Kişi başı milli gelirde 400 kata yakın artış
Bugün 102 yılını dolduran Türkiye Cumhuriyeti, küresel savaşlar, askeri darbeler ve dönemsel ağır ekonomik ve siyasal krizler de yaşadığı bu sürede tüm olumsuzluklara rağmen dolar bazında gayri safi yurt içi hasılasını (GSYH) 3 bin kata, kişi başı milli gelirini 400 kata yakın artırmayı başardı.
Kurulduğu 1923’te Osmanlı’dan, sanayisi olmayan, tamamen ilkel tekniklerle yapılan tarımdan ibaret ve kendi ihtiyacını karşılamaktan uzak bir ekonomi ve birçok savaşta yitirilen insan gücü dolayısıyla son derece az bir nüfus devralan Türkiye, 12 milyon 822 bin kişilik nüfusa sahipti.
Cumhuriyet döneminde ilk sayımın yapıldığı 1927’de ise nüfus 13 milyon 554 bin olarak belirlenmişti. Son Orta Vadeli Program (OVP) projeksiyonuna göre yıl ortası nüfus 102 yılda yüzde 569,4 (yaklaşık altı kat) artışla 2025’te 85 milyon 825 bine ulaşıyor. Türkiye İstatistik Kurumu (TÜİK) verilerine göre 1923’te Türkiye’nin GSYH’si sadece 577 milyon dolardı.
Cumhuriyetin 100’üncü yılı olan 2023’te ilk kez 1 trilyon doları aşarak 1 trilyon 130 milyar dolar olan, 2024’te 1 trilyon 358 milyar liraya ulaşan GSYH, OVP projeksiyonlarına göre 2025’in tümünde 1 trilyon 569 milyar dolara ulaşacak. Bu da dolar cinsinden GSYH’de 1923-2025 döneminde yüzde 271.823,7 oranında (2.718,4 katlık) bir artışa denk geliyor. 1923’te sadece 45 dolar olan kişi başına milli gelirin de bu yılın tümünde 17.748 dolar olacağı tahmin ediliyor. Bu da kişi başı milli gelirde 102 yılda yüzde 39.340 (393,4 kat) artış demek.
102 yılın ortalama büyüme hızı yüzde 4,9
Ekonomik büyümenin dönemlere göre iniş çıkış gösterdiği 102 yılın ortalamasında GSYH büyüme hızı yüzde 4,9 olurken, en yüksek yıllık ortalama büyüme hızı, yüzde 7,9’la 1923-1938 arası dönemde kaydedildi. 1950-1960 dönemi yıllık ortalama yüzde 6,5’le ikinci en hızlı büyüme dönemi oldu, bunu ortalama yüzde 5,7 ile 2020-2025 dönemi izledi. Kurucu lider Atatürk’ün yönetimindeki ilk 15 yılda, dolar kuru 1,67 TL’den 1,26 liraya gerilerken dolar bazı milli gelir yüzde 161 büyüyerek 577 milyon dolardan 1 milyar 507 milyon dolara çıktı.
Atatürk sonrası dönemde milli gelir alanında kaydedilen gelişmeler ise şöyle: 2’nci Dünya Savaşı öncesi ve sonrasında dünyada derin ekonomik darboğazın yaşandığı 1938-1950 arasındaki 12 yıllık “Milli Şef” İsmet İnönü döneminde Türkiye ekonomisi de zor günler geçirdi, yıllar itibarıyla yüzde 5-10’luk, 1945’te ise yüzde 15’i geçen küçülmeler yaşandı, 1946’daki yıllık yüzde 32,1’lik büyümenin telafisiyle dönem ortalamasında büyüme oranı yüzde 0,7 oldu.
Çok partili sisteme geçişle Adnan Menderes Başbakanlığındaki 1950- 1960 döneminde ilk yıllar yüzde 12- 13 olan büyüme sona doğru yüzde 2’lere düştü, yıllık ortalama yüzde 6,5 düzeyinde gerçekleşti.
İlk askeri darbenin yapıldığı, siyasetin yeniden dizayn edildiği 1960’dan sonra Milliyetçi Cephe hükümetlerinin iş başında olduğu 1970’e kadarki dönemde yıllık ortalama büyüme hızı yüzde 5,3 oldu.
Sağ-sol çatışmalarının damgasını vurduğu, Kıbrıs Barış Harekâtı, ABD ambargosu gibi gelişmeler yüzünden siyasi ve ekonomik istikrarsızlığın arttığı 1970-1980 döneminde ise bu olumsuzluklara rağmen yıllık ortalama yüzde 4,2 büyüme hızı yakalandı.
12 Eylül 1980 askeri darbesinin ardından, Turgut Özel liderliğinde serbest piyasa ile ekonominin dışa açılması şeklindeki radikal dönüşümü de kapsayan 1990’a kadarki dönemde yıllık ortalama büyüme hızı yüzde 5,3 oldu.
Ülkenin kısa süreli koalisyon hükümetleri ile yönetildiği 1990- 2000 arası, yıllık ortalama yüzde 3,8’le çok partili dönemde büyümenin en yavaş seyrettiği dönem.
2001’deki Cumhuriyet tarihinin en ağır ekonomik krizini ve 2002 sonundan bu yana tek başına iktidar olan AK Partinin kesintisiz yönetimini de kapsayan 2000-2010 döneminde ortalama büyüme yüzde 4,2 düzeyinde gerçekleşti.
Tek parti yönetiminin devam ettiği 2010-2020 arasındaki on yıllık dönemde ise yıllık ortalama yüzde 5,2 büyüme hızı kaydedildi.
OVP projeksiyonlarına göre 2025 için yüzde 3,3 beklenen oran baz alınırsa, 2020-2025 arasındaki beş yılın ortalama büyüme oranının da yüzde 5,7 olması bekleniyor.
Sanayide nereden nereye?
Cumhuriyet kurulduğunda ülkede henüz “fabrika” denebilecek tesisler ortada yoktu. İstanbul, İzmir, Bursa, İzmit, Manisa, Uşak, Adana ve Tarsus gibi yerlerde, çoğu yıpranmışlık veya sahipsizlikten faaliyetini durdurmuş, büyük bölümünün üretimi gıda, dokuma, deriden ibaret 10- 15 işletme bulunuyordu.
TÜİK’in açıkladığı 2024 yılı verilerine göre ise ülkedeki toplam aktif girişim sayısı 2024 yılında 178 bin dolayındaki artışla 3 milyon 942 bin 781’e ulaşırken, bunun 477 bin 900’ünü imalat sanayii işyerleri oluşturdu. Toplam 5 milyon 38 bin çalışanıyla tüm sektörler içinde en büyük istihdamı gerçekleştiren imalat sanayii 2024 itibarıyla 23,8 trilyon liralık ciroya ulaşmış bulunuyor.
Dış borçlarda rekor büyüme
Kurulduğu ilk yıllardan itibaren geçmiş dönemin borçlarını da ödemeye başlayan Türkiye Cumhuriyeti, istatistiklere yansıyan kendi adına ilk borçlanmasını 1932 yılında yaptı. O yıl 46,5 milyon dolar olan dış borç, Atatürk’ün öldüğü 1938 yılında 146 milyon dolardı. Artan kamu harcamaları ve oluşan açıkların da etkisiyle sonraki on yıllarda artış sürecine giren dış borçta, Türkiye’nin ekonomide dışa açıldığı 80’lerde ve onu izleyen 90’lı yıllarda artan ivme, özellikle 2000’lerde rekor düzeye ulaştı.
2002 sonunda 129,6 milyar dolara çıkan toplam brüt dış borç stoku, bu yıl haziran sonu itibarıyla 547,4 milyar dolara ulaştı. Buna göre son 23 yılda, net 418,1 milyar dolarla, ilk 79 yıldakinin 4,2 katı kadar net dış borçlanmaya gidildi. 80’ler sonrası ve özellikle 2000’li yıllardaki dış borç artışında dışa açılma ve küresel finansla entegrasyon paralelinde özel sektör borçlanmasındaki büyüme etkili oldu.
50 milyon $’lık ihracattan 274 milyar $’a
Ağır savaşların yıkımı üzerinde kurulan Türkiye’nin 1923’te sadece 50,8 milyon dolarlık ihracat ve 86,9 milyon dolar ithalatı vardı. 1938 itibarıyla ihracat bir kattan fazla artarak 115 milyon dolar çıktı ithalat da 118,9 milyon dolar oldu. İhracatın ithalatı karşılama oranı yüzde 58,5’ten yüzde 96,7’ye çıktı. Artan nüfus ve büyüyen ekonomi ile 1970’te ihracat 600 milyon, ithalat da 1 milyar dolara yaklaştı.
Dış ticarette 70’li yıllarda başlayan trendle ihracat-ithalat makası giderek açıldı, dış ticaret açığı hızlı büyüme sürecine girdi. 1980 itibarıyla ihracat 2,9 milyar, ithalat 7,9 milyar dolar ve açık 5 milyar dolara vardı. Dışa açılma dönemi olan 80’lerde ivme kazanan bu trend, izleyen on yıllarda hızlanarak devam etti. 2024 itibarıyla ihracat 261,8 milyar dolara, ithalat 344 milyar dolara çıktı, 82,2 milyar dolar açık verildi. OVP projeksiyonlarına göre 2025’in tümünde 273,8 milyar dolar ihracat, 367 milyar dolar ithalat hacmi ve 93 milyar dolar dış ticaret açığı tahmin ediliyor.
İhracatın yanı sıra turizm, dış müteahhitlik ve diğer hizmetlerle birlikte döviz gelirleri hızla artsa da başta ithalat olmak üzere döviz giderlerinin çok daha hızlı arttığı 80’ler sonrası dönemde Türkiye ciddi boyutlarda cari açık sorunu yaşadı. Cari açıkta büyüme özellikle 2000’li yıllara damga vurdu. 1990 sonunda 2,6 milyar dolar olan yıllık bazda cari açık, 2023 yılı ortalarında 50 milyar doları aştı, ikinci yarıda uygulanan parasal sıkılaştırma ile 2024 sonunda 10,4 milyar dolara çekildi, bu yılın tümünde ise 22,6 milyar dolar düzeyinde bekleniyor.


