Kritik enflasyon raporuna doğru beklentiler
TCMB önümüzdeki hafta yılın ikinci Enflasyon Raporu’nu yayımlayacak. Şubat ayında yayımlanan son raporda korunan, bu yıl için yüzde 16 ve önümüzdeki yıl için yüzde 9 olan enflasyon hedeflerinin geçerliliğini büyük ölçüde yitirdiği açık.
Bunun yanında, bu yıl ve gelecek yıl için sırasıyla yüzde 18 ve yüzde 9 olan tahmin orta noktaları ile yüzde 21 ve yüzde 12 seviyelerindeki tahmin üst bantları da mevcut görünümle uyumlu görünmüyor. Bu kalemlerde yapılacak revizyonların büyüklüğü, önümüzdeki dönemde alınacak para politikası kararları açısından önemli bir sinyal niteliği taşıyacak.
Bununla birlikte, en kritik unsur belirlenen enflasyon patikasına uyumlu ve tutarlı bir para politikası çerçevesinin oluşturulmasıdır. Faizin uzun süre mevcut seviyesinde korunacağını yansıtan güçlü bir sözlü yönlendirme etkili olabilir.
Enflasyon hedefi ve tahmin farkı
TCMB, enflasyon tahminlerinden farklı olarak enflasyon ara hedeflerini ilk kez 2025 yılının üçüncü Enflasyon Raporu’nda (Ağustos 2025) kamuoyuna duyurdu. Bu ayrımın temel nedeni, ara hedefin bir “politika patikası” (normatif çıpa) işlevi görmesinin amaçlanmasıydı. Yani TCMB, dezenflasyon sürecinde ulaşılmak istenen seviyeyi sabit tutarak beklentileri yönlendirmeyi hedeflemiştir.
Buna karşılık tahminler, veri akışı ve model sonuçlarına bağlı olarak güncellenen koşullu beklentiler olduğu için yıl içinde revize edilmektedir. Kısa vadede hedeften sınırlı sapmalar normal karşılanırken, sürekli, büyük boyutlu ve uzun süreli sapmalar, para politikasının gerekli tepkiyi verilmediğini düşündürmektedir.
Enflasyon görünümünde belirgin bozulma
Nisan ayı enflasyonunun beklentilerin belirgin şekilde üzerinde gerçekleşmesiyle birlikte, yılın ilk 4 ayındaki kümülatif enflasyon yüzde 14.6’ya ulaşarak tahminlerde yukarı yönlü güçlü bir revizyon ihtiyacını ortaya koymuştur.
Bu gelişmede enerji fiyatlarındaki artış önemli rol oynamaktadır. Örneğin Nisan ayındaki yüzde 4.2’lik aylık enflasyonun yaklaşık 1 puanı elektrik ve doğalgaz başta olmak üzere enerji fiyatlarındaki artıştan kaynaklanmaktadır.
Merkez bankaları dışsal fiyat şoklarının doğrudan etkilerine genellikle tepki vermez. Ancak ikincil etkiler belirginleşir ve enflasyon beklentileri bozulursa, para politikası tepkisi kaçınılmaz hale gelir. Aksi halde bu etkiler daha da belirginleşir.
TCMB’nin Piyasa Katılımcıları Anketi’nde yıl sonu enflasyon beklentisi, savaş sonrasında 3.4 puan artışla yüzde 27.5’e, 2027 yıl sonu beklentisi ise 1.7 puan artışla yüzde 20.1’e yükselmiştir. Nisan enflasyonu sonrasında biz de tahminlerimizi 2026 ve 2027 yıl sonu için sırasıyla 2.5 ve 2 puan artırarak yüzde 31 ve yüzde 23 seviyelerine çıkardık. Kurum raporlarında genel olarak yıl sonu enflasyon beklentilerinin yüzde 30 civarına yükseldiği görülmektedir.
İkincil etkiler açısından ulaştırma hizmetleri fiyatlarında Mart-Nisan döneminde görülen yüzde 12.6’lık artış önemli bir gösterge olmuştur. İç talebin görece güçlü kalması ve enflasyon algısının bozulmuş olması, maliyet artışlarının fiyatlara daha hızlı geçişini kolaylaştırmaktadır.
Enflasyon eğilimini daha iyi yansıtan medyan enflasyon, hesaplamalarımıza göre Nisan ayında yüzde 2.2 ile son 1 yılın en yüksek seviyesine çıkmıştır. Çekirdek C endeksinin mevsimsellikten arındırılmış aylık artışı da yüzde 2.5 ile, Ocak ayı ile birlikte son 1 yılın en yüksek seviyesine işaret etmektedir. Bu durum, enflasyonun ana eğiliminde de bozulma olduğuna işaret etmektedir.
Enflasyon raporundan beklentiler
Nisan PPK toplantısı öncesinde yaptığımız değerlendirmede, politika faizinin yüzde 40’a yükseltilerek fonlamanın bu seviyeden yapılmasının, bankalararası faizleri değiştirmese de faizlerin uzun süre yüksek kalacağı yönünde güçlü bir sinyal vereceğini ve bunun enflasyon beklentilerini olumlu etkileyebileceğini belirtmiştik. TCMB ise politika faizini yüzde 37’de sabit tutarak likidite araçlarıyla bankalararası faizi yüzde 40 civarında tutmayı tercih etti.
Bu yaklaşım, iktisadi faaliyet görünümüne yönelik hassasiyet algısını güçlendirirken, enflasyon beklentilerindeki bozulmaya da katkıda bulunmuş görünmektedir. Bu çerçevede, Enflasyon Raporu’nda atılacak adımlar kritik olacaktır.
Öncelikle enflasyon tahminlerinin, hem gerçekci hem de ulaşılması için politika çabası gerektirecek seviyelere çekilmesi gerekmektedir. Tahmin orta noktası için yüzde 25’in altında bir seviye gerçekçi görünmemektedir. Bu durumda dahi, örneğin yüzde 28 civarında bir üst bant için belirgin bir politika sıkılığı gerekecektir.
Enflasyon hedeflerinde şu ana kadar bir revizyon yapılmamış, kısa vadeli sapmalara rağmen orta vadede hedeflere yakınsama vurgulanmıştır. Ancak mevcut koşullar altında, bu yıl sonundaki sapmanın yanında, önümüzdeki yıl yüzde 9 hedefine ulaşacak bir patika çizmek gerçekçi olmayacaktır. Bu nedenle hedeflerde de bir güncelleme gündeme gelebilir.
Bununla birlikte, en kritik unsur belirlenen enflasyon patikasına uyumlu ve tutarlı bir para politikası çerçevesinin oluşturulmasıdır. Enflasyonla mücadelenin öncelikli olduğunu açık biçimde yansıtan kararlar ve güçlü bir sözlü yönlendirme gereklidir. Bu kapsamda, gecikmeli de olsa politika faizinin mevcut fonlama seviyesine yükseltilmesi ve bunun sinyalinin önceden verilmesi uygun bir adım olabilir.
Mevcut durumda yüzde 40 civarındaki faiz seviyesi, enflasyon eğilimi ve seviyesi dikkate alındığında hâlen anlamlı bir reel faiz sunmaktadır. Bu nedenle ilave bir faiz artışı zorunlu görünmemektedir. Ancak enflasyon görünümünde daha belirgin bir bozulma yaşanması hâlinde bu sevimsiz seçeneğin de gündeme gelmesi olasıdır.