Katar bölgesine geri dönüyor

İlter TURAN
İlter TURAN SİYASET PENCERESİ dunyaweb@dunya.com

4 Ocak günü Suudi Veliahtı Muhammed bin Salman ile Katar Emiri Şeyh Temim bin Hamad el-Sani Körfez İşbirliği Zirvesi’nde kucaklaşarak Katar’a üç buçuk yıldır uygulanan ablukayı sona erdirdiler. Bu yakınlaşma birkaç yönden anlamlı: Sadece görevi bitmekte olan Trump yönetiminin ısrarı ile gerçekleşmeyip, tüm Ortadoğu ülkelerinin Biden’in ABD’nin bölgeye dönük siyasetinde getirmesi beklenen kapsamlı değişikliğe hazırlandığı bir dönemde ortaya çıktı. Suudi Arabistan, Birleşik Arap Emirlikleri (BAE) ve Mısır’ın Katar’ı tecrit etmelerine giden çatışmada Türkiye Katar’ın yanında yer alarak fırtınayı atlatmasına yardımcı olmuştu. Bu ilişki nasıl etkilenecek, gelişmeler Ortadoğu’nun siyasi hayatında önemli bir değişikliğe işaret ediyor mu?

Bu yakınlaşmanın ana hatları hakkında şu anda neler biliniyor?

Görüşmelerin perde arkası bilinmese de, Katar’ın Körfez İşbirliği Teşkilatı Zirvesi’ne katılmaya davet edildiği, Emir’in de hava alanında Muhammed bin Salman tarafından karşılandığı biliniyor. Bu jest, Katar’ın Körfez sahnesine geri döndüğüne işaret ediyor.

Burada gündemin başına oturan konu Katar’ın İran’la yaptığı işbirliğidir. Diğer Körfez ülkeleri ise İran’ın kendilerini tehdit ettiğini düşünüyorlar. Katar-İran ilişkilerinin yakınlığını belirleyen faktörlerin başında ikisinin denizdeki gaz üretim alanını paylaşmaları geliyor. Bu hükümetlerin siyasi tercihlerinin değil tabiatın belirlediği bir husus olduğundan, Katar’ın İran’la uyumlu ilişkilerinden tamamen vazgeçmesi zordur. İyimser bir yorum, Biden’ın İslam Cumhuriyeti ile ilişkilerini iyileştirmek istediği bir dönemde, Katar’ın da Körfez ülkeleri ile İran arasında iletişimi kolaylaştırabileceğidir.

İkinci olarak, Katar Ortadoğu’daki Müslüman Kardeşler hareketlerine maddi destek sağlamaktadır. Bu konuda Katar belirli bir manevra alanına sahiptir. İhvan Hareketi zaten başarısızlığa uğramıştır. Katar’ın bu alandaki harcamaları anlamlı bir siyasi yatırım olmaktan ziyade başkalarını rahatsız etme özelliğine sahiptir. Katarlılar, ciddi siyasi riskler üstlenmeden İhvan’a maddi desteklerini çekebilirler.

Tabii, bir de Türkiye’nin Katar’daki askeri üssü gibi zorlu bir mesele var. Suudiler ve onlardan da daha fazla BAE, bunu önemli bir sorun olarak görüyorlar. Ancak, üssün Türkiye ve Katar açısından taşıdığı önemi teslim etmek gerekir. Katar’ın Türkiye’den derhal üssü kapatması gibi bir talebi olacağını zannetmiyorum. Konunun görüşmelerde gündeme gelmiş olması kuvvetle muhtemeldir. Hatta, bir ihtimal faaliyetinin sınırlanması gibi konular konuşulmuş olabilir. Ancak, Katarlılar Körfez ülkelerine karşı özerkliklerini korumakta Türk üssünü de bir kaynak olarak gördükleri oranda tamamen kapatılmasına yanaşmayacaklardır.

Katar’a tecrit politikası uygulandığı dönemde Türkiye bu ülkeye çok yatırım yaptı. Gelişmeler Türkiye-Katar ilişkisini nasıl etkileyecektir?

Katar da Türkiye’ye büyük yatırım yapan ülkeler arasındadır, dolayısıyla ilişkiler iki yönden de güçlüdür, kolay vazgeçilebilecek nitelikte değildir, bunlardan vazgeçmek akıl kârı da değildir. Hangi koşullara bağlı bir anlaşmaya varıldığı konusunda henüz yeterli bilgiye sahip değiliz. Bununla beraber, Katar’ın bölgesindeki ülkelerle ilişkilerini iyileştirmesinin Türkiye’nin de Suudi Arabistan ve BAE ile ilişkilerini düzeltmesinin yolunu açarsa şaşırmamak lazımdır. Bu cephede de önemli gelişmeler beklenebilir. Bunun yanında, Türkiye’nin Ortadoğu’da izlediği dış siyasetin ümit ettiği siyasi ve iktisadi sonuçları getirmediği artık ortaya çıkmıştır. Bu nedenle Türkiye de üstü kapalı bir biçimde Suudiler ve BAE ile ilişkilerini iyileştirme yolları arıyor olabilir. Bu arayışın karşılıklı olduğu da düşünülmelidir.

Yine de, İran’la ilişkiler ve Türk üssü gibi anahtar bazı sorunların bir çözüme bağlanmamış olduğu görülüyor. Bu durumda, anlaşmanın sürdürülebilirliği var mıdır?

Gerçekten de anlaşmanın üzerine bina edildiği temeller sağlam gözükmüyor. Ancak şöyle düşünmek de mümkün: Dünyanın birçok yöresinde geçici olduğu düşünülen anlaşmalar geçerliliklerini uzun süreler korumuşlar, yerleşiklik ya da süreklilik kazanmışlardır. Karşımızdaki soru, bu gözlemin Katar- Körfez ilişkilerinde de geçerli olup olmayacağıdır. Suudi Arabistan da dahil, Körfez ülkeleri uzun süren bir ablukadan sonra Katar’ı tecrit yoluyla izlediği siyaseti değiştirmesini sağlamanın mümkün olmadığını görmüşlerdir. Katar’ın bu meydan okumayı savuşturacak imkanlara ve dış desteğe sahip olduğu görülmüştür. Buna karşılık, Katar da komşularıyla hasmane ilişkiler ortamında yaşamanın zor ve pahalı olduğunu görmüştür. Dolayısıyla, tarafların yeni kurulan ilişkiyi sürdürmekte çıkarları olabilir. Evet çok sayıda sorun olacaktır, ama aktörlerin başarılı olmadığı artık tecil edilmiş olan yöntemlere tekrar başvurmaları beklenmemelidir. Huzursuz ama sürdürülebilecek bir ilişki ile karşı karşıyayız.

Yazara Ait Diğer Yazılar Tüm Yazılar
NATO içinde kavga var! 07 Aralık 2020