Kıbrıs’ta neler oluyor!
ABD’deki seçimlerin üzerinden iki yıla yakın bir zaman geçti. Trump seçildiğinde en büyük vaatlerinden biri dünyaya barış getirmekti. Bugün yaşadıklarımıza baktığımızda Trump’ın getirdiği şeyin barıştan çok uzak olduğudur. Ukrayna Rusya krizini 24 saatte çözeceğini iddia eden Trump bırakın bu krizi çözmeyi İsrail’e verdiği destekle yeni bir kriz yaratarak Ortadoğu’yu yine, yeniden büyük krizlerin merkezi haline getirdi.
Trump’ın yarattığı belirsizlikler yalnızca Ortadoğu’yu değil, tüm dünyayı etkiliyor. Bugün ABD-Türkiye ilişkileri liderler özelinde fazlasıyla iyi görünse de gelecekte Kıbrıs, Suriye, Irak ve Ege adaları üzerinde nasıl bir şekle bürüneceği belirsiz.
Kıbrıs’ta taviz verilemez
Kıbrıs, Türk dış politikasında ‘milli dava’ olarak ele alınmış olmasına rağmen belli zamanlar milli dava ekseninde kaymalar yaşanmıştır. Nitekim bu kaymalar, bugüne kadar birçok dış politika değişikliğine şahit olmamıza neden oldu.
Bunlardan en yakını Annan Planı’dır. BM Genel Sekreteri Kofi Annan’ın taraflara sunduğu planında, iki kurucu devlete sahip olan Kıbrıs’ın tek bir uluslararası kişilik ve egemenliğe sahip olması öngörülüyordu. Yeni bir Kuruluş Anlaşması ile kurulan yeni düzende herhangi bir tek taraflı değişiklik yapılması, herhangi bir şekilde bölünme veya ayrılma, özellikle Kıbrıs’ın tamamının veya bir kısmının diğer bir ülkeyle birleşmesi yasaklanmıştı. Planın çerçevesi 1960 tarihli Londra ve Zürih anlaşmalarıyla bağdaşmamaktaydı.
Annan Planı Rumlara yarıyordu
Plan ortaya konduğunda Türkiye üzerinde AB ve ABD’nin baskısı net olarak görülüyordu. O dönem Türkiye içerisinde bir kesim Annan Planının Kıbrıs sorununu sona erdireceğini, Türkiye’nin sözde büyük bir yükten kurtulacağını, Kıbrıs halkının yaptırımlardan dolayı çektiği sıkıntının biteceğini ve Türkiye’ye AB üyeliği yolunun açılacağını düşünüyordu.
Biz ise bu düşüncelerin hiçbirinin doğru olmadığını, Annan Planının Rumlara gerek toprak gerekse nüfus olarak büyük olanaklar yarattığını söylüyorduk. Başka bir eklememiz daha vardı. O da adanın tek hâkimi olmak isteyen Rumların, kendilerine sağlanan büyük imkanlara rağmen bu plana evet demeyeceğiydi.
Biz bunları söylerken Annancılar, Rumlar hayır dese bile evet denmesi halinde Kıbrıs Türküne uygulanan ambargoların kalkacağını iddia ediyorlardı. Kıbrıs Türkü %65 ile “evet” dedi. Ama önce Türkiye’ye baktı. Dönemin Hükümeti “evet” yanlısı açıklamalar yaptı.
Yetmedi Türk Genelkurmay’ını dinledi. Genelkurmay’dan da ılımlı bir açıklama geldi. Genelkurmay açıklamasından on dakika evvel Ercan Havalimanına inmiştim. Bavulları beklerken açıklamayı havalimanındaki televizyondan dinledim. Çıktığımda Kıbrıs Türkü enişte; “hoş geldin demeden sizde mi?” diye bir söylemde bulunmuştu, unutulmuyor. AB’nin “evet” kampanyasına verdiği destek Ada için inanılmaz boyuttaydı. Anlayacağınız “evet” dediği için kimse Kıbrıs Türkünü eleştirmesin.
Sonuçta, yine biz haklı çıktık. Rumlar hayır dedi. Biz evet dedik ama Annan Planında Kıbrıs Türkü için belirtilen hiçbir iyileştirme yapılamadı. Türkiye’nin AB üyeliğine hiç değinilmedi. AB’nin ortak karar alma yapısı zaten buna engeldi. Bırakın ambargonun kaldırılmasını, Kıbrıs Rum kesimine büyük bir “hayır” hediyesi verildi ve tüm adanın temsilcisi olarak AB üyesi yapıldı.
Bayram değil, seyran değil
Son 15 gün Kıbrıs’ta yeni kıpırdanmalar gözümüze çarpıyor. Görev süresi 31 Aralık’ta dolacak BM Genel Sekreteri António Guterres, geçen hafta, Kıbrıs’a ilk resmi ziyaretini gerçekleştirdi. Bu seyahat, genel sekreter düzeyinde 16 yıl aradan sonra Ada’ya yapılan ilk ziyaret olma özelliğini taşıyor.
BM gider AB gidemez mi? Guterres’in hemen ardından AB Kıbrıs Özel Temsilcisi Raffaele Fitto da Kıbrıs’taydı. Kıbrıs’ta sadece Kıbrıs Cumhuriyeti’nin yapılarını tanıdıklarını söyleyen Fitto’nun atanmasında Rum Başkan Nikos Christodoulides etkili olduğu iddia edilmişti. Sizi, Rum lider atarsa KKTC Cumhurbaşkanı Tufan Erhürman’ı “toplum lideri”, Rum lider Hristodulidis ise “Cumhurbaşkanı” olarak nitelendirmenize şaşırmayız.
Türkiye ve KKTC Dışişleri Bakanlıkları her iki zamansız misafire gerekli cevapları verdiler. Özellikle Fitto’ya verilen mesajlar çok sertti. Fitto’ya AB Kıbrıs özel temsilcisi olarak görevlendirilmesinin KKTC açısından hiçbir meşruiyet taşımadığı ve herhangi bir şekilde muhatap alınmayacağı iletildi.
Türkiye ve KKTC’den yapılan açıklamaların ortak yanı Kıbrıs sorununa gerçekçi çözümün Ada’daki iki devletin yan yana var olmasından geçtiği ve Kıbrıs Türk halkı için “egemen eşitlik ve eşit uluslararası statü” talebiydi.
Yeni bir Annan Planı olamaz
Kıbrıs’ta iki taraf arasında çözüme yönelik ortak zemin halen mevcut değildir. Keza Rumların bakış açısıyla bu zemin hiçbir zaman ortak hale gelemeyecek. Kıbrıs Barış Harekâtından beri tek gerçek Kıbrıs’ta iki ayrı halkın, iki ayrı egemen devletin varlığıdır. Bu gerçek 52 senelik bir barış yaratmıştır. Bu ortam bozulamaz. Kalıcı ve sürdürülebilir bir anlaşma ancak bu gerçeklerin kabul edilmesiyle gerçekleşmelidir.
Deniz ticaret yollarının kontrolü kritik önemde
On yıllar boyunca denenmiş ve tükenmiş çözüm modelleri artık geçmişte kaldı. Yeni bir Annan Planı hiçbir güç tarafından dayatılamaz. Dayatılsa bile kabul edilemez. Gerçekler bir tarafa bırakılarak kabul edilecek bir dayatma, Türkiye’nin güney savunmasını, limanlarının güvenliğini ve deniz ticaret yollarının kontrolünü şeytana teslim etmek anlamı taşır. Bunu hiçbir Türk yapmaz, yapamaz.
Ada’da yüzyıllarca Türklüğünü korumuş, Kıbrıslı Türk kimliği ile ayrı bir devlete sahip bir halk var. Aynen Türkistan devletleri gibi. Türkiye vazgeçmediği sürece KKTC halkı vazgeçmez. Unutulmamalıdır ki “ön teker nereye giderse arka teker de oraya gider.”
Türkiye, sonsuza kadar Kıbrıs’tan vazgeçmeyecektir. Vazgeçmemelidir.