altın (ONS) 4.031,47 -0,53 %
Brent 84,8990 0,36 %