Kültür

Osman Ata ATAÇ
Osman Ata ATAÇ İŞLETMECİLİK SOHBETLERİ oaatac@gmail.com

1970’lerin başı. İki buçuk senedir devam ettiğim doktora programının derslerini tamamladım. İki gün sekizer saatten on-altı saat süren açık kitap doktora yazılı sınavını da geçtim. Teorik olarak artık tezimi yazmaya başlamam gerekir ama ben tezimi zaten çoktan yazmaya başlamış ve bitirmiştim. Tezimi beş kişilik jürimin başkanına teslim ettim ve tırnak yeme dönemi başladı. Jüri bir ay tezi inceleyecek ve sonunda ya “olmuş hadi güle güle” veya “olmamış hadi baştan” veyahut diyecek. Olmuş derlerse ne ala, az düzeltme isterlerse fena değil ama “Sil baştan derlerse” yandı gülüm keten helva. Neyse jüri toplandı.

Ben dışarda çağrılmak için bekliyorum. Eşi doğum odasına alınan kendisi dışarda kalan bebeğin doğmasını bekleyen müstakbel babalar gibi koridorda volta atıyorum. O seneler babalar doğum odasına alınmazlar hatta doğum katına bile sokulmazlardı. Neyse beni içeri aldılar. Bir saat sorular sordular ve bana “Siz çıkın. Biz tartışacağız” dediler. Hadi ben yine dışarı voltaya devam. Adamlar çıkmaz. Bekleme uzadıkça benim endişelerim de artıyor. Ne tartışıyorlar? Acaba anlaşamıyorlar mı? Bu kadar uzun tartışma bir şeylerde şiddetli anlaşmazlık olduğuna işaret değil mi?  Derken bunlar çıktılar. Ciğerci kapısındaki kediler gibi yüzlerine bakıyorum.

Bre biriniz de beni görün ve ne karar verdiniz bana söyleyin. En aşağı üç saattir burada bekliyoruz. Tez hocama bakıyorum herif hiç oralı değil ne tartışıyorlarsa hararetle devam ediyor. Yaklaştılar neredense önümden geçip gidecekler. Tez hocam önümden geçerken “Hi doctor eytek How are you” dedi ve geçti. Benim jeton üç dört dakika sonra düştü. Adam bana her zaman dediği gibi “Hi azmın” değil “Hi doctor Eytek” diye hitap etmişti. Amerikalılara azmın değil Osman, Eytek değil Ataç dedirtmemiştim ama bana hitap ettiklerini anlıyordum. Doktora derecemi almışım.

Ertesi gün ofisinde anlattı. Jürinin uzama nedeni hafta sonu oynanacak ezeli rakipler bizim North Carolina Tar Heels basketbol takımıyla Duke Üniversitesi Blue Devils maçıymış. Onu tartışmışlar. Buna ancak içimden gösterebildiğim tepkiyi yazamayacağım çünkü çoğu ahlaka mugayir kelime kullanmadan yazılamayacak gibi.

Neyse, sizin anlayacağınız dramatik bir finalle biten doktora tezi maceram aşağı yukarı bir ay sürdü. Tez taslağımı jüriye teslimimden onaylanmış halini Üniversite kütüphanesine teslimim ve dekanlıktan çıkış kâğıdı almam arasında bir ay boş vaktim vardı. O zamanı sosyal psikoloji sahasında kitaplar okuyarak geçirdim. Nereden mi esti? Jüri günümü anlattığım Türk dostlarımın hemen tamamı jüri üyelerinin yaptıklarını duygusuzluk ve tipik Amerikalı davranışı olduğunu ileri sürerek ‘kültür farklılığına’ işaret ettiler. Bir kısmı bunun batı kültüründe şaşılacak bir şey olmadığını, jüri üyelerinin koridorlara dökülerek elimi sıkmalarını, tebriklerini sunmalarını beklememek gerektiğini söylediler. Eğer bu seremoni bir başka ülkede olsaydı davranışların farklı olacağını iddia edenler de oldu.

Yıllar sonra uluslararası işletmecilik konusunda ders verirken katılımcıların ısrarla öğrenmek istedikleri bir konu globalleşen ticaret uygulamaları altında her firmada bulunan değişik ülkelerden elemanlarla değişik ülkelerde istihdam edilen lejyoner işletmecilerin yönetilmesiydi. Kültürel farklılıkları zaman zaman sürtüşmelere yol açtığından şikâyetle “aman çare” deyip eğer insanlara “şu kültürden, bu kültürden” gibi etiketle yapıştırabilirsek sorunlara engel olabiliriz gibi bir düşünce vardır. Ben de onlara bu işten vaz geçmelerini, kültürü bırakınız tanımlamayı uygulamalarda bir yönetim aracı olarak kullanma arzusunun neden pek akıllı olmadığını anlatırdım. Tabii bazı aşikâr şeyler haricinde.

Söz gelimi bir ara Manila’da katılımcıların neredeyse tamamının Müslüman olduğu bir haftalık bir kurs organize etmiştim. Kurs Ramazan ayına denk geldiğinden adet olan aralarda çay-kahve abur-cubur ikramına ilaveten oruç tutanlara iftar ikramı da planlamıştım. İlk iftarda Malezyalı katılımcı geldi ve “Dr. Ataç ikramda domuz pastırmalı pizza da var” diyerek “kültürel” bir eleştiride bulunmuştu. Tayland’da otururken ayaklarını önündeki tabureye kaldıran Amerikalı bir katılımcıya oralarda bunun (ayağının altını göstermenin) çok ayıp olduğunu zor anlatmıştım. Bunun gibi binlerce örnek bulabilirsiniz. Bulabilirsiniz ama bundan kültürel farklılıkların işletmecilik yapmakta kullanılabilecek kadar işe yarar olduğu sonucu çıkarmanız yanlış olur.

Bir kere ‘kültür’ kelimesinin kabullenilmiş, fonksiyonel bir tanımı yoktur. Kültürle aklınıza gelecek hatta gelmeyecek bir sürü kriter kullanılarak tanımlanmışlardır. Şöyle veya böyle nasıl tanımlanırsa tanımlansın kültür eninde sonunda insan guruplarının özelliklerini genelleme ve ayırt etme amacıyla kullanılır.

Bunda garip bir şey yok. Her tanım ayırımcıdır. Ayırımcı olmazsa zaten tanım olarak çok bir işse yaramaz. Kültür tanımları da öyledir. En basit tanımlar daha çok coğrafi ve bu nedenle bir yerde ülke bazında verilen tanımlardır. Söz gelimi (1). Batı Kültürü, (2) Doğu Kültürü; (3) Latin Kültürü; (4). Orta Doğu Kültürü; (5) Afrika Kültürü, gibi.

Batı kültürü Avrupa ülkeleri ve Avrupa’dan göçlerle kurulan Amerika gibi ülkelerin başat kültürlerini tanımlamak için kullanılan bir terim. Kökleri klasik Grek-Romen dönemi ve Hıristiyanlığın yükseldiği 14.yy’da olan Batı kültürü Latin, Cermen ve Helenik etnik ve dil guruplarını da içerir. Bu kültürün etkilerinin her ülkede yayıldığını görmek mümkündür.

Çin, Japonya, Vietnam, Güney ve Kuzey Koreler ve Hint yarımadası ülkeleri dahil uzak doğu ülkelerinin başat kültürüne doğu kültürü denir. Osman Ataç’ın jüri günü değişik olurdu herhalde. Gelişme süresinde, batı kültürlerinde olduğu gibi doğu kültürü de dini düşüncelerden çok etkilenmişti. Ancak doğu kültürünü daha çok etkileyen şey pirinç ekimi ve haşatının biçimlendirdiği yaşam biçimidir. Bu nedenle bazıları doğu kültürüne ‘pirinç kültürü’ de derler.

Birçok İspanyolca konuşulan ülke Latin kültürünün parçaları olarak tanımlanır. Bununla beraber Latin kültürü geniş bir coğrafi alana yayılmıştır. İspanyolca ve Portekizce konuşulan Merkezi Amerika’nın bazı bölümleri, Güney Amerika ve Meksika Latin Amerika olarak isimlendirilir. Bu ülkelere ‘Latin’ denilmesinin nedeni onları Romans (Latince) kökenli diller kullandıkları için Anglo kökenli dil konuşanlardan ayırmak içindir.

Aslında aralarında fazla ortak noktaların bulunmadığı Orta Doğu kültürü de bir diğer kategori. Bu kültürden olduğu ileri sürülen birbirlerine pek de benzemeyen aşağı yukarı yirmi ülke var. Arapça, Farsça ev Türkçe’nin yaygın konuşulduğu bu kültürde ciddi lehçe farklılıkları herkesin herkesi anladığı anlamına gelmiyor. Kültürün diğer bir ortak elemanı din. Musevilik, Hristiyanlık ve İslam’ın doğduğu yer olan orta doğu bu kültürü oluşumunun önemli bir bölümünü dinlerden almıştır.

Afrika kültürü tanımlaması en zor kültür çünkü Afrika birçok kabile, etnik ve sosyal gurubu barındıran bir yer. Elli-dört ülkeye yayılmış çok sayıdaki etnik gurup standart bir kültür tanımı verilmesini neredeyse imkânsız hale getiriyor. Söz gelimi sadece Nijerya’da üç-yüzden fazla kabile yaşıyor. Bununla beraber Afrika kültürü Farklılıklar nedeniyle Afrika kültürü iki ayrı grupta inceleniyor: ‘Kuzey Afrika’ kültürü ve ‘Sahra Altı’ kültürü. Kuzey Afrika kültürü daha çok Orta Doğu kültüründen etkilenmişken Sahra Altı kültürü bundan çok farklı bir gelişim göstermiş. Sahra Altı kültürünün diller, mutfak, sanat ve müziğindeki farklılıkların toplulukların birbirlerinden çok uzakta zor çevre koşulları altında yaşamaları gösteriliyor.

Bu tanımları daha da açmak, alt kategorilere bölmek mümkün. Mümkün olmasına mümkün ama ne işe yarayacak. Yani benim tez jürimin jüri başkanı Ortadoğu kültüründen olaydı ne yapardı? Odadan çıkar çıkmaz çift dalıp künde sarma yere yıkar yanaklarımdan mı öperdi? Asya kültüründen olsaydı kendini ikiye büküp yere kadar eğilip beni selamlar sonra iki kolunu da havalara kaldırıp haykırarak kutlar mıydı?

Kariyerim boyunca 41 ülke dolaştım. Yirmi-iki tanesine defalarca gitti ve eğitim verdim. Bazı ülkelerde uzun süreler kaldım. Müslüman mahallesinde salyangoz satmak gibi aşikâr dışında işletmecilik pratiğini kültürel farklılıklar üzerine inşa etmenin bir faydası olduğuna ikna olmadım.

Bu demek değil ki kültürel farklılıklar yok ve bu tasnifler bir işe yaramaz. Tam tersine çok işe yarayan kültür tanımları ve incelemeleri var.

Bir kere bir ülkenin başat kültürüyle o ülkedeki kurumların örgütsel kültürlerini birbirlerine karıştırmamak gerekir. İkinci olarak kültürleri nasıl sınıflandırırsanız sınıflandırın her yerde ayrı kültürlerden insanların beraber yaşadıklarını görebilirsiniz.

Şimdi soruyorsunuzdur “eğer işletmecilikte kültür tanımlama, tanıma ve on göre davranma önemsiz ise bize bu yazıyı neden yazdın?” ben önemsiz demedim. İşletmecilik pratiğini kültürel farklılıklar üzerine inşa etmenin bir faydası olduğuna inanmıyorum dedim. Haftaya devam edeceğiz.

Sağlıcakla kalın.

Yazara Ait Diğer Yazılar Tüm Yazılar
Yolsuzluk (2) 07 Nisan 2021
Yolsuzluk (1) 31 Mart 2021
Oyun ve oyunbozanlar 24 Mart 2021
Şundan bundan 17 Mart 2021
İş mülakatları 10 Mart 2021
Bir örnek 17 Şubat 2021
Diconex 10 Şubat 2021