Küresel çalkantılar ve gıda güvencemiz
Bulunduğumuz coğrafyanın bize sağladığı birçok güçlü yönler ve fırsatlar olmakla birlikte, kırılganlıklar ve tehditler de peşimizi bırakmıyor. İçeride birçok sosyoekonomik sorunumuz var elbette. Ancak bunların önemli bir kısmı bölgemizdeki jeopolitik depremlerden kaynaklanıyor. Ülke olarak bir İsviçre konforunda olmamız zaten mümkün olmadığından sürekli güvenlik kaygıları yaşıyoruz. Güvenlik dendiğinde aklımıza önce savunma hatlarımız gelse de gıdamızı güvenceye almak da artık bir o kadar önemli.
Küresel dengeler sarsılırken
Tüketici kapitalizmi temelli küresel sistem, insanlık tarihinin en büyük kaynak sömürüsüne neden oluyor. Çarpık sistemin sınırsız büyüme hırsı, ekonomik döngüyü ve gelir dağılımını bozuyor. 2025 yılında 645 milyon insan açlıkla ve 2,1 milyar insan ise orta veya şiddetli gıda güvencesizliği ile yüzleşmiş durumda (FAO).
İklim krizi, her geçen yıl etkisini artırıyor. Ülkemizi doğrudan etkilemediği için gündemimizde pek yer almayan El Nino dünya için büyük bir tehdit. El Nino, Pasifik Okyanusu’nun tropik bölgelerinde yüzey sularının aşırı ısınması sonucu ortaya çıkan bir iklim olayı. Sonbahar ve ilkbahar ayları boyunca sürmesi etkili olması bekleniyor. El Nino, yağış rejimini değiştirerek tarımsal üretimi olumsuz etkiliyor. Enerji ve lojistik maliyetleri nedeniyle de doğrudan etkilemediği bölgelerde gıda tedarik zincirinde kırılmalara ve gıda enflasyonuna yol açıyor.
ABD/İsrail-İran Savaşı, Ukrayna-Rusya Savaşı, İsrail’in bölgedeki saldırgan tutumu, Yunanistan’ın Adalar Denizi’ne silah ve asker yığması, Suriye’nin karıştırılması çabaları, bölgemizdeki savaşlar ve krizlerin bazıları.
Sonuçta su kaynaklarına erişim ve gıda arz güvenliği sorunları, insanoğlunu yeni göçlere zorlayabilir. Bu göçlerin neden olacağı sosyal, ekonomik ve askeri sorunlar, orta vadede, coğrafi konumumuzdan dolayı en fazla ülkemizi etkileyebilir.
Gıda güvencesini merkeze almak
Ülkemizin yaşamakta olduğu ve artarak sürmesi beklenen tüm bu küresel krizler karşısında hangi alanları tahkim etmeliyiz?
Savunma sanayi elbette çok değerli ve gelinen nokta takdire şayan. Biz konumuz gereği diğer önemli kanat olan gıda güvencemize odaklanacağız.
Tarım ve Orman Bakanı İbrahim Yumaklı’nın belki de en önemli projesi olan tarımsal üretim planlamasının, su başta olmak üzere kaynakları daha etkin kullanabilmek adına, daha sıkı uygulanması geliyor. Özellikle buğday başta olmak üzere tahıl üretimi, yeterlilik düzeyinin üzerinde olmalı ve stratejik rezerv yönetimine geçilmeli. TMO’nun 20 milyon tonluk depolama kapasitesi daha da artırılmalı, lisanslı depo kapasitesi en az bu seviyeye çıkartılmalı. Su, ikinci önemli stratejik rezervimiz olmalı. Yeraltı barajlarının sayısı artırılmalı ve yerüstü barajlarından uygun olanların hacimleri yükseltilmeli. Kapalı ve basınçlı sulama yatırımları önceliklendirilmeli, kotalı sulama sistemine geçilmeli. Su verimliliği, gönüllü olmanın ötesinde, çerçevesi iyi belirlenmiş zorunluluklar da getirmeli. Başta gübre olmak üzere tarımsal girdilerde de stratejik rezerv düzeyleri belirlenmeli ve uygulanmalı. Enerji, gübre ve su üçlü sac ayağında krizleri yönetemezseniz gıda arz güvenliğinizi garanti edemezsiniz.
Toplumumuzun temel besin maddesi olan ekmeğin besin değeri artırılmalı. Tarım ve Orman Bakanlığı’nın “Tam Buğday Ekmeği” ve “Afet Ekmeği” projeleri hızla yaygınlaştırılmalı.
Füze stoklarından tahıl ambarlarına
Ezcümle; büyük çoğunluğumuz tehlikenin farkında değiliz. Küresel kasırga giderek şiddetleniyor, iklim sınırları yeniden çiziliyor ve nihayet açlık ve sefalet insanlığı zorluyor. Bereketli topraklarda ayakta kalabilmemiz, kararlı bir üretim planlamasına ve yüksek stratejik gıda rezervlerimize bağlı. Artık egemenliğimiz ve bağımsızlığımız; füze stokları kadar, ambarlarımızın ve yeraltı barajlarımızın doluluğuna ve bereketli topraklarımız işleyecek gençlerimizin varlığına bağlı. Ne dersiniz?