Kasaba kültürü “indirgemeci kolaycılığı” sever

Rüştü BOZKURT
Rüştü BOZKURT BUZDAĞININ DİBİ rustu.bozkurt@dunya.com

Kasaba kültürü dediğimizde ne anladığımızı, kasaba kültürünü besleyen hukuksuzluk, plansızlık, eşitsizlik ve ilkesiz gizlilik konularında yapmamız gerekenleri önceki beş yazıda paylaştık. Sıra kasaba kültürünün beslendiği bir başka bileşene geldi: “İndirgemeci kolaycılık”

Değişen paradigma ve entegre inceleme

Veri toplama, bilgiye dönüştürme ve bilgileri değerlendirme konusunda etkin bir örgüt yöneticisinin açıklamalarına başvuralım: MI6’nın Başkanı Richard Moor kamuoyuna açık değerlendirmesinde, “Zamanımız, verilere dair önseziler geliştirmeyi, verileri işlemek için araçlara sahip olmayı ve en önemlisi de karmaşık verileri insan kavrayışına dönüştürme yeteneğine sahip olmayı gerektiriyor. Teknolojik beceri ve insan zekâsından elde edilen önsezilerin birleşimi İngiltere’ye güçlü bir avantaj sağlıyor. Entegre inceleme, bilim ve teknolojiyi ulusal güvenliğimiz için en yüksek öneme sahip bir bileşen olarak ön plana çıkardı; hükümet ve sonrası işbirliğimiz müttefiklerle, ortaklarımızla işbirliği içinde uluslararası normları şekillendirme esas olacaktır,” diyor.

Moor’un uyardığı özenin tam tersine, “kasaba kültürü”, hukuksuzluk, plansızlık, eşitsizlik, ilkesiz gizlilik ve indirgemeci anlayışın disiplinsizliğinden besleniyor. İndirgemeci kolaycılığın etkilerini incelemek istediğimiz bu yazı “entegre inceleme” disiplini bir an önce geçilmesinin gereklerini anlatmaya çalışıyor.

Albert Laszlo Barabassi indirgemeci yaklaşımın yirminci yüzyılda bilimsel araştırmacıların çoğunun itici gücü olduğunu belirtiyor: Bilim insanları doğayı kavramak için önce incelenen olay ya da olgunun bileşenlerini deşifre edilmesi gerektiği düşüncesinden yola çıkıyordu. Bilim insanlarının ve araştırmacıların temel varsayımları şöyleydi: Parçaları anladığımıza bütünü anlamak kolaylaşacaktır. Bölerek, parçalayarak onları kontrol edebildik. Bilim insanları arasında bu indirgemeci bakışın yaygınlaşması uzun süre gözlemleri bileşenler üzerine odakladı. Evreni anlamak için atomlar, atomaltı parçacıklar, yaşamı anlamak için moleküller, insan davranışlarını anlamak için genler, inanç sistemlerini anlamak için peygamberler üzerine araştırma yapma eğilimi güç kazandı.

İndirgemeci bakış açısı giderek artan karmaşıklığı “insan kavrayışına dönüştürmeye” yetmedi; bilim çevreleri yeni arayışlara yöneldi.

Özellikle iletişim teknolojilerinin yarattığı bağlantılar, iletişim-etkileşim alanlarının genişlemesi ve yeni işbirlikleri olanakları doğada hiçbir şeyin tecritten-yalıtımdan- geçmediği gerçekliğini öne çıkardı. Türker Kılıç’ın saptamasında belirttiği gibi, “Kültürü oluşturan tüm ögeler; sanatın ve bilimin dalları, ekonomi, hukuk, eğitim, yani insana ait tüm değerler birbirine bağlı havuzlar gibi ‘değerleri biriktirirler’. Uygarlığı oluşturan ögeleri birbiriyle sıkı etkileşim halindedir: Örneğin edebiyatı iyi olan toplumların sineması da bundan olumlu etkilenir, sinema sanatının niteliği mizah anlayışını da etkiler vb. Bilim özelinde de durum benzerdir: Tüm bilim dalları birbirini dolduran ya da boşaltan şekilde etkileşimdedir”

İnsan davranışlarını araştıranlar da genlerin mutlak etkili oldukları düşüncesindeydi. Son dönemlerde yapılan bir dizi araştırma öğretti ki, genetik malzeme zaman içinde değişiyor. Genlerin açık ya da kapalı olduğunu belirleyen kimyasallar da değişiyor. Gözlemlenen yeni oluşuma “epigenetik değişiklik” deniyor. Epigenetik etkilerin keşfedilmesi önemli bir “paradigma değişmesi” anlamına geliyor.

Türker Kılıç’ın çalışmalarında “tümdengelim” ve “tümevarım” yöntemlerinden farklı olarak günümüzde bilim çevrelerinde “bağlantısal bütünlük” yönteminin yaygınlaştığı belirtiliyor. Bağlantısal bütünlük yöntemi parçalarla değil parçaların birbirleriyle ve oluşturdukları bütünle ilişkileri ve etkileşimleri dikkate alıyor. Yeni yöntemin giderek artan karmaşıklığı insan kavrayışına dönüştürmede daha da etkili sonuçlar yaratabiliyor...

Geleneksel ve gelişmekte olan ülkelerde “indirgemeci kolaycılık ve israf” kalkınmanın ve refahı artırmanın önündeki engellerden biri. İndirgemeci kolaycılığın neleri israfa yol açtığını birkaç başlıkta toparlayabiliriz:

İndirgemeci israf

İndirgemeci israfı yaratan önemli eksiğimiz, “envanter, veri ve analiz” eksikliğidir. Servet ve sermayemizi oluşturan varlıklarımızla ilgili düzenli kayıtların olmaması, dinamik envanterlerin oluşturulmamış olması olay ve olguları herkesin kendine göre yorumlamasının önünü açıyor. İnsanlar, ister iyi niyetli cehaletten kaynaklansın, isterse art niyetli algı yaratmak istesin herhangi bir ölçü koymadan olay ve olguları kendi sübjektif tercihlerine göre değerlendirebiliyor.

Envanter ve veri eksikliğinin yarattığı boşluklar, oluşmakta olan “ekosistemleri ve etkileşimlerini” kavramayı geciktiriyor; kararlar çoğunlukla “olsa olsa” yöntemiyle alınıyor.

Envanter kayıtları ve veri eksikliği oluşmakta olan ekosistem etkileşimlerini kavramayı ötelemesinin yanında, veri-odaklı, model ve metoda dayalı sorgulamanın temelini oluşturan “analitik yetkinliklerin” gelişmesini de yavaşlatıyor.

İndirgemeci kolaycılığın bireysel ve toplumsal gelişmenin önüne koyduğu bir başka engel da “sistemli sorgulama” ve “yaratıcı yüzleşme” özgüveninin gelişmesini ve yaygınlaşmasını engellemesidir. Sistemli sorgulama ve yaratıcı yüzleşme özgüveni yetersiz kalınca “hata kültürü” de yeterince olgunlaşamıyor.

İndirgemeci kolaycılığın yarattığı önemli israflardan biri de, “bilimsel verilere” dayalı tartışmalar yerine, önyargı, yerleşik doğru, kalıp düşünce ve ezberciliği öne çıkarmasıdır. Ezberci yaklaşım, değişim ve dönüşümlere uyum yeteneklerini de zayıflatmakta, son çözümlemede “entegre incelemeye dayalı kararlar” verme yerine “kulak kirliliğine” dayalı kolaycılık yolu izlenmektedir.

İndirgemeci kolaycılık ilkesizliğe, hukuksuzluğa, plansızlığa, eşitsizliğe, ilkesiz gizliliğe dayandığı için kurala dayalı gelişmelerin de önünü kesmekte, kapsayıcı ve işleyen kurumlara dayalı yönetim anlayışının gelişmesini de kösteklemektedir. İndirgemeci kolaycılık, serbest ve adil piyasada şans eşitliğine dayalı rekabet yerine, nepotizmden beslenmekte; toplumun geleceğine güvenmesini de engellemektedir.

Adil paylaşmayı engelleyen kolaycı ve israfçı indirgemecilik, toplumsal uzlaşmanın da engelidir. Net bilgiyi, etkin koordinasyonu, sorgulamayı, yaratıcı yüzleşmeyi, hata kültürünü engelleyen indirgemeci kolaycılık, geçmişten ders alarak daha sağlıklı gelecekler inşa etmenin gerek şartı olan “toplum hafızanın” oluşmasının da engelidir.

İndirgemeci kolaycılığın yarattığı israfın temelinde “ bilgiye dayalı fikir üretmeyi” engellemesi de vardır.

Kısa değinmelerle anımsatmak istediğimiz “indirgemeci kolaycılık israfları” toplumsal gelişmenin önündeki engeldir; bu engeller bizi “kasaba kültürü tuzaklarına” dönüşecektir.

Kaynak:

(1) Richard Moor, “Dijital çağda insan zekası” Turquie Diplomatique, Yıl:13, Sayı:152

(2) Albert-Laszlo Barabassi, Bağlantılar,Çev. Nurettin Elhüseyni, Türk Henkel Dergisi Yayınları:19, İstanbul 2003.

(3) Türker Kılıç, Yeni Bilim: Bağlantısallık, Yeni Kültür: Yaşamdaşlık, Ayrıntı Yayınları, 1bsk. İstanbul 2021

(4) Reyhan Oksay, “Bilim dünyası ölüme meydan okuyor/Hücresel düzeyde yaşlanma” HBT, Saylı:308, 17 Şubat 2022

Yazara Ait Diğer Yazılar Tüm Yazılar