Konut fiyatları düşüyor mu yoksa denge mi aranıyor?
Geçtiğimiz hafta Merkez Bankası Mayıs ayı Konut Fiyat Endeksi verileri yayımlandı. Beni de yanıltan haliyle verilerdeki ilginçlik yıllık artış oranından çok fiyat artış hızındaki yavaşlamanın sürmesiydi. Çünkü son aylarda satış rakamlarına baktığımızda hareketli bir piyasa görüyoruz. Hatta birçok kişi, ben de dahil olmak üzere, satış adetlerindeki artışa bakarak fiyatların yeniden hızlanmasını bekliyordu. Görünen o ki, durum pek öyle değilmiş.
Mayıs verilerine göre konut fiyatları nominal olarak %24,5 arttı. Buna karşılık aynı dönemde reel olarak %6,1 geriledi. Üstelik bu artık geçici bir veri hareketi değil. Şubat 2024’te başlayan reel gerileme, son 28 ayın 27’sinde kesintisiz sürüyor; tek istisna geçtiğimiz Kasım ayı oldu. Yani iki yılı aşkın bir süredir konut, etiket fiyatı artsa da enflasyonun gerisinde kalıyor. İlk bakışta bu bir çelişki gibi görünebilir. Satışlar artıyorsa fiyatlar neden aynı hızda yükselmiyor? Cevabını satış rakamlarının arkasındaki talebin niteliğinde aramak gerekiyor sanırım. Bugünkü hareketliliğin önemli bir kısmı yeni oluşan talep değil, ertelenmiş talebin geri dönüşüdür belki de.
İşlem hacmi ile fiyat arasında bağ gevşedi
2023 ve 2024’te yüksek faizler, ekonomik belirsizlik ve finansmana erişimdeki zorluklar nedeniyle birçok hane konut alımını ertelemişti. Şimdi bu talebin bir bölümü yeniden piyasaya dönüyor. Kiralardaki yükseliş de bazı kesimler için ev sahibi olmayı yeniden cazip hale getiriyor; özellikle büyük şehirlerde kira ile taksit arasındaki denge yeniden konuşulur oldu. Yani piyasada talep var. Fakat bu talebin yapısı, 2020 ve 2021’de gördüğümüz kredi destekli dalgadan oldukça farklı. İşte fiyat ile satış arasındaki bağ tam burada zayıflıyor.
İşlemlerin büyük bölümü hala nakit alıcıdan oluşuyor. TÜİK verilerine göre konut satışlarının yaklaşık dörtte üçü ipotek kullanılmadan yapılıyor. Konut kredisi faizleri yüksek seyrettikçe geniş kitlelerin finansmana erişimi sınırlı kalıyor. Dolayısıyla satış adedi artsa bile bu hareket fiyatları geçmiş dönemlerdeki kadar yukarı taşımıyor. Kısacası, işlem hacmi ile fiyat artışı arasındaki bağ gevşemiş durumda.
Burada sık yapılan bir hataya da değinmek isterim. Kamuoyunda sürekli “konut fiyatları düşüyor” deniyor. Oysa veriler bize başka bir şey anlatıyor. Nominal fiyatlar düşmüyor; etiket fiyatı artmaya devam ediyor. Sadece genel fiyat düzeyi daha hızlı arttığı için konut enflasyonun gerisinde kalıyor. Reel düşüş dediğimiz olgu tam olarak bundan kaynaklanıyor. Bu ayrım önemli. Çünkü nominal ile reeli birbirine karıştırmak yanlış sonuçlara götürüyor.
Ben son dönemdeki bu seyri, uzun süredir devam eden hızlı yükselişin ardından gelen bir dengelenme olarak değerlendiriyorum. 2020 sonrasında düşük faiz, yüksek enflasyon beklentisi, alternatif yatırım araçlarındaki belirsizlik ve konutun güvenli liman olarak görülmesi fiyatları çok hızlı yukarı taşımıştı. Bazı bölgelerde artışlar hane gelirlerinin, kiraların ve büyümenin epey üzerine çıktı. Bugün piyasa, o yükselişin ardından yeni bir denge arıyor.
Şunu da eklemek gerek: nominal artış hızı yavaşlıyor olsa da reel kayıp şimdilik derinleşiyor. Mayıs’taki %6,1’lik reel gerileme, Ocak 2025’ten bu yana görülen en sert düşüş. Yani dengelenme süreci henüz tamamlanmış değil. Bu tabloda bir başka unsur da arz tarafı. Son yıllarda yeni konut üretimi belirgin biçimde yavaşladı. Arsa maliyetleri yükseldi, finansman maliyetleri arttı; geliştirici açısından proje üretmek eskisine göre çok daha zor hale geldi. Bu yüzden kısa vadede reel fiyatlarda zayıf görünüm sürse bile uzun vadeli arz tarafını dikkatle izlemek gerekiyor. Çünkü Türkiye’de konut ihtiyacı ortadan kalkmış değil.
Nüfus artıyor, hane halkı sayısı artıyor, kentsel dönüşüm ihtiyacı sürüyor, büyük şehirlerde nitelikli konut arzı hala sınırlı. Bu nedenle bugünkü reel düzeltmeyi kalıcı bir değer kaybı olarak okumak bana doğru gelmiyor. Önümüzdeki dönemde faizlerde belirgin bir gerileme görülmedikçe konut fiyatlarında yeniden yüksek çift haneli reel artış beklemiyorum. Satış adetlerinde canlılık sürse bile, finansman koşulları iyileşmeden bu hareketin fiyatlara aynı ölçüde yansıması kolay görünmüyor. Buna karşılık enflasyondaki düşüş hızlanır ve kredi faizlerinde daha belirgin bir normalleşme görülürse, reel fiyatlardaki kayıp da kademeli olarak sona erebilir.