KGF kredilerini seçerek verelim

Emrah LAFÇI
Emrah LAFÇI Ekonominin Doğası dunya@dunya.com

Geçtiğimiz hafta yayımlanan “2. Çeyrek Kamu Maliyesi Raporu”nun içindeki önemli bölümlerden biri de Hazine Destekli Kredi Garanti Paketlerine ilişkin çalışmaların yer aldığı kutuydu. Buna göre; 3 ayrı başlıkta toplam 23 milyar TL tutarında bir kefalet limiti tesis edilecek. Bunlardan 10 milyar TL’si 5. ve 6. bölgeler için ithal ikamesini ve ihracatı önceleyen yatırımlara uzun vadeli kredi desteği için öngörülmüş. Diğer 10 milyar TL ise istihdam desteği sağlanması amacıyla küçük ve orta boy işletmeler için kullanılacak. Kalan 3 milyar TL daha spesifik bir alan olan soğuk hava zinciri için kullanılacak.

Kredi Garanti Fonu (KGF) teminatlı kredilerin bizim hayatımıza en yoğun şekilde girdiği tarih 2017’dir. Türkiye’de 2016’da darbe girişimi yaşanmış, ekonomide çarklar durma noktasına gelmişti. Bu darboğazdan çıkılması amacıyla özellikle KOBİ’lere bankalar vasıtasıyla KGF teminatlı krediler verdirildi. Aslına bakarsanız banka kredileri yoluyla ekonomik sıkıntılarımızı aşmaya çalışmak sıkça başvurduğumuz bir yöntem. Hatırlayacaksınız özellikle 2020’de salgının ekonomik etkilerinden kurtulmak için de aktif rasyosu ya da kamu bankaları marifetiyle yüksek bir kredi genişlemesine gidilmişti. Her ne kadar uygun şartlarda ve düşük faizli kredinin ilgili dönem için ekonomiyi canlandırma etkisi olsa da uzun vadeli olumsuz yan etkileri de oluyor. Bu sebeple kredi teşviklerinin dikkatli ve selektif bir şekilde sağlanması önemli hale geliyor. Yani attığımız taşın ürküttüğümüz kurbağaya değmesi gerekiyor. Aksi takdirde bu işin faturasını ilerleyen yıllarda toplumun tamamı ödemek zorunda kalııyor.

Kredi garantilerinin şirketler üstündeki etkileri

2017’deki KGF kredilerinin kullanımının etkinliğine ilişkin Ufuk Akçiğit, Ünal Seven, İbrahim Yarba ve Fatih Yılmaz’ın yaptığı çalışmaya yakından bakalım. (Firm-Level Impact of Credit Guarantees: Evidence from Turkish Credit Guarantee Fund) KGF programı 2016 sonunda 20 milyar TL teminatla başlıyor ve Mart 2017’de bu rakam 250 milyar TL’ye çıkarılıyor. 2017 yılında da KGF teminatı yoluyla toplam kredi hacmindeki artış 208 milyar TL olarak gerçekleşiyor. Bunun çok büyük bir kredi genişlemesi olduğunu söylememe gerek yok sanırım. Yapılan çalışmada KGF destekli kredi kullanan ve kullanmayan firmalar karşılaştırılmış. Programdan sonraki iki yıl boyunca bahsettiğim firmaların istihdam, satışlar ve kredilerinin temerrüde düşme rakamları incelenmiş. Sonuç itibariyle KGF kredilerinden yararlanan firmalar diğer firmalara göre istihdamlarını %17, satışlarını %70 artırırken; ilgili firmaların kredilerinin batma olasılığı da %0.6 puan düşmüş.

Rakamlardan da görüldüğü ve beklendiği gibi KGF programının firmalar üzerindeki etkileri olumlu. Fakat bana göre çalışmanın asıl önemli kısmı; bu programın farklı firma grupları üzerindeki etkilerinin farklı olmasına ilişkin tespit. Sektörel olarak bakıldığında KGF kredilerinin istihdam konusundaki en büyük katkıyı hizmet sekötrü gibi emek yoğun sektörlerde sağladığını görüyoruz. Satışlar konusundaysa en olumlu katkının iç talebe dönük çalışan toptan ve ticaret sektörlerinde görüldüğü tespit edilmiş. Dolayısıyla KGF teminatlı kredilerin bahsi geçen sektörler üzerinde yoğunlaşacak şekilde kullanılması toplam etkinliği artıracağını söyleyebiliriz.

KGF’nin yan etkileri

Kredi artışının yukarıda saydığım gibi olumlu etkileri varken, olumsuz etkilerini de gözardı etmemek gerekiyor. Firmaların borçluluğunun artması uzun vadede risk yaratabilecek unsurlardan bir tanesi. Ayrıca yine KGF kredilerinin firmaların uzun vadeli varlıklarına katkı sağlamaktan çok kısa vadeli varlıklarına katkı sağladığı görülmüş. Bu da, aslında bu programın firmalara kalıcı değişiklikler getirmesinden çok günü kurtardığını gösteriyor.

Diğer taraftan 2017 KGF programının makro etkilerine baktığımızda tablo yukarıdaki kadar pembe değil. Her ne kadar KGF programı GSYH artışı sağlasa da bazı olumsuzlukları da beraberinde getiriyor. Bu etkilerin başında enflasyonu sayabiliriz. Kredi genişlemesi sonucu toplam talebin artması fiyatlar üzerinde yukarı yönlü baskı yaratıyor. Ayrıca Türkiye’deki üretimin ara malı ithalatına bağlı olması, toplam üretim arttıkça cari açık problemini de beraberinde getiriyor. Yüksek cari açık da finansal şoklara karşı TL’yi savunmasız hale getiriyor. Bu önermenin doğruluğunu zaten hep beraber 2018 Ağustos’unda “Rahip Brunson Krizi” adı altında deneyimledik. O krizin en temel sebeplerinden biri yukarıda bahsettiğimiz KGF programıydı. Ayrıca kredilerin üretim artışı sağlayabilecek şirketlere kullandırılması gerekiyor. Eğer halihazırda kredilerini ödeyemeyen firmaların kredilerinin yüzdürülmesi için kullanılırsa ekonomi içinde birçok zombi şirket yaratılmış oluyor.

Bütün bu yan etkileri dikkate aldığımızda yanlış kurgulanmış bir KGF programının faturasını toplum olarak herkesin ödememesi için dikkatli davranılması gerekiyor. Bu kapsamda yukarıda da bahsettiğim çalışmada belirtildiği gibi; krediler kullandırılırken şirketlerin büyüklükleri, sektörleri, üretkenlikleri, finansal sağlıklarının göz önünde bulundurulması gerekiyor.

Yazara Ait Diğer Yazılar Tüm Yazılar
Birinci Şahsın Şiiri 20 Kasım 2021