Konut yasakla değil, dengeyle korunur
Donald Trump’ın geçtiğimiz hafta konut piyasasına ilişkin yaptığı açıklamasının özeti; “büyük kurumsal yatırımcılar tek ailelik konut satın almasın. Evler fonların değil, ailelerin olsun.” Bizde yeterince tartışılmadı ama gelecek açısından son derece önemli bir konu başlığı aslında. Trump bu önerisini bir temenni olarak değil, Kongre’ye taşınacak bir düzenleme olarak tarif ediyor.
Trump'ın açıklamalarının detayları
Trump’ın önerisi açıklandığı anda piyasanın verdiği tepki meselenin göründüğünden daha karmaşık olduğunu gösterdi. Büyük tek ailelik konut portföylerine sahip şirketlerin hisseleri sert düştü. Sadece ev sahipleri değil, büyük konut üreticileri de bundan payını aldı.
Amerika’daki gündem takip edildiğinde, inşaat sektöründe şu soru öne çıkmış durumda: “eğer büyük yatırımcı talebi çekilirse, yeni konut üretimi de yavaşlar mı?” Bu soru hafife alınacak bir soru değil. Çünkü ABD’de tek ailelik konut üretiminin önemli bir bölümü, son yıllarda kurumsal yatırımcı talebiyle ölçek kazandı. Büyük alıcı, projeyi baştan finanse edebiliyor. Talep öngörülebilir oluyor. İnşaat hızlanıyor. Trump’ın önerisinin, tam da çözmek istediği arz sorununu daha da derinleştirme ihtimali burada yatıyor.
Üstelik veriler, Trump’ın hedef aldığı aktörün sanıldığı kadar belirleyici olmadığını gösteriyor. ABD’de tek ailelik konutların yaklaşık %30’u yatırımcılar tarafından satın alınıyor. Ama bu yatırımcıların ezici çoğunluğu büyük fonlar değil. Büyük kurumsal yatırımcıların toplam stok içindeki payı %2’nin bile altında. Ayrıca, ABD’de konut piyasasında aktif olan yatırımcı profili sadece dev fonlardan ibaret değil.
Bireysel ya da aile ofisi ölçeğinde hareket eden, binlerce dairelik portföyleri yöneten yatırımcılar da bu yapının parçası. Son dönemde Türkiye’den de ABD’de binlerce kiralık daireye sahip olunduğunu anlatan örnekler kamuoyuna yansıdı. Bu tablo, “kurumsal yatırımcı” tanımının ne kadar kaygan olduğunu ve yasağın kimi kapsayıp kimi dışarıda bırakacağının başlı başına bir sorun alanı olduğunu gösteriyor.
Dolayısıyla Trump’ın önerisi, konut erişilebilirliğinin ana nedenine değil, daha çok siyasi olarak görünür ve sembolik bir hedefe yöneliyor. Büyük fonları yasakladığınızda, onların yerini büyük ihtimalle orta ölçekli yatırımcılar alacak. İlk kez ev alacak genç haneler değil. Bu da fiyatların sanıldığı kadar gevşememesine yol açacak.
Diğer taraftan, anlatılan şey teknik bir konut politikası değil. Daha çok bir tavır. Ev, yatırım kalemi gibi değil, içinde yaşanan bir yer olarak tarif ediliyor. Güçlü bir cümle. Ama konut piyasası bu kadar sade bir yerden çalışmıyor.
Trump’ın söylemi bununla da sınırlı değil. Aynı açıklamalarda, Fannie Mae ve Freddie Mac üzerinden 200 milyar dolarlık ipotekli tahvil alımına gidileceğini de söylüyor. Amaç net. Mortgage faizlerini aşağı çekmek, aylık ödemeleri hafifletmek. Yani bir yandan kimlerin ev alabileceği sınırlandırılırken, diğer yandan fiyatın en kritik bileşeni olan faiz doğrudan kamu bilançosu üzerinden baskılanıyor. Bu, konut piyasasının artık kendi iç dengeleriyle değil, idari kararlarla yönlendirildiğini gösteren önemli bir işaret.
Trump'ın açıklamalarını okurken zihnim yine aynı yere gidiyor. Konut piyasası böyle çalışmıyor ki. Büyük yatırımcıyı sistemden çektiğinizde, sadece fiyatları değil, üretimi de etkiliyorsunuz. Talep zayıfladığında inşaat yavaşlıyor. Arz daralıyor. Bir süre sonra, korunmak istenen hane yine daha pahalı bir piyasayla karşılaşıyor.
Türkiye’nin çıkarması gereken ders
Trump’ın tartışmayı açtığı yerle, Türkiye’nin yaşadığı sıkışma aslında sandığımızdan daha benzer. Son yıllarda bizde de aynı sorunlar ağır basıyor. Yüksek konut fiyatları, kira artış sorunları ve erişilebilirlik problemi.
Türkiye’nin ihtiyacı olan şey, konut piyasasına yönelik yasaklar ya da mutlak koruma rejimleri değil. Konutu yasaklayarak değil, denge kurarak erişilebilir kılmak. Kurumsal geliştiriciyi tamamen dışlamadan ama kurallarla sisteme dahil eden, erişilebilir konut üretimini kamusal bir tercih haline getiren, uzun vadeli ve öngörülebilir bir kira çerçevesi kuran; arsa destekleri gibi araçlarla özel sektörün üretim maliyetini aşağı çeken bir yaklaşım. Aksi halde iyi niyetle atılan her adım, birkaç yıl sonra yeni bir sorun başlığı olarak önümüze geliyor.