Kriz fırsata işte böyle çevrilir

Sami ALTINKAYA
Sami ALTINKAYA GEZDİM, GÖRDÜM, YAZDIM

Türkiye dış ticarette çıkış yollarını aramaya devam ediyor. Bu yollardan biri de serbest ticaret anlaşmaları. Ticaretimizin önemli bir bölümünü Avrupa’ya yaptığımız bir dönemde, İngiltere’nin Avrupa Birliği'nden (AB) ayrılmasını Türkiye fırsata çevirmek istiyor. Bunun için de Ticaret Bakanımız Ruhsar Pekcan, hızlı bir görüşme trafiğinin ardından krizi fırsata çevirmek için önemli bir adım attı. İngiliz mevkidaşı ile serbest ticaret anlaşmasını imzaladı.

1 Ocak 2021 tarihi itibariyle imzalanan bu anlaşmanın Türkiye ekonomisine sağlayacağı katkıyı, Dış Ekonomik İlişkiler Kurulu (DEİK) Türkiye Birleşik Krallık İş Konseyi Başkanı Osman Okyay ile konuştuk.

Türkiye ile halen Birleşik Krallık arasında yapılan ticaretin durumu nedir?

Bildiğimiz gibi Birleşik Krallık, Almanya’dan sonra Türkiye’nin ikinci en büyük ihracat pazarı ve aynı zamanda Türkiye’nin en yüksek dış ticaret fazlası verdiği ülkeler arasında. İkili ticaret bugüne kadar 1963 yılında imzalanan Ankara Anlaşması’nın oluşturduğu ve akabinde 1996’da yürürlüğe giren Gümrük Birliği kapsamında devam etmiş bir hukuki altyapıya sahipti. Ticaretin nabzını ölçerken bu altyapıdan rakamlar paylaşabiliriz. Mesela, 2003-2019 arasında Türkiye’ye gelen doğrudan yabancı yatırımların yaklaşık %7’si Birleşik Krallık kaynaklıdır. Yine ülkemizde 2000 yılında 8 Birleşik Krallık menşeili şirket varken, bu rakam 2020 yılında 451 şirket ve yıllık toplam 11.663 milyar dolara yükselmiştir. Son 20 yılda Birleşik Krallık kaynaklı yatırımcıların Türkiye’de gerçekleştirdikleri toplam yatırım tutarı 165 milyar dolar olarak gerçekleşmiş bulunuyor. Yatırımlarda en büyük pay %62’lik payda ile hizmetler sektörü iken, sanayi %38’le bunu takip ediyor.

Bunların yanında, TÜİK’e göre 2020 yılının ilk 10 ayında salgın sürecine rağmen 13 milyar dolar bir ticaret hacmi yarattığını gördük. Yine 2020 yılında ikili düzeyde dış ticaret fazlası vererek bizler adına başarılı bir yılı geride bıraktık.

İngilizlerin yüksek kalitede üretilen Türk beyaz eşyaları, otomotivleri ve diğer sanayi ürünlerinin yanı sıra belirli tarım ürünlerinde de Türkiye tercihlerinin olduğunu biliyoruz. Tüm bunlar aslında ikili ticaret adına dinamik bir resim çizmektedir diye düşünüyorum.

Türkiye ile Birleşik Krallık arasında imzalanan serbest ticaret anlaşmasının Türkiye’ye etkileri nasıl olur?

Bildiğiniz gibi 1 Ocak 2021’de yürürlüğe giren Türkiye-Birleşik Krallık Serbest Ticaret Anlaşması hem Türk hem de İngiliz kamuoyunca tarihi bir anlaşma olarak değerlendirildi. Bence de tarihi çünkü hem zamanlama olarak iş dünyasını olumsuz ticari risklerden korudu, hem de Ticaret Bakanımızın da dediği gibi Gümrük Birliği’nden gelen 25 yıllık kazanımlarımızı koruyup, ikili ticari bağlarını Brexit sürecinden sonra derinleştirme yolunda da ilk büyük adım atılmış oldu.

Tabii hala çok taze bir süreç olsa da ülkemizin yapılan anlaşmayla öncelikli hedefi Birleşik Krallık ‘la olan geçmiş ticari kazanımları kaybetmeden olası sektörel kayıpları asgari düzeye indirgemekti. Bu doğrultuda zaten bu yeni anlaşma Türkiye-AB Gümrük Birliği’nin kapsamındaki sanayi ürünleri ve işlenmiş tarım ürünlerini kapsıyor.

Benim dikkat çekmek istediğim nokta ise anlaşmanın kısa vadeli etkilerinden ziyade uzun vadeli etkileridir. Bizim Gümrük Birliği’nde oluşumuz Birleşik Krallık’la olan ticari ilişkilerimizi de etkileyen çok önemli bir faktör. Bunun pratikte yansıması nedir diye bakarsak karşımıza “Avrupa Yeşil Mutabakatı”, “Dijital Avrupa”, organik tarım, fikri mülkiyet gibi konular çıkıyor. AB bazında bu konularda önümüzdeki süreçte atılacak adımlar bizim Birleşik Krallık STA’sının iki yıl içindeki revizesi sonucunda ikili ticaretimizde yeni fırsatların ortaya çıkması ile sonuçlanacaktır. Bunun sinyalleri anlaşmadaki ek hükümle bizlere sunuldu aslında. Burada anlaşmanın kapsamını hizmetler sektörü, finans ve daha geniş tarımsal imtiyazlar gibi alanları içerecek şekilde genişletme hedefi konuldu. Zaten İngiliz Ticaret Bakanı Liz Truss da finans ve biyoteknoloji başta olmak üzere anlaşmanın ileride genişletilmesini hedeflediklerini belirtti.

Ek olarak AB-Birleşik Krallık Ticaret Anlaşması altında menşe kuralları için yapılacak protokolü yakından takip edip, süreci hem ikili hem de AB’nin de dahil olduğu bir üçgen bazında incelememiz gerekecektir.

Özetle, kısa vadede ticari ilişkilerimizi Brexit sonrasında korurken, uzun vadede, hem ikili çıkarlar hem de AB’nin hedeflerindeki ilerlemelere göre şekillenecek bir anlaşmadan bahsedebiliriz diye düşünüyorum.

Bu ticaret Türkiye’nin Avrupa Birliği ile olan ilişkilerini nasıl etkiler?

Aslında bu noktada birçok dengenin bulunduğunu görebiliriz. Gümrük Birliği’nde olmamız AB-Birleşik Krallık ilişkileri gelişmeleri kapsamında bizim her zaman etkileneceğimiz bir unsur. Türkiye’nin Birleşik Krallık ile yaptığı STA tabii ki AB ile olan ilişkiler için olumlu olmakla birlikte aslında ikili ilişkiler bakımından da bir değerlendirme fırsatı olarak görülmelidir diye düşünüyorum.

Bugün bazı yerlerde AB-Birleşik Krallık Ticari Anlaşması’nın, Türkiye- AB ticari ilişkilerine bir model olup olamayacağı tartışılıyor. Bizim için Gümrük Birliği’nin altına inen bu tip anlaşmalar alternatif olarak görülmemeli diye düşünüyorum. Zira Türkiye’nin AB ilişkilerinin temelinde tam üyelik hedefi yatıyor. Birleşik Krallık ve AB arasındaki anlaşma ise üyeliğin sonlandırıldığı, kapsam olarak bizim hedeflerimize oldukça dar kalacak bir serbest ticaret anlaşması. Türkiye için kısa ve orta vadede hedef, günümüz şartlarıyla güncellenecek bir Gümrük Birliği olmalıdır. Bu gelişme bizim en büyük ticari ortağımız olan AB ülkeleri ile ticarette şahlanmaya gideceğimiz bir süreci açacaktır.

Bize Türkiye-İngiltere STA sürecinde ders olan süreç neydi diye baktığımızda aslında Gümrük Birliği’nin bir parçası olup, karar mekanizmasında yer almayan bir noktada olduğumuzdan, 31 Aralık 2020 tarihine kadar yapılması beklenen anlaşmayı ancak AB-Birleşik Krallık anlaşmasından sonra yapabilmemizdi. Bu çok riskli süreç ve bizlere AB’nin tamamladığı, müzakere etmekte olduğu ya da yapacağı tüm STA’lar için de geçerli bir risk olduğundan, Yeşil Mutabakat ve Komisyon Başkanı Von der Leyen’in gündemindeki diğer başlıkları da kapsayacak modern bir Gümrük Birliği’nin yaratılmasını hepimiz için öncelik kılıyor diyebiliriz.

Türkiye’nin yeni dönemde İngiltere’ye satabileceği hangi yeni ürünler olabilir?

Şuan Gümrük Birliği’nin her iki ülkeye sağladığı kazanımların muhafaza edilmiş olması bizler için en önemli noktayken, yeni dönem için iki ana fırsatı değerlendirebiliriz. İlki, Türkiye-Birleşik Krallık STA’sının 2 yıl içinde güncellenecek olması ve her iki tarafın da anlaşmaya yeni sektörlerin katılımını arzu etmesi, yeni ürünlerin Birleşik Krallık’a avantajlı satışını sağlayacaktır. İkincisi de tabii ki bulunduğum sektörden de bildiğim gibi savunma sanayii alanındaki yeni fırsatlar diyebiliriz. Birleşik Krallık’ın savunma sektörü, savaş uçağı ve İHA’lar gibi yüksek teknolojiye sahip projelerde Türkiye ile ikili ilişkileri derinleştirmek istediğini biliyoruz. Son olarak yine güncellenecek Gümrük Birliği Anlaşması’nın sadece AB ile olan ticaretimizde değil, Birleşik Krallık’ la olan ticarette de oldukça pozitif etkileri olacağına inanıyorum.

Yazara Ait Diğer Yazılar Tüm Yazılar
Etik ve itibar 08 Şubat 2021
Rotamızı belirlemeliyiz 01 Şubat 2021