Konkordato sistemini tıkayan üç temel sorun
Şirketlerin finansmana erişimde yaşadığı güçlükler ve yüksek faiz oranları nedeniyle konkordato başvuruları 2025 yılı sonunda zirveye ulaşmıştı.
Buna karşılık, reel sektörün yaşadığı finansal sıkıntılar daha da derinleşmesine rağmen 2026 yılında konkordato başvurularının yaklaşık %50 oranında azalarak son yılların en düşük seviyesine gerilemesi dikkat çekiyor. Bu çelişkili tablo, konkordato sisteminin işleyişinde yaşanan yapısal sorunları yeniden gündeme taşıyor. Süreci tıkayan ve çözüm bekleyen üç temel sorun öne çıkıyor.
Uzun yıllardır konkordato süreçlerini takip ediyor, aynı zamanda mahkemeler tarafından görevlendirilen konkordato komiseri olarak görev yapıyorum.
Daha önce de birçok kez ifade ettiğim üzere, konkordato başvurularında makul güvence raporunun istenmesinin sürece somut bir katkısı bulunmamaktadır. Üç-beş gün içinde hazırlanan bu raporlar, çoğu zaman iki-üç ay öncesine ait mali tablolar ve finansal projeksiyonlar esas alınarak düzenlenmektedir.
Oysa geçici mühlet kararı verildikten sonra şirketin mali verileri ve projeksiyonları komiser heyeti tarafından yeniden değerlendirilmekte, çoğu zaman ilk üç ay içinde önemli revizyonlar yapılmaktadır. Bu nedenle başvuru sırasında sunulan makul güvence raporları çok kısa sürede işlevini yitirmektedir.
1. Makul güvence raporu başvuruları çıkmaza soktu, maliyetleri artırdı
Konkordato sürecinin en kritik aşamalarından biri, başvuru belgelerinin eksiksiz ve doğru hazırlanmasıdır. Bunların başında gelen makul güvence raporu, konkordato projesinin başarı ihtimalini değerlendiren ve bağımsız denetim kuruluşlarınca hazırlanması gereken önemli bir belgedir.
Ancak uygulamada bazı bağımsız denetim kuruluşlarının bu raporları kısa sürede ve gerekli özeni göstermeden hazırladığının tespit edilmesi üzerine, bu kuruluşların bağlı bulunduğu Kamu Gözetimi, Muhasebe ve Denetim Standartları Kurumu (KGK) tarafından ciddi yaptırımlar uygulanmıştır. Bazı kuruluşlara yüksek tutarlı idari para cezaları verilmiş, bazılarının ise faaliyetleri durdurulmuştur.
Diğer taraftan, KGK tarafından KAYİK denetimi yapma yetkisi verilen kuruluşların sayısı oldukça sınırlıdır. Bu kuruluşların bir kısmının yetkilerinin kısıtlanması veya faaliyetlerinin sona erdirilmesi sonrasında piyasada rapor hazırlayabilecek kuruluş sayısı daha da azalmıştır. Kalan kuruluşların bir bölümü rapor düzenlemekten kaçınırken, bazıları ise ücretlerini beş ila on kat artırarak fahiş bedeller talep etmeye başlamıştır. Bu durum, konkordato başvuru maliyetlerini ciddi ölçüde artırmış, hatta birçok şirketin rapor hazırlayacak kuruluş bulmasını dahi zorlaştırmıştır.
Eğer makul güvence raporu gerçekten konkordato projesinin başarı ihtimalini ortaya koyuyorsa, bu raporla başvuran çok sayıda şirket neden kısa süre sonra konkordato talebinin reddi veya iflas kararıyla karşı karşıya kalmaktadır? Bu durum, söz konusu raporun beklenen amaca hizmet etmediğini açıkça göstermektedir. Gelinen noktada makul güvence raporuna ilişkin mevcut uygulama hem sistemi tıkamakta hem de şirketler üzerinde gereksiz mali yük oluşturmaktadır.
2. Bankalar konkordato korumasını fiilen etkisiz hâle getiriyor
Konkordato sürecinde en fazla tartışma yaratan konulardan biri de bankaların borçlu şirket hesapları üzerindeki uygulamalarıdır. Kanunen bankaların takas haklarını kullanabilmeleri, alacaklarının konkordato başvurusundan önce muaccel hâle gelmiş olmasına bağlıdır.
Buna rağmen uygulamada bazı bankaların hesaplara gelen para girişlerini farklı hesaplardaki borçlara mahsup etmeye çalıştıkları görülmektedir. Bu durum, konkordatonun borçluya sağladığı hukuki korumayı fiilen zayıflatmaktadır.
Benzer şekilde, bankalarda teminat amacıyla bulunan çeklerin iadesi de uygulamada önemli uyuşmazlıklara neden olmaktadır. Çeklerin mülkiyetinin bankaya geçmiş olması hâlinde bunların konkordato gerekçesiyle iadesi mümkün değildir.
Teminat mektupları bakımından da benzer tartışmalar yaşanmaktadır. Yerleşik yargı uygulamasına göre, yalnızca konkordato başvurusunda bulunulmuş olması teminat mektuplarının paraya çevrilmesini engellemez. Ancak borçlunun sözleşmeden doğan yükümlülüklerini yerine getirmemesi hâlinde teminat mektupları nakde çevrilebilmektedir.
Çeklere karşılıksız şerhi vurulup vurulamayacağı da uygulamada tartışma konusu olmuştur. İlk dönemlerde mahkemeler çeklere müdahale etmezken, son dönemde verilen kararlarla konkordato sürecindeki çeklere karşılıksız şerhi vurulmasının önüne geçildiği görülmektedir.
3. Rehinli mallar ve taşınmazlar konusunda uygulama birliği sağlanamıyor
Konkordato süreci devam ederken borçlunun taşınmazlarını satması veya rehin etmesi ancak mahkemenin izniyle mümkündür. Bu aşamada hem borçlunun faaliyetlerini sürdürebilmesi hem de alacaklıların menfaatlerinin korunması arasında hassas bir denge kurulması gerekmektedir.
Diğer taraftan, rehinli malların hukuki durumu da uygulamada önemli sorunlar doğurmaktadır. Her ne kadar rehinli alacaklılar takip başlatabilse de muhafaza ve satış işlemleri konkordato süresince durmaktadır. Uygulamada bankaların bu düzenlemeyi kendi lehlerine geniş yorumlayarak önemli avantaj sağlamaya çalıştıkları görülmektedir.
Sonuç olarak
Konkordato sisteminde bunlarla sınırlı olmamak üzere çok sayıda yapısal sorun bulunmaktadır. Bu yazımda; uygulamada en sık karşılaşılan üç temel soruna dikkat çekmeye çalıştım. Konkordato kurumunun amacı, mali sıkıntıya düşen ancak faaliyetlerini sürdürebilme potansiyeline sahip işletmeleri korumak ve alacaklıların da mümkün olan en yüksek ölçüde tatminini sağlamaktır. Ancak uygulamada yaşanan yapısal sorunlar, bu amaca ulaşılmasını giderek zorlaştırmaktadır.
İcra ve İflas Kanunu'nun konkordatoya ilişkin hükümlerinin günümüz uygulamaları dikkate alınarak yeniden gözden geçirilmesi; özellikle makul güvence raporuna ilişkin uygulama, bankaların takas işlemleri ve rehinli alacaklara yönelik düzenlemelerin daha açık ve uygulanabilir hâle getirilmesi artık bir tercih değil, zorunluluktur. Aksi hâlde, yaşama şansı bulunan birçok işletme sistemdeki aksaklıklar nedeniyle konkordato kurumundan beklenen faydayı sağlayamayacak; bunun olumsuz sonuçlarını ise hem borçlular hem de alacaklılar birlikte yaşayacaktır.