12 °C
Osman Ata ATAÇ
Osman Ata ATAÇ İŞLETMECİLİK SOHBETLERİ oaatac@gmail.com

KOBİ'lere destek

Geçen hafta Sayın Babacan’ın G20 (T20) açılış toplantısında başkanlığımızın önceliklerini kapsayıcılık, uygulama ve yatırım olarak sıraladıktan sonra “Kapsayıcılık başlığı altında birkaç önemli yeni temamız oldu. Bunlardan birisi KOBİ’ler. KOBİ temamız gerçekten çok geniş zemin buldu ve dün Bakanlar, Merkez Bankası Başkanları söz aldıkça gördüm ki kaç kişi KOBİ, KOBİ, KOBİ diyor” dediğinden bahsetmiştim. Sayın Babacan eklemişti “Dediler ki; bu çok önemli, iyi ki gündeme getirdiniz, çalışalım bu konuyu.” Ben de bunu kimler dediyse sırf beni kızdırmak için söylemişlerdir demiştim. KOBİ’ler konusundaki çalışmalar Milli Kütüphane'ye sığmaz. 

KOBİ’lerin büyük işletmelerden bir farkı yoktur. Sorunlar sadece kapsam ve boyut çapında değişiktir. İşletme sorunlarının sonlu sayıda ve belirli çeşitleri vardır. KOBİ desteği heveslilerinin “Büyük işletmeler sorunlarını bir şekilde hallederler (veya etsinler kardeşim adı üstünde büyük şirket)” varsayımının KOBİ’ler için geçerli olmadığının genel kanı olduğu anlaşılıyor. Zaten önemli olan sorunun çeşidi değil sayısı. KOBİ’ler en küçük ülkede bile yüzbinlerle. Çin’de bakanlık temsilcileriyle yaptığım bir toplantıda aynı konu açıldığında “Her birine birer dakika ayırsanız, Çin’in tarihi kadar vakit ister, onar dolar verseniz milli bütçe yetmez” demiştim. 

Esas sorun sayı sorunu olunca yapılması gereken önemli bir şey destek için ayrılan kaynakların iş ortamının düzeltilmesine mi yoksa işletmelere mi hasredilmesi politika kararının verilmesidir. Bununla ya o ya da öbürü gibi bir kararı kastetmiyorum. Öncelik nerede olacak onun kararını kastediyorum. Kanımca bu sorunun cevabı belli. Tüm araştırmalar kaynakların firmalara değil, firmaların iş yapmaya çalıştıkları ortamın geliştirilmesine harcanmasının daha akıllı olduğunu gösteriyor. Bunun nedenlerine daha sonra değineceğim.

Bu arada yine tüm araştırmaların vardığı ortak bazı bulgulara da değineyim de “bu çok önemli, iyi ki gündeme getirdiniz, çalışalım bu konuyu” diyenler vakitten tasarruf etsinler. KOBİ desteği konusunda bir ‘en iyi uygulama: best-practice’ arama çalışması yapmanın bir gereği yok. Çünkü benzer araştırmalar yapanlardan kimse bulamadı. Her ülke bir şekilde kendi çözümünü bulmuş. 

KOBİ desteğini en iyi kim verir diye de aramasınlar. Özel sektör mü? Devlet mi? Veya hangi oranda karıştırmalı diye vakit harcamasınlar. Onun da bir doğru cevabı yok. Birkaç araştırmaya göre bu konuda ‘başarılı’ sayılan Almanya’da yüzün üstünde destek programını, resmi, yarı-resmi ve özel, binin üstünde kurum sunuyor. 

KOBİ destek programı stratejisi ne olmalı diye de kafa yormasınlar. Ülkeden ülkeye değiştiği bir tarafa, konuda başarılı sayılan ülkelerin çoğunda böyle tanımlanmış bir strateji de yok. Onun yerine sürdürülebilirlik, özel sektör geliştirme, işsizliğe çözüm getirme, inovasyonun teşviki, ekonomik stabilite, fakirlikle mücadele, yatırım teşviki, bölgesel kalkınma filan gibi klasik tercihler var. 

En önemlisi hangi ülkeden hangi uygulamayı ithal edelim diye de, eskiden ‘bilgi ve görgü arttırma gezileri’ derlerdi, sağa sola gitmesinler. Yine bir sürü araştırma gösteriyor ki ithal uygulamalar çalışmıyor. Çünkü KOBİ destek programlarının istenilen sonuçlar her neyse onlara ulaşması büyük oranda o toplumun kültürel ve ekonomik yapısına bağlı. Söz gelimi, KOBİ’leri dünya çapında başarılı İtalya’da KOBİ’lerin ‘devlet desteği yüzünden değil devlete rağmen başarılı olduğu’ esprisi bu konudaki uluslararası her toplantıda kullanılan bir klişedir. İtalyan KOBİ’lerinin toplumun girişimcilik ve işletmecilik konusundaki normlarından kaynaklandığı artık kabullenilen bir bulgudur. Bu bağlamda fakirlikten iş kurarak kurtulma hırsı (kolay yol aramama), kuvvetli aile ve komşuluk bağları (güven ve işbirliği), girişimciliğe ve yeniliğe bakış açısı (bir nevi maceraperestlik) ve özel sektör olarak örgütlenme becerileri (güçlü kuruluşlar) başlıca nedenler olarak sayılır. Almanya’da bu tanımlar farklı, Fransa’da başka. Araştırmalarda ‘KOBİ’ler ve KOBİ’lere desteğin algılanma ve bunların yönetimi konularındaki toplumsal eğilimler’ olarak tanımlanan ve yukarıda toplumun ‘kültürel ve ekonomik’ yapısı dediğim bu yapı destek ve desteğin dağıtımı konularındaki uygulama transferlerini başarısız kılıyor. Bilmemek ayıp değil öğrenmemek ayıp. Elbette başkaları neyi nasıl ve neden öyle yapıyorlar bakmak lâzım. Ama bilgi birikimi Almanlar böyle yapıyor diye uygulama transferinin çalışmayacağına işaret ediyor. 

O halde ne yapacağız? Kendi modelimizi kendimiz üreteceğiz. Peki nereden başlayacağız? Elbette çözmek istediğimiz temel sorunlardan. Peki bunlar nelerdir? Geçtiğimiz hafta yazmıştım: Türkiye’mizde (1) KOBİ’lere destek genellikle iş ortamının düzeltilmesi değil firmalara destek verilmesi olarak anlaşılır; (2) KOBİ’lerin işletme yönetimi konusundaki bilgi, beceri ve tutum eksiklikleri çoktur bu eksikliğin farkında olan yöneticilerin bile bu eksikliği giderecek vakitleri yoktur; (3) KOBİ yöneticileri genellikle ne yapılması gerektiğini iyi bilirler ama nasıl yapılacağı konusunda sıkıntıları vardır ve bu sıkıntıların en azından bir kısmını giderecek kaynakları yoktur; ve devam edeceğiz.
Sağlıcakla kalın.

 

Dunya.com

Güncel gelişmelerden anında haberdar olun!
dunya.com'a girmeden de haberleri takip edebilirsiniz.