Küçük şehirlere büyüme hakkı, Türkiye’nin yaşam seferberliği, küçük şehirlerin mega endüstri bölgeleri
Türkiye’de kalkınma uzun yıllar boyunca büyük şehirlerin doğal hakkı, küçük şehirlerin ise tali kaderi olarak okundu. Mega kentler refah yaratmaktan öte bir avuç plaza beyaz yakalısı dışında kimseyi mutlu edemedi. Gelinen noktada hem büyük kentlerdeki yığılmayı hafifletmek hem de coğrafyanın çeşitli jeopolitik avantajlarını kalkınmaya entegre etmek için yeni projeksiyonlar yaratılıyor. Sanayi ve Teknoloji Bakanlığı’nın Anadolu’ya yayılan 16 mega endüstri bölgesi hamlesi, küçük şehirler için sadece bir sanayi yatırımı değil, “büyüme hakkının” yeniden tanımlanması anlamına geliyor.
Mega endüstri bölgesi mi mega yaşam seferberliği mi?
Türkiye’de organize sanayi bölgelerindeki doluluk oranı yüzde 92’lerde. Samsun, Mersin hattında 13 ilde ilan edilen 59 bin hektarlık yeni yatırım alanları, mevcut OSB’lerin ortalama 11 katı büyüklüğe ulaşacak mega endüstriyel bölgelerle Türkiye’nin sanayi haritasını yeniden çiziyor. Ancak, “mega” yaklaşımı yeni zorluk ve eskiden kalma arazları da taşıyacak riskler barındırıyor. Keşke mega endüstri bölgeleri yerine tüm sosyal donatılarıyla mega yaşam alanları olarak kurgulansaydı.
16 mega endüstri alanı, Zengezur ve Kalkınma Yolu ile nasıl bağlanacak
Sanayi ve Teknoloji Bakanı Mehmet Fatih Kacır, “İstanbul’umuzu sanayimizin ‘akıl merkezi’ olarak konumlandırırken Marmara’da sıkışmış sanayimizi Anadolu’da büyütmeyi, Kalkınma Yolu ve Zengezur projeleriyle oluşacak daha güçlü küresel bağlantısallık fırsatını yeni sanayi bölgeleriyle yakalamayı hedefliyoruz” dese de. 16 şehrin içinde Samsun dışında Zengezur ve Kalkınma Yolu gibi stratejik koridorlarla doğrudan ilişkili bir il yok.
Yatırım yapılacak illerde kuraklık var
Kars, Erzurum, Iğdır gibi iller söz konusu kuşakların Türkiye’ye doğal giriş kapıları. Rize’de Ortadoğu’nun en büyük lojistik limanı yapılıyor, sanayii yatırımlarına ihtiyacı yok mu? 16 ilin çoğu tarımsal üretimde güçlü ancak gelecek 10 yılda kuraklıktan dolayısıyla verim kaybından en çok etkilenecek iller.
Mega endüstri alanlarında zaten sanayi var mı?
Karaman, Aksaray, Konya Türkiye’de tahılın gıdaya en verimli şekilde dönüştüğü merkezler. Mersin hali hazırda hinterlandıyla beslenen güçlü bir aktarma noktası, liman şehri. Samsun Karadeniz’in dünyaya açılan kapılarından biri. Kayseri pek çok sektöre ev sahipliği yapan uzun yıllar Anadolu Kaplanlarının merkeziydi. Kastamonu, mobilya ve orman ürünlerinde potansiyel bir uzmanlaşma alanı sunabilir. Ancak diğer şehirlerin hangi alanlarda derinleşeceğine dair henüz açıklanmış bir strateji yok.
Endüstri alanlarına gençleri çekmek
Her küçük şehrin farklı bir alametifarikası ve potansiyeli var. Asıl mesele, bu şehirleri birbirinin alternatifi değil, birbirinin tamamlayıcısı olarak konumlandırabilmek. Aralarında sinerji yaratan, kümeleme ile üretim, lojistik ve tedarik zincirlerini entegre eden merkezler oluşturmak. Gençleri endüstrinin, yaşamın bir parçası yapacak düzenlemelerle mega endüstri alanlarını cazibe merkezine dönüştürmek. 2024’te iller arası göç eden kişi sayısı yaklaşık 2,68 milyon. 25– 29 yaş grubundaki gençler en fazla göç eden yaş aralığını oluşturuyor. Gençler istihdam olanakları dışında yaşam alanı istiyor.
Gönül diplomasisi, görünmeyen kalkınma motoru
Yatırımcıları, gençleri, kırsalda yaşayanları yeni mega endüstri alanlarının bir parçası yapmanın en etkili yolu gönül diplomasisi. Lobi şirketleri, danışmanlar. Hepsi aynı işi yapıyor, insanları birbirine anlatıyor, tanıştırıyor, değer yaratıyor. Anadolu’nun elinde çok daha güçlü, ama yeterince fark edilmeyen bir araç var, hemşeri ağları. Çoğu zaman yatırımlara, göçlere, kentlere karar veriyor.
Rize’nin diplomasi grubu
17 yıldır düzenli toplanan Rize Grubu, bunun en canlı örneklerinden biri. Siyasetten uzak, şehrin geleceğine odaklı, keyifli, etkili bir akıl meclisi. Kurucusu İrfan Coşkun aslın da bir bürokrat. 17 yıldır her hafta Çarşamba akşamı toplanan grup siyaset dışında her şeyi konuşuyor, motivasyon yaratıyor. Benzeri görülmemiş topluluk Ölü Ozanlar Derneği’ni anımsatsa da etkisi bambaşka. Hemşeri networküne yaratıcı bir örnek, buluşmada konuşulanlar yatırıma, projeye, sisteme dönüşüyor. Ortak akıl kadar ortak irade gün sonunda Rize’nin Türkiye üzerindeki etkisini güçlendiriyor, verimli bir sosyal sermaye yaratıyor. Yerel desteğin olmadığı hiçbir proje Anadolu’da kök salamıyor.
Küçük şehirlerin büyük kentlerdeki lobisi
Türkiye’de küçük şehirlerin en büyük sermayesi, aslında büyük şehirlerde yaşıyor. İstanbul, Ankara, İzmir Anadolu’nun birikmiş insan gücü, finansı ve deneyimiyle dolu. Mesele bu gücü küçük şehirlere geri çağırabilmek, kırsalda deneyimli insan kaynağına uygun bir yaşam alanı yaratmak. Küçük şehirlerin büyük kentlerdeki lobisi, sanayi yatırımlarını, girişim sermayesini, mentorluk ağlarını ve sosyal projeleri memlekete taşıyabilir. Bu anlamda kalkınmayı sadece ekonomik değil, kültürel ve duygusal bir süreç olarak görmek gerekiyor.
Büyüme bir hak meselesi mi?
“Küçük şehirlere büyüme hakkı” romantik bir slogan değil, yeni dünyanın zorunlu gerçeği. Mega endüstri bölgeleri bu hakkın fiziksel zeminini kuruyor. Anadolu sadece sanayinin yayıldığı bir coğrafya değil. Proje Anadolu’yu dünyayla entegre bir kalkınma sahnesine dönüştürebilir.
Her şehir illa mega kent olmak zorunda değil
Sanayi şehirleri illaki mega kent olmak zorunda değil, asıl mesele, bulunduğu bölgeye ekonomik olduğu kadar kültürel ve entelektüel değer katan, o coğrafyada yaşamayı cazip kılan alanlar yaratabilmek. Türkiye bunun tarihsel örneklerine sahip. 1950’lerde Karabük Demir Çelik Fabrikası yalnızca bir üretim tesisi değil, etrafında sineması, kütüphanesi, spor kulüpleri, lojmanları ve entelektüel hayatıyla bir yaşam ekosistemi inşa etmişti. Sanayi, kenti sadece büyütmemiş, medenileştirmişti.
Benzer şekilde Sivas Cürek Köyü, Alman mimarların bölgedeki demir-çelik tesislerinde çalışanlar için tasarladığı özgün mimarisiyle, sanayinin kırsal mekânla uyum içinde nasıl yaşanabilir bir çevre kurabileceğinin erken bir örneği olarak hâlâ hatıralarda.
Mega endüstri değil yaşam seferberliği
Dünya bu yaklaşıma “industrial placemaking” diyor. İsveç’te Kiruna’nın planlı taşınması, Japonya’da Toyota City modeli sanayinin yalnızca istihdam değil, yaşam kalitesi ürettiğini gösteriyor. Bu nedenle yeni mega endüstri bölgeleri salt sanayi projeleri olarak değil, topyekûn bir yaşam seferberliği olarak ele alınmalı. TOKİ sadece konut üretmemeli; nitelikli, bölge kimliğiyle uyumlu yaşam alanları tasarlamalı. Ticaret Bakanlığı, daha fabrika kurulmadan üretilecek ürünlerin ihracat altyapısını, hedef pazarlarını ve lojistik ağlarını planlamalı. Tarım ve Orman Bakanlığı, desteklerini sanayi kümeleriyle entegre şekilde kurgulamalı, tüm kurumların hizmet ve uygulamaları projeyle uyumlu ilerlemeli.
Gönül ne kahve ister ne kahvehane gönül sohbet istiyor
Velhasıl, pandemiden önce olsa mega endüstri projeleri aklımızı çelebilirdi. Ancak artık içinde yaşam belirtisi olmayan hiçbir proje ne gençleri ne yaşlıları kimseyi heyecanlandırmıyor. Plazalardan kaçmak isteyen beyaz yakalılar kırsaldaki mega endüstrilere nasıl adapte edilecek. Yatırımcılar, çalışanlar nasıl motive edilecek. Bu anlamda, mega endüstri projeleri yerel networklerle birlikte planlandığında gerçek bir kalkınma stratejisine dönüşebilir. Aksi halde hayaller mega, hayatlar hüsran olur.