Kevin’in k’sı, karakterin k’sı, kuralın k’sı: Odysseus’un Fed sahnesinden inişi

Dünya'yı haber kaynağınız olarak eklemek için tıklayın!

Odysseus Fed sahnesinden iniyor: Kurum kendisini önceden ilan edilmiş bir faiz patikasına bağlamak yerine takdir alanını açık tutuyor. Her sıfattan faiz, her virgülden kur, her kravat renginden bilanço yönü çıkaran yorum düzeni zemin kaybediyor. Fed daha az konuşup daha çok tartacak; piyasayı kendi cümlesinin yankısından ziyade doğrudan fiyatlardan dinleyecek.

“Benim adım Hiç Kimse”
Homer

I. Ithaka’dan ayrılış

Robert Lucas’ın 1976’da yaz­dığı kritik, yarım yüzyıl son­ra Fed’in çiçeği burnunda başka­nının dilinde yeniden hayat bul­du. Lucas’ın kendi adıyla anılan yaklaşım, geçmiş verilerden tü­retilen davranış ilişkilerinin po­litika rejimi değiştiğinde sabit kalmayabileceğini savunur.

Bunun çarpıcı örneklerinden biri “Amerika’nın Keynes’i” diye anılan Alvin Hansen’dir. Hansen, II. Dünya Savaşı öncesinde ABD ekonomisinin yapısal durgunlu­ğa (secular stagnation) kilitlen­diği görüşündeydi. Üç dayanağı vardı:

ABD’nin coğrafi genişleme cephesi kapanmıştı (fron­tier).

Nüfus artışı yavaşlamıştı.

Büyük yatırım alanları açan teknolojik yeniliklerin tem­posu düşmüştü.

Hansen’e göre özel yatırım ta­lebi tasarrufları emecek gücü bu­lamayacaktı. Yeni ve kârlı yatı­rım alanları daralmıştı. Ancak ta­rih Hansen'in tersine işledi.

II. Dünya Savaşı sonrasında teknolojik patlama güçlü nüfus artışı (baby boom) ile birleştiğin­de küresel çapta inanılmaz bir verimlilik artışıyla karşılaşıldı. Lucas, Hansen’e doğrudan cevap vermedi yine de yanılgısını açık­layacak çerçeveyi kurdu: Rejim değiştiğinde eski katsayılar ko­nuşmayı bırakır.

II. Aiolos'un rüzgârları: Fazlanın adı değiştiğinde

Ben Bernanke, 2005 yılında ABD cari açığı ile düşük uzun vadeli reel faizlerin kaynağını küresel tasarruf bolluğu (glo­bal saving glut) üzerinden oku­du. 2008 krizinde Bernanke baş­kanlığındaki Fed politika faizini sıfır bandına indirdi, bilançosu­nu genişletti. Söz (taahhüt) ile yönlendirme dönemine geçip fa­izlerin uzun süre olağanüstü dü­şük düzeylerde kalacağı yönün­de bir patika sundu (forward gu­idance).

Larry Summers ise 2013 yılın­da Hansen’in yapısal durgunluk tezini hortlattı. Kriz öncesindeki kolay finansman ve varlık balo­nuna rağmen kapasite kullanımı ile enflasyon baskısı sınırlı kal­mıştı. Bir tarafta yatırım iştahı­nın zayıflığı, diğer tarafta tasar­ruf bolluğu vardı.

III. Direğe bağlanan Fed: Kural bazlı karar, otomatik karar değildir

Bernanke ile halefi Janet Yel­len birlikte yeni bir ekol inşa et­tiler. İktisadi konjonktür tartış­ması Summers – Bernanke cep­hesinde şekillenirken politika tepkisi Yellen – Taylor cephesin­de alevlendi. Summers yapısal durgunluğa, Bernanke tasarruf bolluğuna baktı. Stanford eko­nomisti John Taylor, kendi adıy­la anılan formülde enflasyonun hedeften ve üretimin potansiyel­den sapmasına göre bir politika faizi belirlenmesini savundu.

Literatür bu ayrımı “kural baz­lı” ve “takdire dayalı” (discreti­onary) politika diye adlandırır. Buradaki takdir, keyfilik değildir. Türkiye’de iki kavram sıkça karı­şıyor. Kurumların hukuka ve il­kelere bağlılığı başka, faiz kararı­nın mekanik bir formüle bağlan­ması başkadır. Bernanke-Yellen çizgisi kuralı reddetmedi; tek bir denklemin karar makamı­nın yerine geçmesine itiraz et­ti. Sistematiklik, otomatiklik de­ğildir. Türkiye finans-ekonomi çevrelerinde bu ayrım bazen bu­lanıklaşıyor: Tek bir para politi­kası kuralı kararla karıştırılıyor. Aslında Taylor’ın kural arayışı­nın çıkış noktalarından biri de ironik şekilde Lucas Kritiğiydi – politika rejimi değiştiğinde dav­ranış ilişkileri bozulabiliyorsa, politika tepkisi öngörülebilir ve sistematik kalmalıydı.

IV. Sirenlerin şarkısı: Yaşlı kurda karşı Odysseus'un sahneye çıkışı

Taylor’ın güçlü müttefikle­rinden biri Philadelphia şu­be başkanı Charles Plosser’di. Plosser’in 1982 yılındaki çalış­ması, pek çok makroekonomik serinin deterministik bir tren­de dönmek yerine kalıcı ve rast­gele şoklar taşıyabileceğini gös­terdi. Modellerin kırılganlığını Lucas’a yakın bir yerden okuyan, veride rastgele yürüyüşü ciddiye alan Plosser, politikada rastgele­ye tahammül göstermiyordu.

Tam bu noktada Şikago şu­besinin başkanı Charles Evans, Odysseus’u sahneye çıkardı. “Delphic forward guidance” (ka­hinlik) ekonomik görünümü an­latırken “Odyssean forward gu­idance” Fed’in kamusal taah­hüdüydü. Odysseus, Sirenlerin sesine kapılmamak için kendisi­ni gemi direğine bağlatmıştı. Fed de faizleri erken yükseltme dür­tüsüne karşı kendi sözüyle bağ­lanacaktı. Evans çizgisi düşük faize zaman tutarlılığı kalkanı kazandırdı.

V. Skylla ile Kharybdis arasında: Krugman'dan Kevin'e, ithaka ufukta

Paul Krugman, Foreign Affa­irs için kaleme aldığı 1997 ta­rihli “Kapitalizm Fazla mı Üret­ken?” (Is Capitalism Too Produ­ctive?) makalesinde Hansen’in tezinin yeni giysisi sayılabile­cek “küresel bolluk” doktrinini hedef aldı. Doktrine göre tekno­lojik ilerleme ve yeni sanayile­şen ülkeler üretim kapasitesi­ni talebin taşıyamayacağı hızda büyütüyordu. Krugman bu so­nucu reddetti: Üretkenlik ge­lirleri yükseltir; gelirler harca­maya dönüşür; gelişmekte olan ekonomiler yalnızca arz değil, talep de taşır.

Makalenin bugüne uzanan in­ce damarı ölçüm meselesidir. Krugman, Moore Yasası ile tekil dijital örneklerin ekonomi ça­pında üretkenlik devrimi kanı­tı sayılmasına karşı uyarıyordu. Resmî veriler yeni ekonomiyi eksik ölçebilirdi; heyecan veri­ci örnekler ise sürekliliği gözden kaçırabilirdi.

Ekonoritmiks’in 27 Nisan 2026 tarihli “Camdan dışarı ata­madığın bilgisayar” başlıklı ya­zısında aynı düğüme bakmıştık. Üretkenlik görünmüyor değil, her yerde görünmüyordu. Makro verilere gecikmeli ve parçalı yansıyordu. Yapay zekâ (AI) ya­tırımlarında bugün de sermaye harcamaları görünürken ekono­mi çapındaki verimlilik kazancı dağınık kalıyor. Fed’in güncel ça­lışmaları da reel etkilerin hâlen yatırım zincirinin belirli bölüm­lerinde yoğunlaştığını, toplam üretkenlik ile işgücü verilerinde geniş çaplı dönüşümün henüz sı­nırlı kaldığını gösteriyor.

Kevin Warsh şimdi bu tartış­mayı Fed’in politika fonksiyonu­na taşıyor. Yapay zekâyı yalnız­ca bugünkü büyümeyi destek­leyen bir yatırım dalgası değil, yarının potansiyel üretimini de­ğiştirecek genel amaçlı bir tek­noloji olarak okuyor. Son basın toplantısında AI bağlantılı yük­sek teknoloji ekipmanı ve yazı­lım yatırımlarının dört çeyrek­lik artış hızının yüzde 20’ye yak­laştığını vurguladı; arz etkisinin zamanı ve büyüklüğü konusun­da ise belirsizliğin altını çizdi. Warsh’un ifadesiyle Fed toplam talebi görebiliyor; toplam arz ile üretkenliği ise çıkarım ve muha­keme yoluyla değerlendiriyor. AI yatırımları bu “arz-talep yarışı­nı” zorlaştırıyor.

Burada iki saat çalışıyor. AI bugün talep, yarın arz şoku nite­liği taşıyabilir. Potansiyel üre­tim yukarı kayıyorsa aynı büyü­me oranı geçmişe göre daha az enflasyonist sayılabilir. Yatırım talebi verimlilik kazancından önce geliyorsa kısa vadede daha enflasyonist bir tablo görülebilir. Eski Phillips eğrisi, eski çıktı açı­ğı ve tek bir Taylor kuralı bu iki zamanı aynı katsayılarla sağlıklı okuyamayabilir. Nitekim Warsh, son basın toplantısında enflas­yon ölçümlerini tartışırken Lu­cas Kritiğini doğrudan andı.

Beş görev gücü bu dönüşümün farklı cephelerine yöneliyor: iletişim, bilanço, veri, üretken­lik-istihdam ve enflasyon çer­çevesi. Ekonomistlerin yanına iş dünyasından ve eski merkez bankacılarından isimlerin gel­mesi, modelden vazgeçiş değil; model tekelinin sorgulanması­dır.

VI. Sonuç: İthaka’ya dönen Fed, magazinden uzak

22 Haziran 2026 tarihli “Kıla­vuzu karga, magazini yaygara” başlıklı yazımızda para politika­sının bir kehanet yarışına çev­rilmesine itiraz etmiştik. Warsh şimdi bu itirazı kurumsal çizgi­ye taşıyor. Daha kısa karar met­ni, geri çekilen söz ile yönlendir­me ve piyasaya kaşıkla faiz pa­tikası sunmayan iletişim, sosyal medya ekonomistlerinin alıştı­ğı hammaddeyi azaltıyor. Warsh döneminde, en azından olağan koşullarda, Odysseus Fed sahne­sinden iniyor: Kurum kendisini önceden ilan edilmiş bir faiz pa­tikasına bağlamak yerine takdir alanını açık tutuyor.

Sosyal medya ekonomistleri­nin sonu, iktisadi tartışmanın değil; iletişim arbitrajının sonu­dur. Her sıfattan faiz, her virgül­den kur, her kravat renginden bi­lanço yönü çıkaran yorum düze­ni zemin kaybediyor. Fed daha az konuşup daha çok tartacak; piya­sayı kendi cümlesinin yankısın­dan ziyade doğrudan fiyatlardan dinleyecek.

Kevin’in K’sı karakterde saklı. Kural çerçeveyi çizer; kararın ye­rine geçmez. Kılavuzu karga olan yolunu bulabilir. Yeter ki kargayı kâhin, kuralı da karar sanmasın.

Yazara Ait Diğer Yazılar
Piyasa Özeti
Borsa 14.393,85 -0,77 %
Dolar 48,6028 0,12 %
Euro 56,4966 0,21 %
Euro/Dolar 1,1614 0,02 %
Altın (GR) 6.787,54 -0,91 %
Altın (ONS) 4.333,04 0,38 %
Brent 105,42 -0,73 %