Küresel enflasyonun sınıfsal zemini

Tuğrul BELLİ
Tuğrul BELLİ GÜNDEM tugrulbelli@gmail.com

Artan küresel enflasyonun “malum” sebeplerini sıklıkla tekrarlıyoruz: 2008 sonrasındaki “sıfır” faiz ve neredeyse sonsuz parasal gevşeme ortamının yarattığı “varlık” enflasyonunun gecikmeli bir şekilde “mal” enflasyonuna dönüşmesi, mikroçip krizi, pandemi sırasında ertelenmiş talebin hanehalklarının tasarruflarını artırması ve sonrasında ertelenmiş talepin reel talepe dönüşmesi ile arz ve dolayısıyla fiyatlar üzerinde baskı oluşması, gene pandemic sırasında hanehalklarına “helikopter parası” olarak da adlandırılan havadan mali destek yardımları yapılması, genişlemeci mali politikaların devreye sokulması, Çin’in yeniden pandemi kısıtlamaları getirmesinin tedarik zincirlerindeki bozulmanın devam etmesine sebep olması, ve Rusya’nın Ukrayna’ya savaş açması sonucunda petrol, doğalgaz, hububat ve gübre piyasalarında fiyatların aşırı artması. Bunların hepsi, tek tek bakıldığında bile, mutlaka fiyat seviyelerini, dolayısıyla da enflasyonu yukarı çeken unsurlar. Tüm bu faktörlerin yakın zaman diliminde bir araya gelmesi ise Batı’daki genel enflasyon düzeyini istenmeyen seviyelere taşımış bulunuyor. (“İstenmeyen” diyorum çünkü bugünkü enflasyonist ortamdan önceki son 15 senede gelişmiş ülke merkez bankaları enflasyonu yüzde 2’ler hedef seviyesine “yükseltmeye” çalışıyorlardı. Deflasyon (eksi enflasyon) harcama eğilimlerini ileriye attığı ve dolayısıyla bir durgunluk sarmalı yaratma potansiyeli taşıdığı için uzun süre önemli bir risk unsuru olarak görüldü.)                  

Bugünlerde yaşanan enflasyon olgusunu daha tarihsel ve makro bir perspektiften ele almak da mümkün. Yanis Varoufakis Project Syndicate’deki son yazısında böyle bir yaklaşım benimsemiş. Kendisi son 50 senedir Batıdaki büyük finans şirketleri ve holdingler, hükümetler, ve Merkez bankalarının yarattığı güç oyunlarının bugünkü ortama sebep olduğunu düşünüyor. Bu 50 yıl boyunca ABD ekonomisi Avrupa, Japonya ve Çin’in dış ticaret fazlalarını abzorbe ederken, bu ülkelerin birikimlerini de Wall Street’e çekerek systemin dengede kalmasını sağlayan bir system kurdu. Finans piyasalarına akan bu sermayelerle de ticaret akışını en verimli hale getirmek amacıyla küresel bir tedarik zincirinin fiziksel halkaları (limanlar, depolar, gemiler, yollar vs.) finanse edildi. Ancak 2008’deki finansal kriz ile birlikte finansal altyapı çökünce bu küresel justin- time tedarik zincirleri de tehlikeye girdi. Sistemi kurtarmak için başta Fed olmak üzere Batılı merkez bankaları piyasalara likidite pompaladılar. Ancak bu süreçte reel ücretler geriye giderken, zenginlerin sahip oldukları varlıkların değerleri hızlı bir şekilde yukarı gitti. Yatırımların toplam likiditeye oranı düştü, kapasiteler daraldı, şirketlerin piyasa gücü arttı ve kapitalistler daha zengin, ama aynı zamanda da ucuz merkez bankası parasına daha da bağımlı hale geldiler.                

Para piyasalarındaki bu anormal genişlemeye karşın maliye politikalarında kemer sıkılması da reel piyasalara olan yatırım talebini daraltırken, hisse senedi ve gayrimenkul piyasalarında balonlaşmaya ve bu piyasaların reel ekonomi ile olan bağlarının tamamen kopmasına yol açtı. Ancak, tam bu sırada pandeminin patlak vermesi Batılı devletlerini yaratılan para bolluğunun bir kısmını hanehalklarına yöneltmeye mecbur bıraktı. Doğal olarak da bu durumda hanehalklarının (önemli bir bölümü ithalatla karşılanan) temel ihtiyaç talepleri arttı. Son 50 senenin çarpık politikaları nedeniyle reel üretim kapasiteleri de gerilemiş olan büyük şirketler ise pazar güçlerini de kullanarak fiyatları artırma yoluna gittiler.                

Varoufakis 20 yıldır merkez bankaları tarafından şişirilen varlık fiyatları ve şirket borçları sonrasında sadece bir miktar enflasyonun bile kapitalistlerin ve finansiyerlerin 2008’den beri sürdürmekte oldukları güç oyunlarını bozmaya yeterli olduğunu iddia ediyor. Ancak bundan sonra yeni bir denge ve düzenin kurulması da kolay olmayacak. Yaratılan karşılıksız likidite ve ucuz borç sayesinde palazlanmış ve siyaseten de güçlenmiş olan kesimlerin bu imtiyazlarını savaşmadan terk etmeleri çok zor. Ayrıca Fed başta olmak üzere merkez bankalarının (artık neredeyse modus operandi’leri haline gelmiş) piyasa dostu politikalarını bir anda bırakmaları da pek kolay olmayacak.

Yazara Ait Diğer Yazılar Tüm Yazılar
Doların ezici gücü 29 Eylül 2022