Konut kredisi sistemi niye artık eskisi gibi çalışmıyor
Son on yıla baktığımda konut piyasasında hep aynı kelimelerin etrafında dolaştığımızı görüyorum. Fiyat yükseldi. Maliyet arttı. Faiz baskısı ağırlaştı. Ama bütün bunların gerisinde daha sessiz bir kopuş var. Asıl değişim kredi sisteminin gücünü kaybetmesi.
Bugünkü tabloyu sadece fiyatla değil, kredinin nasıl gerilediğiyle anlamak gerekiyor.
TCMB Konut Fiyat Endeksi verilerine baktığımızda 2015’te 100m2 ortalama bir ev 206 bin liraydı. Bugün 4,25 milyon liraya dayandı. Artışın büyüklüğü ortada. Fakat fiyat kendi başına hikayenin tamamını anlatmıyor. Aynı dönemde Bankalar Birliği verilerinden gördüğümüz ortalama kredi kullanımı 106 bin liradan 1,25 milyon liraya çıksa bile fiyatın hızına yetişemedi. Aradaki açıklık büyüdü. Kullanılabilir kredi tavanı fiyatın çok altında kalıyor. Peşinatlar büyüyor. Aile birikimi devreye giriyor. Tasarruf finansmanı ve aşamalı konut edinimi gibi modeller daha yaygın hale geliyor. Bunlar tercihten çok zorunluluk.
Kredi/değer oranına iyi odaklanmak gerekiyor…
Kredi değer oranı bu dönüşümün en açık göstergesi. 2015 ile 2020 arasında oran %47 ile 62 arasında gidip geldi. Yani evin yarısına yakın kısmını banka üstleniyordu. 2021 sonrasında düzen bambaşka bir yere savruldu. 2022’de oran %33’e, 2023’te %31’e, 2024’te %26’ya indi. 2025’te ufak bir toparlanma var ama anlamlı değil. Artık konutun finansmanı aile tasarrufuna, alternatif sistemlere ve proje bazlı çözümlere kaymış durumda.
Bir noktayı da netleştirmek gerekiyor. Kredi mekanizması tamamen ortadan kalkmış değil. Bugün konut kredisi bakiyesi 560 milyar liranın üzerinde ve yıllık artış %33 civarında. Yani sistem hala dönüyor. Fakat bu büyüme ev sahipliği yaratmıyor. Daha çok sınırlı sayıda ilk konut alımı ve belirli gelir grubunun erişebildiği bir akış üzerinden ilerliyor. Toplam hacmin varlığı yanıltıcı olabiliyor. Esas mesele kredinin toplumun geniş kesimi için taşıyıcı güç olmaktan çıkmış olması. Tıkanma da tam burada başlıyor.
Dolayısıyla, buraya bir parantez açmak şart. 2023 Ağustos’unda BDDK’nın devreye aldığı sıkılaştırıcı kararlar kredi kanalını zaten dar olan bir zeminde iyice sıktı. Kredi tutarının değer üzerinden kademeli olarak sınırlandırılması ve ikinci konut alımlarındaki kısıtlar piyasayı yeni bir çerçeveye taşıdı. O tarihten sonra kredi sadece pahalı değil, aynı zamanda erişilmesi güç bir ürüne dönüştü. Banka masasında bile “krediyi almak mı, hangi şartla” sorusu fiyat tartışmasının önüne geçti. Bugün kredi değer oranının neden bu kadar düştüğünü yalnızca faizle açıklayamıyor olmamızın nedeni tam olarak bu.
Faiz tarafı ise çok daha keskin bir kırılma yarattı. 2015 ile 2020 arasında aylık faiz yaklaşık %1 civarındaydı. Bu dönemde taksitler ev fiyatıyla birlikte makul bir ritimde artıyordu. 2020’de ortalama taksit 3.221 liraydı. Sonrasında bambaşka bir dönem başladı. 2022’de 7.985 liraya, 2023’te 21.126 liraya, 2024’te 36.937 liraya yükseldi. 2025’te 42.903 lirayı gördü. Kredi miktarı fiyat artışı kadar büyümediği halde taksitin bu kadar yükselmesinin nedenlerinden biri faiz baskısı.
Burada bir hesap daha yapmak gerekiyor. 2015 ile 2020 arasındaki gibi kredi değer oranının ortalama %50 seviyesinde kaldığını varsayalım. Bugünkü fiyat ve faiz ortamında bu oranın korunması halinde ortaya çıkacak aylık taksit 72.662 lira olurdu. Yani bankanın payı artsa bile taksit aile gelirinin kaldıramayacağı bir noktaya çıkıyor. Böyle bir senaryoda bırakın %50’lik krediyi, bugünkü sınırlı kredi kullanımının bile önemli bir kısmı gerçekleşmezdi. Konvansiyonel konut finansman modelinin neden artık işlememeye başladığını anlatan en çarpıcı örneklerden biri bu.
Büyük resmi yan yana koyduğumuzda üç gerçek ortaya çıkıyor; fiyat arttı, faiz arttı, kredi sisteminin payı düştü.
Bu üç değişim aynı anda yaşandığı için klasik konut finansman modeli gücünü kaybetti. Ev sahipliği oranındaki kırılma, gençlerin konuta yaklaşamaması, ilk kez ev alacakların sistem dışında kalması hep bu yüzden. Son iki yılda gündeme gelen tüm alternatif modellerin arkasında bu yapısal dönüşüm var. Aşamalı konut edinimi, kiralık konut üretimi düşüncesi ve tasarruf finansmanı sistemleri bu boşluğun yeni yanıtları.
Yakın gelecekte fiyat, faiz ve kredi üçgeni yeniden dengelenir mi bilinmez. Fakat konu sadece fiyatın gevşemesiyle çözülecek bir mesele değil. Konut piyasası artık eski araçlarla yönetilemez. Ev sahibi olmanın yolu değişti. Biz de bu değişimin anlamını doğru okumak zorundayız.