Kredi büyümesinde arz ve talep koşulları
Bu haftaki yazımızda banka kredileri için arz ve talep koşullarını değerlendireceğiz. Bu konuya geçmeden önce PPK kararı ve geleceğe dönük beklentilerimizi aktaralım.
TCMB ne yapar konusu son haftalarda enine boyuna tartışıldı. Biz iki aydır Orta Doğu’da savaş ortamanının soğuması ile birlikte TCMB’nin kademeli bir normalleşme süreci takip edeceğini ve Ağustos sonuna kadar ağırlıklı ortalama fonlama maliyetini (AOFM) %37’ye düşüreceğini tahmin ediyorduk. Bu tahmini “ateşkesin devam edeceği” varsayımı ile yapıyorduk. Fakat, Orta Doğu’da sular duruluyor derken savaş tekrar alevlendi.
Mevcut ortamda Temmuz toplantısında politika faizi ve diğer faizlerde değişiklik beklemiyorduk ve TCMB’de bu yönde karar aldı. Savaşın gidişatına göre AOFM’yi önümüzdeki dönemde kademeli olarak düşürme imkanı hala olacak. Bu süreçte enflasyonun gidişatı da önemli.
Temmuz ayı enflasyonu büyük ihtimalle %1.8-%2 aralığında ve geçtiğimiz yılın %2.05’lik artışından daha düşük gerçekleşecek. Enerji fiyatlarının yüksek seyretmesi Ağustos enflasyonunu da yukarı yönlü etkileyecektir. Dolayısıyla, enflasyon tarafında TCMB’nin eli çok rahat değil. Bu nedenle TCMB’nin önümüzdeki dönemde attığı adımlarda temkinli davranacağını değerlendiriyoruz.
Kredi koşullarında güçlü sıkılaşma
Bu hafta değerlendirmek istediğimiz asıl konu ise kredilerde arz-talep meselesi. Kredi büyüme oranlarına baktığımızda TL ticari kredilerin 13 haftalık, yıllıklandırılmış büyümesi %35 seviyesinde. Döviz kredilerinin büyüme oranı ise %7 civarında.
Bireysel kredi kartlarında 13 haftalık, yıllıklandırılmış büyüme oranı %36. Geçtiğimiz yıl bu oran %60 seviyesindeydi. Tüketici kredilerinin büyüme oranı %31. Geçtiğimiz yıl %39 civarındaydı. Verileri birleştirdiğimizde kredi büyümesinde ana kalemlerde geçtiğimiz seneye göre küçülme olduğu anlaşılıyor. İktisadi tartışmalarda “kredi büyümesi düşüyor” cümlesi kuruldığında hemen acaba arz kaynaklı mı? Yoksa talep kaynaklı mı sorusu sorulur? Bu yazımızda bu sorunun cevabını arayacağız.
Bu sorunun cevabını verebilmek için TCMB tarafından hazırlanan “Banka Kredileri Eğilim Anketi” verilerini kullanacağız. Anket sonuçlarına göre bankalar 2026 yılının ikinci çeyreğinde işletme kredileri standartlarında kayda değer miktarda sıkılaşmaya gitmişler. Bu cümleden şunu anlıyoruz, bankalar şirketlere kredi kullandırma konusunda daha gönülsüz davranmışlar. Konut ve taşıt kredilerinde sıkılaşma gözlenmezken bireysel kredi koşullarında güçlü sıkılaşma olduğu anlaşılıyor.
Kredi koşulları hem büyük, hem de küçük işletmeler için sıkılaşmış. Dolayısıyla, büyük şirket-KOBİ ayrımı gözetmeden bankalar kredi koşullarını sıkılaştırmışlar. Vade yapısına baktığımızda hem kısa hem de uzun vadeli kredilerde bankaların sıkılaşmaya gittiği gözleniyor. Döviz ve TL ayrımında da bankaların benzer sıkılaşma eğiliminde olduğu anlaşılıyor.
Talep tarafına baktığımızda 2026 yılının ilk iki çeyreğinde şirketler kesiminin kredi taleplerinin arttığını görüyoruz. Fakat asıl kredi talebi artanlar KOBİ’ler. Büyük şirketlerin kredi taleplerindeki artış daha sınırlı. Bu bağlamda, doğası gereği dezavantajlı olan KOBİ’lerin hem kredi taleplerinin arttığını, hem de bu kesime kredi koşullarının sıkılaştırıldığını anlıyoruz.
Bireysel krediler tarafında, konut, taşıt ve tüketici kredilerinde talep gerilemiş. Fakat taşıt kredilerinde daha sert geileme var. Tasarruf finansman şirketlerinin alternatif finansman kanalı olarak ortaya çıkması bankalara olan talebin sert gerilemesinde etkili olmuş olabilir. İhtiyaç kredilerinde ise talep değişimi olmadığı anlaşılıyor.
Tüm bu verileri birleştirdiğimizde şirketlerin, özellikle KOBİ’lerin, finansman ihtiyaçlarının yılın ikinci çeyreğinde arttığı anlaşılıyor. Ekonomik aktivitede yavaşlamanın finansman ihtiyacının artışından temel faktör olduğunu düşünüyoruz. Diğer taraftan, alınan makroihtiyati tedbiler ve artan tahsili gecikmiş alacaklar neticesinde bankaların kredi arzı iştahı geriliyor. Benzer eğilimlerin yılın üçüncü çeyreğinde de devam ettiğini değelendiriyoruz. Bahçeşehir Üniversiresi Finansal Araştırmalar Merkezi tarafından üretilen Finansal kuşullar endeksi de bu öngörümüzü teyit ediyor.