Kriz sonrası Avrupa'nın yeni imkanlar yarattığı bir sektör
Uluslararası krizler sonrası Türkiye hemen her seferinde Avrupa'nın terk ettiği bazı sektörlerde olumlu gelişmeler elde ediyor. Üretim, rekabet ve ihracat imkanlarını artırıyorlar. 1990'larda otomotiv ve tekstil-konfeksiyonda benzeri bir imkan ortaya çıktı ve bu sektörlerde Türkiye önemli başarılar elde etti. 2008 krizi sonrasında da benzeri gelişmeler söz konusu olmaya başladı. Bu sektörlerden biri olarak kalıpçılık görülüyor. Sektör temsilcileri bugünlerde Avrupalı muhataplarının işbirliği önerilerine yanıt verebilmek için aşmaları gereken sorunlar üzerinde çalışıyorlar. 3'te
Son 50 yıllık dönemde yaşadığımız uluslararası krizler, önceden pek düşünmediğimiz şekilde birçok sektörde bizim için önemli imkanlar yarattı. 1990'lı yıllarda tekstil-konfeksiyon ve otomotiv gibi olgunluk dönemi ürünlerinde Avrupa'nın bazı alanları terk etmesiyle bu sektörler Türkiye'de önemli gelişme gösterirlerken, ihracatımızın da birinci ve ikinci sırasına oturdular.
Bugünlerde de son krizde Avrupalı firmaların bazı sektörleri terk ederken, bu sektör temsilcilerinin Türkiye'de kendileriyle işbirliği ve ortaklık kuracak, üretimlerini ülkemize kaydıracak arayışlar içinde olduklarını görüyoruz. Bu alanlardan biri de kalıpçılık sektörü. Türkiye'de önemli bir gelişme aşamasında olan bu sektörde de Avrupalılar işbirliği arayışları içersindeler. O nedenle bu sektörü ele alıp, bu gelişmeyi hızlandırmak ve kalıpçılıkta katma değeri artırmak için 7 konu üzerinde durarak sektör temsilcilerinin ortaya koydukları eksiklikleri ve yapılması gerekenleri irdeleyeceğim.
Sektör temsilcileri yerleşim alanları açısından önemli sorunları olduklarını dile getirerek, birbirleriyle dayanışma içinde olacakları, ortak malzeme ve teknoloji kullanma imkanına sahip olacakları "Kalıpçılık vadilerinin" oluşturulmasını istiyorlar. Kamunun bu oluşuma arsa tahsisi, uygun yer seçimi gibi konularda destek vermesini istiyorlar.
Kendilerine işbirliği, ortaklık ve birleşme talebiyle gelen gelişmiş ülke kalıpçılarının önünün açılmasını istiyorlar. Böylece, ülkemiz kalıpçılığının daha gelişmiş kalıpların know-how'una sahip olmalarıyla yeni ve önemli başarılara ulaşacağına inanıyorlar.
Gelişmelerine engel teşkil eden had safhada ara eleman ihtiyacına yanıt verilmesi için, kalifiye eleman eksikliğini giderecek, teknik eğitim merkezlerinin bir an önce geliştirilmesini öneriyorlar. Kendi kurumlarının eleman yetiştirmede pratik alanları olarak kullanılabileceğine, imkan vermeye hazır olduklarını da belirtiyorlar.
Proje bazında iş yapma imkanını elde edebilmek için tasarım mühendisliği ve kalıp girdisi kullanan sektörlerle işbirliği eksikliğini vurgulayarak, bu alanda kendilerine ve ilgili sektörlere düşen görevler olduğunun altını çiziyorlar.
Kendi içlerinde ciddi bir örgütlenme eksiği olduğunu, 10 bin kalıpçının olduğu piyasada bunların son döneme kadar sadece 80'inin sektörün örgütünün üyesi iken kriz sonrası bu sayının 120'ye yükseldiğini belirtiyorlar. Doğrudan kalıp işleme yapan ve gelişmiş özel kalıp üreten firma sayısının 20 dolayında olduğunu, bu sayının mutlaka artması gerektiğini vurguluyorlar.
Kalıp sektörü temsilcileriyle kamunun ortak bir master plan yapıp, sektörün geleceğine yönelik yol haritası çizilmesini istiyorlar. Sektörle ilgili doğru bilgi, işletme sayısı taşıyan bir envanterin de bu çalışmanın bir parçası olabileceğini belirtiyorlar.
Sektör temsilcilerinin hem kendi aralarında, hem de hizmet aldıkları ve hizmet verdikleri sektör temsilcileriyle daha sıkı bir diyalog içinde olmalarının gerekli olduğunu ortaya koyuyorlar. Bunu, "Yan sanayi olmadan tam sanayi olmaz" sözüyle sloganlaştırıyorlar.
Kalıpçılarda gördüğüm bu durum, kriz sonrası Avrupalı işadamları için rantabl olmadığı için terk edilecek birçok üretim alanları için söz konusudur. Türkiye bu fırsatı ele alarak işbirlikleri ve ortaklıklarla birçok sektörde geliştirme imkanına sahip olacaktır. Bu açıdan gelişmelerin iyi izlenmesi gerekir.