9 °C
Osman AROLAT
Osman AROLAT AROLAT'tan osman.arolat@dunya.com

Katılım ve denetim...

15 Temmuz derbe girişimininn önlenmesi sırasında halkın darbeyi önlemek için yığınsal katılımı sonuç verdi. Tanklar, F-16’lar ve ağır silahlarla darbe yapmak için harekete geçen ordu içersindeki FETO’cü çetenin girişimi, silahsız olarak karşılarına çıkıp direnen halkın katılımıyla akim kaldı. Tanklar, uçaklar ve silahlar halkın katılımcı gücüne yenildi...

Şimdi Türkiye’de hiçbir şeyin 15 Temmuz öncesi gibi olmayacağı yorumları yapılırken, parlamentodaki dört partinin bir araya gelerek darbe karşısında dimdik ayakta durup, ortak bildiri yayınlamalarından övgüyle söz ediliyor. Buna bağlı olarak yeni dönemde partilerin15 Temmuz öncesindeki “çatışmacı söylemlerini” terk ederek, ülke sorunlarının çözümünde “diyalog içersinde”, “katılımcı bir yöntemle” birbirlerine destek verebilecekleri bir dönemin başlayabileceği yorumları yapılıyor.

Bugüne kadar siyasiler iktidarda da muhalefette de ağırlıklı olarak kendi doğrularını savunuyor, ayrı noktalarda duruyor, kendi köşelerinden tavizsiz davranıyorlardı...

İlk andan itibaren darbeye karşı direnişe geçen halk yığıları ise siyasal hiçbir ayrıma yol açmayacak şekilde, yek vücut olarak bir dineniş başlatıp sürdürdü.

Bu halk yığınları içersinde farklı siyasal eğilimdeki, farklı düşüncedeki kitleler, birlik içersinde farklılıkları kendi içlerinde tutarak bir ebrunun renkleri gibi birbirlerinin içine geçerek, darbe karşısında direniş suru oluşturarak ortak direnişi ortaya koyup başarıya ulaştılar...

Siyasiler de bombalanan mecliste bir arada yer aldılar. Siyasilerin çoğu da halkın direnişine ortak olup alkışladı. Farklı bazı açıklamalar ise en yakınlarındakiler tarafından kınandı...

 15 Temmuz öncesi gibi olmaması istenen yeni dönemin öne çıkacak iki sözcüğünün “katılım” ve “denetim” olması gerekir. 

Niçin katılım?

Çünkü katılım demokrasilerde çoğunluğun değil, toplumdaki en küçük grupların itirazlarının, söylemlerinin dikate alındığı bir yönetim ilkesidir. Toplumu oluşturan fertlerin, en aykırı olanlarının bile görüşlerini ifade etmesi sonrası “oluşacak ortak aklın”, sorunlara çözüm aramasının yöntemidir. Hukukun ve adaletin üstün kılındığı bir idare tarzıdır.

Niçin denetim?

Çünkü, iktidar erkine sahip olanlar zamanla bunun cazibesine kapılıp. Adalet ve hukuku kenara iterek, kendi doğruları dışında doğru tanımadan, toplumsal diyaloğu yapıcı bir unsur olarak görmeden denetimsiz hareket ederler. Bu nedenle denetim, demokratik toplumların olmazsa olmaz unsurudur.

Demokrasilerde bu denetimi iktidar içindeki gruplar, muhalefetteki siyasi partiler kadar toplumun diğer kesimleri de sivil toplum örgütleri vaıstasıyla yaparlar. Bunu yaparken, medyadan, yayınladıkları bildirilerinden, kitlesel sokak gösterilerinden, bütün kitlesel gösteri araçlarından yararlanırlar. Demokratik denetimleri için her aracı kullanırlar. 

15 Temmuz öncesi ülkemizde böyle bir demokratik işleyiş ve denetim mekanizması söz konusu değildi. 15 Temmuz sonrası gelişmeler birden bire olmazsa da, yavaş yavaş böylesi bir toplumsal demokratik evrilmeyi yaşayabileceğimizi gösteriyor.Toplumun çok farklı kesimlerinin yekvücut olarak darbeye direndiği gibi, yine yekvucut olarak katılımcı bir tavırla demokrasi yolunda adımlar atılmasına ve iktidar erkinin denetimine dökük yeni bir döneme girmemize imkan vereceğini düşünmek iyimserlik olarak görülse de yeni dönemde imkansız değildir...