Kur Korumalı Mevduat - Mandrake politikalarına dönüş

Emrah LAFÇI
Emrah LAFÇI Ekonominin Doğası dunya@dunya.com

2020’de ülkemizde en fazla iş düşen kişiler sağlık personelinden sonra muhtemelen ekonomistler ve finansçılar oldu. Normal bir ülkede nispeten sıkıcı bir iş olmasına rağmen, ülkemizde heyecanın hiç düşmediği bir meslek haline geldi ekonomistlik. Çünkü politika yapıcılar her gün yepyeni (!) uygulamalarla karşımıza çıkıp ekonomiyi tahkim etmeye çalıştılar. Bunu da, “Şimdiye kadar uygulanan politikalar Türkiye’yi boyunduruk altına almak için vardı, ama biz büyük oyunu gördük ve bunu değiştiriyoruz.” diyerek gerçekleştirdiler. Bu politikaların ve söylemlerin arkasında da çoğunlukla Berat Albayrak yer alıyordu. Ne oldu bilinmez bir gün Berat Albayrak gitti, yerine ülkemizin bağımsızlığını tehlikeye atacak politikaları uygulayacak kadrolar geri geldi. Neyse ki bu hatadan(!) çabuk dönüldü, yine tam bağımsız Türkiye söylemini kendisine şiar edinmiş kadrolar göreve geldi de ülkemizin bağımsızlığını yitirme tehlikesi savuşturulmuş oldu. Bu görev değişikliklerini gerçekleştiren Sayın Cumhurbaşkanımızın neden dönem dönem bu bağımsızlık karşıtı(!) kadroları göreve getirdiğiyse bir soru işareti. Umarım bir gün cevabını almak kısmet olur.

Bizi tam bağımsız Türkiye ülkümüze taşıyacak politikalar da maalesef kolay anlaşılabilir şeyler değil. Onun için bu dönemlerde ekonomist ve finansçılara çok iş düşüyor. Mesela 2020’deki aktif rasyosu, kredi büyümesine bağlı zorunlu karşılıklar, yabancılarla yapılan SWAP işlemlerine limit getirilmesi gibi uygulamaları çözmeye çalışırken akla karayı seçtik. Normal bir ülkede politika faizini bile vatandaşın bilmesi gerekmiyorken bizde “Geç Likidite Penceresi” kahvehanelerde sohbet arasında konuşulur oldu. 128 milyar dolar gibi devasa boyutta bir rezervin satılmış olduğunun ancak dikkatli ekonomistlerin çalışmalarıyla tespit edilmiş olması da hep bu tam bağımsız Türkiye ekonomi politikasının uygulanmasının inceliklerinden biriydi. Tabii bu uygulamaların sadece bizim ülkemizde bulunması, diğer ülkelerin bağımsızlıklarına bizim kadar önem vermedikleri anlamına gelir ki, tarihimize baktığımızda bize de bu yakışır doğrusu.

Özellikle Kasım 2020’de bu uygulamalardan vazgeçilmişti hatırlayacaksınız. Neyse ki Mart 2021’de üst düzey merkez bankacılık yeteneklerine sahip yeni başkanımız Şahap Kavcıoğlu’yla başlayan yeniden bağımsızlaşma süreci, duayen maliyeci yeni Hazine ve Maliye Bakanımız Nurettin Nebati’nin göreve gelmesiyle tamamlanmış oldu. Biz de tekrar normal vatandaş için izaha muhtaç uygulamalara hızla geri döndük. Bunların başında da “Kur Korumalı TL Mevduat” ürünü geliyor.

Nedir bu ürün? Devlet diyor ki; ey elinde dövizi olanlar, dövizlerinizi TL’ye çevirin, bankada vadeli mevduat yapın, böylece faiz getirisi elde edin. Ha bu arada döviz yükselip de, kurdaki artış sizin vadeli mevduat faizinizden daha yüksek olursa merak etmeyin, aradaki farkı da devlet olarak ben vereceğim. TL mevduatı olanlar için de aynı uygulama geçerli. Fakat burada önemli bir koşul var; o da vade. Bu ürünü en az 3 ay vadeli yapabiliyorsunuz. Bir de faizde üst sınır var, o da politika faizi+3 puan. Yani bugünkü şartlarda %17. Son açıklanan enflasyon rakamı da %36.

Devlet vatandaşına diyor ki; sizin alım gücünüz her yıl %36 değer yitirecek, ki bu Aralık 2021 enflasyon rakamı, enflasyonun %50’lere doğru yükseleceği konusunda neredeyse herkes hemfikir, ama paranıza en fazla %17 faiz alabilirsiniz. Ha eğer kur yükselirse, ki onun da yükselmeyeceğini bekliyorlar ya da umuyorlar diyelim, oradan da bir miktar nemalanabilirsiniz. Peki bu nemalanma meselesini nereden karşılayacaksınız? Hazine’den, yani yine vatandaşın cebinden. Günün sonunda bu da daha fazla enflasyon olarak bize geri dönecek. Velhasıl bu sistemin ucu her halükarda vatandaşa dokunuyor.

Şimdi gelelim bir tasarruf sahibi için bu ürünün cazip olup olmadığına. Farklı yatırım ufku ve yatırım tercihleri olanlar için bu sorunun cevabı değişecektir. Döviz olarak parasını değerlendirmek isteyenler ve bu dövizine de uzun süre dokunmayacak kişiler için bu ürün mantıklı. Dövizin düşük kalması durumunda hiç olmazsa diğer türlü elde edemeyeceği faiz getirisine sahip olacak. Fakat ülkemizde döviz yatırımı yapan yatırımcıların önemli bir kısmı kurdaki hareketler sonucu dövizini bozdurup, istediği seviyeye gelince yine alım yapan kişiler. Fakat bu ürün, bu şekilde düşünen yatırımcıların elinden bu esnekliği alıyor. Çünkü bu ürünle siz en az 3 ay paraya dokunamıyorsunuz. Vade içinde kur yükseldi ve vadeye doğru tekrar düştüyse, sizin bu dönemde yapabileceğiniz al-sat operasyonları ortadan kalkmış oluyor.

Diğer taraftan daha da önemlisi, TL vadeli mevduat yatırımcıları için oluşan vade kısıtı. Bankaların vadeli mevduat faizlerini belirleyen birçok faktör var, merkez bankası faizleri bunlardan sadece biri. Enflasyonun bugün %36 olduğu, önümüzdeki aylarda %50’lere çıkacağı bir ülkede siz mevduatınızı 3 ya da 6 aylık %17’den bağlamak ister misiniz? Diyelim ki bugün %17 faizle 6 aylık mevduat yaptınız, Şubat’ta veya Mart’ta yüksek enflasyonun doğal sonucu olarak ülkede mevduat faizleri %30-40’lara çıkarsa aradaki zarar ettiğiniz kısmı nasıl kompanse edeceksiniz? Cevap, edemeyeceksiniz.

Velhasıl, her finansal mühendislik ürünü kendi içinde avantaj ve dezavantajlarıyla gelir. Kur korumalı mevduatta da aynı durum geçerli. Fakat bu üründe günün sonunda fatura belli ki vergi veren ya da üç beş kuruş tasarruf eden vatandaşa çıkacak. Dün bir TV programında MÜSİAD Başkanı politika faizinin düşük olmasına rağmen, kredi faizlerinin yeteri kadar düşmediğinden yakınıyordu. Enflasyonun %36 olduğu, beklenen enflasyonun %50 olduğu bir ülkede kredi faizlerinin %15 ile %20 arasında kalması durumunda bu faturayı ödeyecek iki kesim vardır. Ya bankalar ya da tasarruf sahipleri. Biraz daha ileri giderlerse, bankalara ya da vatandaşa şunu diyeceklerinden korkuyorum; “Bu faiz işlerini falan boşverin, her ay kazandığınız paranın %30’unu bize verin, bu iş sulh içinde çözülsün!”

 

 

 

Yazara Ait Diğer Yazılar Tüm Yazılar
Halkımızın durumu yok 02 Temmuz 2022