Kulüp evi

Murat BERK
Murat BERK UZMAN GÖRÜŞÜ

Star Wars serisinin “Yeni Bir Umut” ismi ile yayınlanan 1977 yapımı filmde Luke Skywalker’in başında olduğu gemi filosu imparatorluk tarafından yok edilirken ve Luke Ölüm Yıldızına giden yoldaki kanyonda yaşam mücadelesi verirken Obi Wan Kenobi'nin ona “Gücü kullan” diyen sesini duyar. Luke, teknolojik sistemi devre dışı bırakır ve tamamen içgüdü ve sezgileri ile yol alır ve Ölüm Yıldızı'nı yok eder.

Frank Herbert tarafından yazılan Dune isimli bilim kurgu serisinde, Star Wars filminin aksine teknoloji fazla ön planda değildir. Çevreci mesajlar olan eserde teknolojinin potansiyel karanlık yönüne vurgu şu cümlede kendini belli eder: “İnsanlar düşünme işini makinelere havale ederek özgür olacaklarını sandılar ama bu sadece makinesi olan başka insanların kendilerini esir almalarına sebep oldu.” Dune'un en başında Frank Herbert, Paul’un ‘yüzer gezer farkındalığı’ kavramını tanıtıyor: yani bilinçli ve bilinçsiz düşüncelerin tutarlı, ilgili yapılara odaklanması.

Herbert, bizi bu kavramlar arasında zihinsel sıçramalar yapmaya ve onları birbirine bağlamaya zorluyor. Bilimsel kavramları yorumlamak ve anlamak yetmiyor, sezgilerimizi ve hayal gücümüzü kullanmak zorundayız. Teknoloji tarafından replike edilemeyen muhtemelen de quantum bilgisayarlar devreye girdiğinde dahi replike edilemeyecek özellikler bunlar.

Aslında en yeni en popüler olan teknoloji ürün ve hizmetlerinin başarısı da genelde kullanılan teknolojinin teknik özelliğinden ziyade insanların yarattığı network etkilerinden ve Rene Girard’ın taklitçi arzu diye adlandırdığı sebepten kaynaklanıyor. Clubhouse denen uygulamanın teknolojik olarak çok ileri olmamasına rağmen bu kadar popüler olmasını da benzer insani etkilerle açıklamak gerekir. Yoksa sadece kullandığı teknolojiye bakarak kaçımız buna gerçekten iş yapar diyebilirdi? İnsanı iyi tanıyanlar ve/veya hayal gücü, sezgileri kuvvetli olanlar mı yoksa teknoloji bilgisi yüksek ama işin sadece mühendislik kısmı ile ilgili olanlar mı?

Bütün bunlar iyi hoş da yatırımlar veya piyasalar ile ne ilgisi var diye düşünebiliriz. O zaman oldukça vizyoner bir teknoloji yatırımcısı olan Gavin Baker’e kulak verelim: “Bugün, değer stratejilerinin işe yaramamasının nedeni şudur: Değer yatırımcıları bir avantaja sahipti. Çok niceldi. Belki güçlü bir mideleri vardı ve kulağa ne kadar kötü gelirse gelsin ucuz oldukları için şirket satın almaya istekliydiler. Ancak sorun şu ki, bir excel tablosuna konulup hesaplanabilecek herhangi bir şey artık katma değer üretmeyecek çünkü kantitatif yatırımcılar tarafından arbitraja uğrayacak. Aynı ölçümleri takip eden çok fazla kantitatif stratejiler izleyen para var.”

Kulağa biraz abartı da gelse son derece önemli ve üzerinde düşünülmesi gereken sözler. Baker devam ediyor: “Bana göre tüm katma değer içgörülerden gelir. Örneğin bir içgörü, bir hisse senedi hakkında farklılaştırılmış uzun vadeli bir bakış açısıdır. Dünyanın uzun vadeli durumu hakkında farklılaştırılmış bir görüş. Çoğu zaman, bu içgörüler çok basittir ve çoğu sağ beyindir: yani yaratıcı ve hayal gücü ile ilgilidir, dünyanın gelecekteki durumlarını görmede biraz daha iyi olmakla ilgilidir. Bu içgörüler, gerçekte düzenli olarak temellendirilmeli ve test edilmelidir. Ayrıca, onları yalnızca birkaç değişkene indirgemek de önemli Occam’ın tıraş bıçağı prensibine benzer şekilde, yani kesinlikle ihtiyacınız olandan daha fazla varsayımda bulunmama prensibi, yatırım söz konusu olduğunda önemlidir.”

Piyasalara baktığımızda dünyada rekor işsizlik oranlarına rağmen rekorlar kıran endeksler var. Ekonomiler böyle daralırken piyasalar yükselebilir diyen kaç kişi vardı? Sayımızı çok çok azdı diye hatırlıyorum. Peki ekonomiler toparlanırken piyasalarda özellikle de gelişmiş ülke bono ve hisse piyasalarında riskler artıyor diyen kaç kişi var? Daha da az? Mantığa ve kulağa ters geliyor aslında yani ekonomiler açılınca piyasalar yükselecek kulağa daha teknik ve bilimsel geliyor. Tersi de öyle geliyordu ama gerçekleşen bundan farklı oldu.Peki ekonomiler düzeliyor piyasalarda nasıl bir risk olabilir ki? Temel sorun bence risk algısının fazla iyi olması. Doğru olmayacak kadar iyi denir ya. Reflasyon ve varlık enflasyonu anlayışının gittikçe yaygınlaştığı, crack up boom algısının yayıldığı ve spekülasyon emarelerinin arttığı ve kendi kendini besleyen doğrulayan döngülerin güçlendiği bir piyasa ortamı. Bu sonuncuyu biraz açalım. Aslında daha önce de değindik ama biraz teknik ve nispeten az değinilen bir dinamik olduğu için tekrarlayayım: Baker’ın da bahsettiği gibi önemli bir miktarda bir para sayısal ve büyük oranda mekanik stratejiler takip ediyor. Bunların baktığı parametreler benzer. Bunların önemli bir bölümü de trend takipçisi diye varsayabiliriz. Ayrıca volatilite alabilecekleri pozisyon büyüklüğü için önemli bir girdi. Yani piyasalarda oynaklık yüksekken ki bu daha ziyade satış baskısı varken oluyor ama böyle olması da şart değil. Yani fiyatlar düştüğünde ve normalde varlıklar daha cazip hale geldiğinde, volatilite yüksek olduğu için bu stratejiler bu varlıklarda pozisyon alım yapamıyor hatta satmaya devam ediyor. Bu da bu şekilde düşünmeyen değer yatırımcıları için fırsatlar yaratıyor. Mart ve Kasım 2020’de piyasalarda olumlu olmamıza sebep olan ana faktörlerden biri buydu. Şimdi volatilitenin düşük olması ile takip edebildiğimiz göstergelerde bu tip stratejiler izleyen fonların pozisyonlarının yüklüce olduğu, ABD’de bireysel yatırımcının özellikle opsiyon hacimlerinde rekor kırdığı, volatilite satmanın sonucu gamma riskinin piyasa değerine oranla rekor seviyelere geldiği bir ortam var. Bu dış görünüşü ve yüzeyi itibariyle stabil, düşük oynaklığa sahip ama son derece riskli ve kırılgan bir piyasa yapısı. Bazı açılardan Mart ve Kasım 2020’nin tam tersi.

Mümkün olduğunca basitleştirerek anlatmaya çalışıyoruz. Gerçekten de kulağa çok basit geliyor ve olay gerçekleştikten sonra yorum yapınca gerçekten de bütün bunlar çocuk oyuncağı sanılabilir. Volatilite artınca al, düşünce sat. Bu da düşükten al, yüksekten sat gibi kalıplaşmış ifadelerden biri. Ama işin aslı özellikle de başkasının parasını yönetiyorsanız, öyle değil tabii. Sürü psikolojisi var, kariyer riski var yani birçok faktör var. Her şeyden önemlisi size yeşil ışık yakan artık ortam müsait diyen bir teknolojik sistem yok. Hatta tam tersi en iyi alım zamanları her şeyin çok kötü gibi algılandığı volatilite rekorları kırılan, çoğu somut göstergenin yüksek risk diye bağırdığı ve sürü psikolojisinin de dip yaptığı dönemler. Yani eyvah çok riskli diye çoğu gösterge ve “gurunun” bağırdığı nokta genelde alım için en risksiz nokta olabiliyor. Bunun tersi de geçerli tabii. Çoğu gösterge işte o en uç noktalarda sizi hataya sürükleyebilir. Obi Wan olmasa da o uç noktalarda biraz da Luke gibi teknolojik sistemleri kapatıp, ekrandan uzaklaşıp, iç görü, içgüdü ve sezgilerinize güvenmeniz gerekiyor.

Yazara Ait Diğer Yazılar Tüm Yazılar
Crack-Up boom 09 Şubat 2021
Peki ıstakoz ne olacak? 02 Şubat 2021
Uzay Yolu 19 Ocak 2021
2021’e bakış 05 Ocak 2021
Pi filmi ve piyasalar 29 Aralık 2020
Prestij 22 Aralık 2020
Yeraltından Notlar 15 Aralık 2020
Sudaki balıklar 08 Aralık 2020
Chuang Tzu’nun düşü 24 Kasım 2020