Küresel cepheleşme genişliyor

Zeynep GÜRCANLI
Zeynep GÜRCANLI Yedi Düvel zeynep.gurcanli@dunya.com

AK Parti Lideri ve Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın iç politika için kullanmayı sevdiği “bitaraf olan, bertaraf olur” sözü, artık uluslararası politikada da geçerli.

Dünya hızla iki cepheye ayrılıyor; Bir tarafta ABD liderliğindeki Batı ülkeleri, diğer yanda Çin/Rusya ittifakı.

Ukrayna, Batı’nın Rusya ile doğrudan karşı karşıya geldiği ilk cephe oldu. Ancak Sırp milliyetçilerin bağımsızlığa varabilecek adımları ile Bosna-Hersek’te başlayan hareketlenme, Balkanlar’ı iki tarafın kozlarını paylaşacakları yeni kritik nokta olmaya aday hale getiriyor.

Batı ile Çin’in karşı karşıya geldiği ön cephe bugüne kadar Tayvan meselesi oldu.  Çin’in resmen kendi toprağı olarak gördüğü, ancak Washington yönetiminin son dönemde bağımsız ülke olarak tanımaya varabilecek adımlar attığı Tayvan’ın etrafında büyük askeri hareketlenme yaşanıyor.

Çin’in etki alanındaki ikinci “kapışma alanının” ise, Çin Denizi’ndeki, Çin’in dışında Tayvan, Vietnam, Filipinler, Malezya ve Brunei’nin de hak iddia ettiği Parcel Adaları olma ihtimali büyük.

1974 yılında Çin ile Vietnam çoğunluğu mercan kayalıklarından oluşan Adalar topluluğu için çatışmaya girmiş, savaş Vietnam’ın yenilgisiyle sonuçlanmıştı. O günden bu yana Çin, Parcel Adaları’nı kimi yerde beton dökerek, kimi yerde toprak taşıyarak genişletti ve tahkim etti. Burada çok sayıda deniz üssü ve hava alanı kurdu.

12 MİLLİK KARASULARI MESELESİ

Çin, kendisinin olduğunu iddia ettiği Parcel Adaları üzerinden 12 mil genişliğinde bir bölgeyi de “karasuları” olarak ilan etmiş durumda. ABD ve bölgedeki müttefikleri ise bu 12 millik karasuları ilanını tanımıyorlar. Amerikan donanmasına ait USS Benfold savaş gemisi 20 Ocak’ta Parcel Adaları’nın çok yakınından bir geçiş gerçekleştirdi ve bu durum Çin’in sert diplomatik tepkisine neden oldu. Belli ki Washington yönetimi, Parcel Adaları üzerinden Pekin’i sıkıştırmaya devam edecek.

Bu açıdan, Parcel Adaları meselesi dolaylı olarak Türkiye’yi de ilgilendirir nitelikte; Malum, Yunanistan Ege’de karasularını 12 mile çıkarmanın peşinde. Üstelik Adalar’ın da 12 millik karasuları olduğunu iddia ederek, Türkiye’yi Ege’de küçük koylara hapsetmeyi planlıyor. ABD’nin Çin Denizi’nde Parcel adaları üzerinden Çin’e “tartışmalı olduğu” gerekçesiyle karşı çıktığı 12 mil konusunu, Ege’de Yunanistan lehine savunması pek mümkün değil. Bu anlamda Pasifik’teki ABD-Çin karasuyu çekişmesi, Ankara’nın tezleri açısından kullanılmaya çok müsait.

KAZAKİSTAN’DA ÇİN’İN ETKİSİ

Kazakistan’da yaşanan halk hareketleri ve bunların bastırılması için Rusya liderliğindeki Kollektif Güvenlik Örgütü (KGÖ) ülkeleri askerlerinin ülkeye gelmesi de, dünyadaki yeni cepheleşme açısından önemli sonuçlar doğurmaya aday.

Kazakistan’daki olaylarda Batı’nın parmağı var mıdır belli değil. Ama sonuçları başta Amerika olmak üzere Batı cephesinin işine gelecek bir noktaya ilerliyor. Kazakistan Lideri Tokayev protestoları, ülkedeki Nazarbayev etkisini silmek için kullandı. Bu çerçevede Nazarbayev’e çok yakın bir isim olan güvenlik örgütünün başındaki Masimov da görevden alınıp, “casusluk” suçlamasıyla tutuklandı. Masimov Kazakistan’da Çin’e en yakın siyasetçilerden biri olarak anılıyor. Dolayısıyla Tokayev’in sadece Nazarbayev’in değil, Çin’in ülkedeki siyasi etkinliğini de azaltıp, Kazakistan’ı Moskova’ya daha yakın hale getirdiği yorumları yapılıyor. Nitekim Kazakistan’da olaylar çıktığında Çin de yardım önermiş, ancak Tokayev Çin’in lider konumda olduğu Şangay İşbirliği Örgütü’nü değil, Rusya’nın öncülüğündeki KGÖ’yü davet etmeyi tercih etmişti. Kazakistan meselesinde Çin ve Rusya’nın girecekleri olası bir “etkinlik mücadelesi” en çok Batı’yı sevindirecek gibi.

İRAN DOĞALGAZININ KESİLMESİ

Küresel cephe derinleştikçe, Türkiye’nin “bağımsız” hareket alanı da daralıyor. Nitekim AK Parti hükümetinin dış politikada Türkiye’yi Batı cephesine yakınlaştıran adımlarını izlemeye başladık.

Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın Arnavutluk seyahati dönüşü yaptığı, Moskova’ya açıktan cephe alma anlamı taşıyan “Rusya Kırım’a çöktü” çıkışı bunun bir örneği.

Bir diğer örnek ise Ankara’nın son dönemde İsrail’le ilişkilerini normalleştirmesi; İki ülke cumhurbaşkanları arasında karşılıklı nezaket telefonları ile başlayan normalleşme, İsrail ve Türkiye Dışişleri Bakanları’nın siyasi konuları görüştükleri telefon görüşmelerine kadar ulaştı. O kadar ki, Erdoğan İsrailli mevkidaşı Herzog’un Türkiye’yi ziyaret edebileceğini bile söyledi.

Tam da İsrail’le Türkiye arasında sıcak rüzgârlar eserken, tesadüfe bakın ki, Çin/Rusya ittifakındaki kilit ülkelerden olan İran, Türkiye’ye doğalgaz akışını sağlayan boru hattında “arıza” meydana geldiğini açıkladı. Kışın en soğuk günleri yaşanırken Türkiye, çok ihtiyaç duyduğu İran gazından 10 gün boyunca mahrum kalacak.

AK Parti hükümetinin durmadan açıkladığı Karadeniz’deki doğalgaz yatakları müjdelerinin ne kadarının doğru, ne kadarının siyasi rant amaçlı abartı olduğu bir muamma. Ancak gerçek olan, Türkiye’nin çok ihtiyaç duyduğu doğalgaz için hem Rusya’ya, hem de İran’a bağımlı olduğu.

Diplomasi, karşı tarafın kararlarını etkileyebilmek için elde olan tüm imkânları kullanma sanatıdır.

Kim bilir?

Belki de Tahran’ın açıkladığı “doğalgaz iletim arızası”, Ankara’ya İsrail’le yakınlaşıp, kendini Batı cephesine atmasının ufuktaki bedelini de hatırlatma amaçlıdır…

Yazara Ait Diğer Yazılar Tüm Yazılar
Karışık işler… 17 Mayıs 2022
Suudi ziyareti bilançosu 05 Mayıs 2022