Kurlar: Ne tek sorumlu ne de tek çözüm
Big Mac endeksi kur seviyesini tek bir mal, adından da anlaşıldığı gibi, dünyanın hemen her yerinde standart biçimde üretilen Big Mac hamburgeri üzerinden hesaplar. Endeksin yarattığı tartışmanın odağında dolar, yuan ve yen var; bizim odağımızda ise doğal olarak Türkiye…
Geçen yazımda ekonomi politikasının sadece para politikasına sıkışmasının sakıncalarına değinmiş ve üretim yapısına ilişkin yapısal sorunlar konusunda AB için yapılmış bir çalışmadan söz etmiştim. Yapısal sorunlar giderilmediği sürece ekonominin öncelikleri kur ve faiz olmaya devam ediyor. Türkiye’de ekonomi deyince akıllara neredeyse sadece bu konular geliyor.
Küresel ekonomi politikteki altüst oluşlar ve yeni bir teknoloji dalgası ile karşı karşıya olmamız üretim yapısında çok köklü bir dönüşümü zorunlu kılıyor. Buna rağmen, kur artışının enflasyonun arkasında kalması, girdiyi dolarla alınıp ürününü Euro ile satan ihracatçının, paritenin son zamanlarda Euro aleyhine seyretmesiyle kâr marjının daralması, ihracat rekorlarına karşılık, ithalat artışının ihracatın üzerinde seyretmesi, iş dünyası açısından fiyat rekabetçiliğini önemli kılıyor. Nitekim TİM Başkanı Mustafa Gültepe de fiyat rekabetçiliği sağlanamazsa nearshoring avantajından yararlanılamayacağına dikkat çekti.
The Economist’in Big Mac endeksi
The Economist tarafından hazırlanan Big Mac endeksi de TL’nin çalışmaya dahil edilen ülkeler arasında İsviçre, İsrail, İngiltere ve Euro bölgesinin ardından en fazla değerlenen para birimi olduğunu gösteriyor.
Döviz kurunun hangi seviyede olması gerektiğini konusunda üzerinde ne uzlaşılan tek bir teori var ne de bu teorileri kullanarak döviz kuru tahmin edilebiliyor. En yaygın kullanılan yaklaşım Big Mac endeksinin de üzerine oturduğu Satın Alma Gücü Paritesi (SGP). SGP kurun olması gereken değerini enflasyon farkları ve mal sepetlerinin fiyat düzeyleri üzerinden tanımlar. Big Mac endeksi kur seviyesini mal sepeti değil tek bir mal, McDonalds’ın dünyanın hemen her yerinde standart biçimde üretilen Big Mac hamburgeri üzerinden hesaplar. Bu hesaplama basit ve bu nedenle teorik olarak çok tartışma götürür olsa da sık sık güncellenen, kolayca anlaşılır ve kullanışlı bir karşılaştırma. Economist dergisi bu hesaplamayı 40 yıldır yapıyor ve her seferinde büyük ilgi görüyor. Öyle ki birçok iktisada giriş kitabı SGP ve Tek Fiyat teoremi konularını işlerken bu endekse gönderme yapar.
Bizim odağımızda doğal olarak Türkiye var. Ama endeksin yarattığı tartışmanın odağında dolar, yuan ve yen var. Big Mac endekse göre TL yüzde 6.9 aşırı değerliyken, yuan bu endeksin işaret ettiği seviyenin yüzde 3,9 yen ise yüzde 3,1 altında bir rakama piyasada işlem görüyor.
Yukarıda da değindiğim gibi, döviz kurlarının davranışları öngörülebilir değil. Bu nedenle Big Mac endeksine göre değeri aşırı düşük veya yüksek olan para birimleri uzun süreler öyle kalabiliyor. Bu para birimleri arasında en çok Çin yuanı dikkat çekiyor.
Yuanın değerinin düşük olması Çin’in ihracat performansının ve ortaya çıkan küresel ticaret dengesizliklerinin açıklayıcılarından biri olarak çok yaygın kabul görüyor. Yuanın değerini yükseltmenin bir yolu, Çin’in ihracata dayalı büyüme stratejisinden dümen kırıp iç talebe dayalı büyümeye geçmesi. Hükümetin iç piyasayı canlandırması, iç talebin yükselmesi ve ücretlerin artması, Çin’de üretilen ürünlerin küresel piyasalardaki rekabetçiliğini azaltır. Ama bu uzun ve meşakkatli yola gidilmez. Para birimlerinin değerlerini düşürmek veya yükseltmek deyince ilk akla gelen çözüm piyasalara müdahale olur.
Yuan, yen, euro, dolar gibi küresel ticarette önem taşıyan para birimlerinde piyasalara müdahalenin sonuç vermesi birçok ülkenin eş zamanlı müdahalesini gerektirir. Bu yüzden bu yol nadiren kullanılabilir.
Yene müdahale
Bu tür müdahalelerden biri geçen hafta Japon yenine geldi. Dolar karşısında son 40 yılın en düşük değerine gerilemiş olan yen ABD ve Japonya’nın ortak hareketi sonucunda yüzde 3 değer kazandı. Bu sonuç, Hürmüz boğazı konusunda enerji fiyatlarının düşmesine yol açacak bir anlaşma olmadıkça ve Japonya faiz artırımı yapmadıkça ne ölçüde kalıcı olur belli değil.
Buradan Türkiye’ye dönerek bitirelim. Evet, iş dünyasının çoğunluğunun savunduğu paranın değer kaybetmesi ilk etapta ihracatı destekleyici gözükse de unutmayalım ki Türkiye tarihi boyunca hep dış ticaret açığı sorunu yaşadı. Çünkü bu sorun üretim yapısının yeteri kadar rekabetçi olmamasından kaynaklanıyor. Üretim yapısını dönüştürecek programlar uygulanmadığı sürece piyasalara müdahale ederek paranın değerini düşük tutmak geçici bir çözüm olmaya mahkum.