19 °C
İlter TURAN
İlter TURAN SİYASET PENCERESİ dunyaweb@dunya.com

Libya’da iki adım ileri, bir adım geri!

Libya siyasetinde hızla cereyan eden olumlu gelişmelerden sonra, Türkiye kendisini, dünyanın en karmaşık yapıya sahip bölgelerinden birinde yeniden jeopolitiğin sert gerçekleriyle karşı karşıya buluyor. Güçlüklerin bir bölümü askeri bir bölümü siyasi. Eğer Libya sorununa uygun bir çözüme varılmasını istiyorsa, Türkiye’nin elindeki tüm dış politika araçlarını harekete geçirmesi gerekebilir. İlter Turan, ortaya çıkan durumun beklendiğini, Libya sorununu çözmenin salt Türkiye’nin askeri müdahalesinin ürünü olamayacağını belirtiyor. Bu hafta İlter Turan’la Kuzey Afrika’nın en uzun süren savaşının bir sonraki aşamasında neler olacağını değerlendirdik.

Türkiye’nin Libya politikası tam istediklerini elde etmesine yaklaştığı görünümü verirken sıkıntılarla karşılaşıyor. Neler oluyor?

İki hafta öncesinde Türkiye’nin desteklediği Ulusal Mutabakat Hükümeti’ne (UMH) mensup kuvvetler önemli mevziler kazanırken, bu ilerleme yavaşladı. Sirte’yi ele geçirme harekatında UMH güçleri muhtelif zorluklarla karşılaşıyor. Hatta, Türk hükümeti Hafter güçlerinin Sirte’de kurdukları bubi tuzaklarını temizlemek için bölgeye özel komando birlikleri gönderdi.

Geçen süre içinde, uluslararası camiada diplomatik çözüm baskıları artmaya başladı. Bu çerçevede Türkiye-Rusya arasında önemli bir toplantı planlanmıştı. Geçtiğimiz hafta içinde basında Rusya Dış İşleri ve Savunma bakanlarının Türkiye’ye gelerek Libya’da bir ateşkes anlaşmasını sonuçlandıracakları haberleri yer aldı. Fakat, sonradan anlaşıldı ki, iki hükümetin koşulları arasındaki farkları yeterince giderecek ve böyle bir ziyareti faydalı kılacak bir uzlaşma zemini oluşmamıştı. Önemli görüş farklarının giderilemediği bir ortamda, toplantının iptali, fiyasko şeklinde sonuçlanmaması bakımından, akılcı bir davranış olmuştur.

Şu sırada Türkiye ve UMH iki sonuç elde etmeye çalışıyorlar: İlkin, Sirte’yi ele geçirerek askeri durumlarını ve böylece ateşkes müzakerelerindeki pazarlık güçlerini iyileştirmek istiyorlar. İkinci olarak da, geçmekte olan süre içinde daha önce Hafter ile işbirliği yapan bazı aşiretleri UMH’yi desteklemeye ikna etmeğe uğraşıyor, böylece Hafter’in müzakerelerden dışlanabileceğini ümit ediyorlar.

Bu gelişmelerde uluslararası camianın rolü nedir? Burada da Libya konusunda ciddi bölünmeler var, değil mi?

Uluslararası camiada Libya konusuna önem verildiği söylemi hakim olmakla birlikte, çoğu aktör konuya çözüme ulaşılması için yeterli kaynak ayırmaya isteksiz görünüyor. Hatta, Türkiye’nin izlediği siyasetin bir oranda önemli uluslararası aktörlerin şu sıralarda konuyla yeterince ilgilenmedikleri ya da durumlarının müsait olmadığı varsayımına dayandığını sanıyorum. Türkiye’nin kendi gündemini izlemesine müsait bir ortamın varlığından söz edebiliriz. Ancak Türkiye’nin tek başına Libya’da UMH’yi tüm ülkeye egemen kılacak bir savaşı yürütme imkanına sahip olmadığının bilincinde olmalıyız. Libya büyük bir ülkedir, ülkedeki çatışmayla çok sayıda büyük devlet ilgilenmektedir. Şu sırada buraya çatışmanın sona ermesini sağlayacak ölçüde kaynak tahsis etmeye hazır olmasalar bile, bu aktörlerin olaya tamamen kayıtsız kalacaklarını ileri süremeyiz. Eğer gelişmeler onların çıkarlarının tamamen hilafına bir yönde gelişecek olursa, mevcut siyasetlerini ve taahhütlerini gözden geçirebilirler.

Burada Rusya’nın ne çıkarı var? Petrol mü, yoksa Libya daha kapsamlı bir Orta Doğu politikasının içinde mi yer alıyor?

Her ikisi de. Bir yandan, Rusya büyük bir petrol ve doğalgaz üreticisi olarak, başka alanlardaki petrol ve gaz üretiminde söz sahibi olmak istemektedir. Diğer yandan, Rusya süper güç statüsüne yeniden kavuşmak peşindedir; dolayısıyla Doğu Akdeniz’den uzak durması mümkün değildir. Suriye’ye başarılı bir şekilde yerleşmiştir fakat oradaki konumunu korumak için Doğu Akdeniz’in Batı kesimindeki varlığını ve nüfuzunu güçlü tutmak istemektedir.

Türkiye ve Rusya’nın anlaşmasına imkan sağlayacak ortak noktalar nelerdir?

Görünüşe göre aralarında önemli görüş farkları oluşmuştur. Kanımca, tarafların geleceğin alacağı şekil üzerinde düşünmelerinde fayda vardır. ABD’nin dünyanın her tarafında varlığını sürdürme konusunda tereddütler yaşadığı görülüyor. Bölgedeki varlığını azaltması söz konusu olabilir. Çin Yol-Kuşak Projesi aracılığıyla gücünü Akdeniz’de de hissettirmeğe çalışmaktadır. AB bölgenin bir parçasıdır, bölgeyle ilgilenmektedir, fakat güçsüzlük sergilemektedir. Kısaca ifade edecek olursak, dünyada güç dağılımı değişmeye ve yeni bir saflaşmaya geçmeye hazır gözükmektedir. Bu koşullar altında Türkiye ve Rusya’nın atışmak yerine bir uzlaşı zemini bulmaları daha makul bir yoldur. Akdeniz’de bir güç boşluğunun doğması durumunda, iki ülkenin bundan yararlanabilmesi için rekabetçi ilişkilerini denetim altında tutmaları, iş birliğini devam ettirmeleri akla daha uygun gelmektedir.

Yorumlar

Yorum yapabilmek için lütfen giriş yapınız.
Giriş Yap