Konut finansmanında yeni kanal arayışı
En son yazacağımı en baştan yazarak başlamak istiyorum: Türkiye’de konut finansmanına yeni kanallar eklemek zorundayız. Banka kredisine rakip olacak kanallardan söz etmiyorum. Onu tamamlayacak, bazı yerde rahatlatacak, bazı yerde daha uzun vadeli kaynak yaratacak yapılardan söz ediyorum. Çünkü ortada sadece konut almak isteyen hanehalkı yok. Üretici var. Proje geliştiren şirket var. Tasarruf ederek konuta ulaşmaya çalışan aile var. Aşamalı ödeme modelleri var.
Bir de bütün bu yapıların içinde geleceğe yayılmış alacaklar var. Görünen, ölçülebilen, sözleşmeye bağlanmış, zaman içinde nakde dönecek alacaklar. Türkiye Menkul Kıymetleştirme Şirketi (TMKŞ)’nin yaptığı işleri bu yüzden önemli buluyorum. Geçtiğimiz hafta yaptığım bir ziyarette aslında ne kadar önemli bir misyona sahip olduklarını kendilerinden tekrar tekrar dinledim ve açıkçası hala gereken önemi verdiğimizi de düşünmüyorum.
Yapı çok teknik görünüyor olabilir ama özü sade aslında. Gelecekte nakit akımı yaratacak bir alacak havuzu alınıyor, bu havuz varlık finansmanı fonuna devrediliyor, ardından bu alacaklara dayalı menkul kıymet ihraç ediliyor. Yatırımcı şirketin genel riskine değil, belirli bir alacak havuzunun performansına bakıyor. Nakit akışı ne kadar düzenli? Borçluların ödeme davranışı nasıl? Gecikme riski ne? Erken ödeme olur mu? Portföyde yoğunlaşma var mı?
Bütün bunlar analiz ediliyor. Benim burada kurcalamak istediğim yer şu: Türkiye’de tasarruf finansman şirketleri var. Bu şirketlerin sunduğu ürünlerin önemli bir bölümü konut, çatılı iş yeri ve taşıt edinimine dokunuyor. Müşteri belirli bir süre tasarruf ediyor, sonra koşullar oluştuğunda finansman kullanıyor, ardından geri ödeme süreci başlıyor. Yani modelin içinde doğal olarak gelecekte doğacak tahsilatlar var. Düzenli geri ödeme akışları var. Gayrimenkulle ilişkili sözleşmeli alacaklar var.
Fon havuzu değil…
Ama burada ayrımı baştan koymak gerekir. Müşterinin tasarrufu başka bir şeydir, tahsisat sonrası doğan geri ödeme alacağı başka bir şey. Tasarruf fon havuzu müşterilerin güven alanıdır. Oraya dokunulmaz. Orası sermaye piyasasına kaynak yaratmak için kullanılacak bir alan değildir. Bu nedenle öneri kaba bir şekilde “tasarruf finansman alacaklarını menkul kıymetleştirelim” diye kurulamaz.
Benim söylediğim daha sınırlı ve daha düzenleyici gözetim isteyen bir şey. Tahsisat yapılmış, finansman kullandırılmış, ödeme planı başlamış, teminat yapısı kurulmuş ve belirli bir ödeme geçmişi oluşmuş alacaklar için ayrı bir menkul kıymetleştirme çerçevesi düşünülebilir. Müşteri fon havuzuna dokunmadan. Tasarruf sahiplerinin hakkını zayıflatmadan.
Şirketin likidite dengesini bozmadan. BDDK ve SPK’nın birlikte tarif edeceği, sınırları önceden belli bir modelden söz ediyorum. Bu tartışma sadece tasarruf finansman şirketleriyle de sınırlı kalmamalı. Son dönemde konut üretimini aşamalı ödeme, proje bazlı tahsilat, kademeli edinim veya zamana yayılmış teslim mantığıyla kurgulayan modeller de görüyoruz. İşin özünde yine geleceğe yayılmış bir alacak akışı, proje ilerlemesine bağlı tahsilat düzeni ve konut edinimini zamana bölen bir finansman mantığı var.
Eğer bir projede satışlar sözleşmeye bağlanmışsa, ödeme takvimi belirlenmişse, proje ilerleme riski ölçülebiliyorsa, tahsilat performansı izlenebiliyorsa ve teslim yükümlülükleri şeffaf biçimde raporlanabiliyorsa, bu alacaklar neden sermaye piyasasının konusu olmasın? Elbette geliştirici şirketin genel vaadine dayanarak değil. Elbette kontrolsüz bir ön satış finansmanı gibi değil. Proje bazında ayrıştırılmış, denetlenmiş, yatırımcıya açıkça raporlanan ve müşteri haklarını önceleyen bir yapı içinde. Türkiye’de konut tarafında hep talebi konuştuk.
Oysa üretimi finanse etmeden talebi finanse etmek de bir yere kadar çalışıyor. Bugün konut üreticisinin maliyet baskısı, arsa yükü, finansman maliyeti ve satış belirsizliği aynı anda artmış durumda. TMKŞ’nin yaptığı işi bu yüzden yalnızca teknik bir sermaye piyasası faaliyeti olarak görmemek gerekir. Doğru kurgulanırsa bu yapı, konut üretiminde satıştan doğan alacakların daha şeffaf, denetlenebilir ve yatırımcıya anlatılabilir bir finansman kanalına dönüşmesini sağlayabilir.
Bir proje geliştiricisi satıştan doğan alacaklarını sermaye piyasasına taşıyabilirse, bunu da müşteri mağduriyetine yol açmadan ve proje ilerlemesine bağlı bir modelle yapabilirse, orada yeni bir kanal açılır. Bu kanal geliştiriciye erken nakit sağlar. Yatırımcıya dayanak varlığı belli bir ürün sunar. Konut alıcısı açısından da edinimi zamana yayan, daha yönetilebilir bir ödeme zemini doğabilir.