Liderlik delege etmek midir?

Modern dünyada CEO, si­yasi lider, spor yönetici­si, STK başkanı ya da kamu ku­rumu yöneticisi fark etmeksizin herkes aynı hastalığa yakalanmış durumda: Sürekli meşgul görün­me hastalığı. Toplantılar, proto­koller, açılışlar, kriz telefonları, sosyal medya reaksiyonları, anlık rapor talepleri, sonsuz WhatsApp grupları…

Günün sonunda birçok yöneti­ci kendisini çok çalışmış hissedi­yor ama kurumu -bazen kendisi-aynı döngüde devam ediyor. Batı dünyasında yapılan çeşitli yöne­tim araştırmaları Top 500 şirket CEO’larının haftalık ortalama 62 saat çalıştığını gösteriyor. Üst dü­zey yöneticilerin zamanının yak­laşık yüzde 38’i stratejik olmayan işlerde kayboluyor deniyor. İşlet­me biliminin üstadı Peter Druc­ker “Verimlilik, doğru şeyleri yap­maktan önce yanlış işleri yapma­maktır” diyordu. Bugün bu cümle her zamankinden daha anlamlı.

Liderin, icracının üç görevi teoremi!

Son dönemde iş dünyasında dolaşan basit ve sert bir retorik dikkat çekiyor: Bir liderin aslın­da yalnızca üç temel görevi vardır. (i) Takımı kurmak (ii) Kurumun finansal ve kurumsal sürdürüle­bilirliğini korumak (iii) Gideceği yönü belirlemek.

Geri kalan her şey ya delege edilmelidir ya da sistem tarafın­dan çözülmelidir. Sert görünse de gerçek budur.

Türkiye’de şirketlerin önemli bölümü hâlâ patron merkezli yö­netiliyor, Türk şirketlerin yüzde 90 kadarı aile şirketi, 3’üncü ku­şağa geçebilen şirket oranı yüzde 12’nin altında. Bu durumun temel sebebi finansman gibi gözükse de asıl sebep insan yönetimi ve insan kaynaklarıdır!

Senden daha iyi çalışanı bul ve iyi para ver!

Yanlış ekip kuran liderler iki hata yapıyor. Birincisi kendilerin­den daha iyi insanları işe almak­tan korkuyorlar. İkincisi yetki ve­rip sorumluluk devretmiyorlar. Sonuç olarak her dosya masala­rına geliyor. Her transfer kararı­nı kulüp başkanı veriyor, her ihale dosyasını belediye başkanı ince­liyor, her bağış kararını vakıf baş­kanı onaylıyor, her siyasi aday lis­tesini genel başkan hazırlıyor.

Bu model kısa vadede kontrol hissi verir ama kuru­mu küçültür. Yüksek performans­lı şirketlerde CEO’nun operasyo­nel kararlara müdahale oranı yüz­de 20’nin altındayken Türkiye’de bu oran tersine dönmüş durumda. Her şeye macun lider ve CEO’lar ülkesiyiz!

Futbol kulüplerinde de benzer tablo var. Başkan transfer görüş­mesine giriyor, teknik direktör se­çiminden sosyal medya stratejisi­ne kadar her şeye müdahil oluyor. Sonuç? Son 10 yılda Türk kulüple­rinin toplam borç yükü 40 milyar TL seviyesini aştı. Çünkü sistem yerine kişi yönetimi tercih edildi.

Koordinat belirleme, bütçe ve gider disiplini: CEO’nun işi mi?

Türkiye’de belediyelerden fut­bol kulüplerine kadar birçok ya­pının ortak problemi gelir yarat­maktan çok harcama disiplinidir. Eğer lider her sabah banka hesa­bına bakarak uyanıyorsa stratejik liderlik yapmıyor, muhasebe mü­dürlüğü yapıyordur.

Bir kurumda üç farklı yönetici­ye “12 ay sonra nerede olacağız?” diye sorup üç farklı cevap alıyor­sanız ortada strateji yoktur. Bir siyasi partide il başkanı ile genel merkez farklı hedeflerden bahse­diyorsa kurumsal pusula bozul­muştur. Bir spor kulübünde altya­pı başka, yönetim başka, taraftar başka hedefe koşuyorsa sürdürü­lebilir başarı gelmez.

Türkiye’de çok sık gördüğümüz mesele budur: Güçlü lider profili var ama kurumsallaşmış vizyon yok. Lider odadan çıktığında ka­rar mekanizması da çıkıyor.

Sun Tzu’nun 2500 yıl önce söy­lediği “Hedefini bilmeyen ordu her savaşı kaybeder” lafı kulakla­ra küpe olsun!

Yeni çağın liderliği

Daha az görünmek, daha çok sistem kurmak kulağa hoş geliyor. Yeni CEO / lider her toplantıya gi­ren, her problemi çözen kişi değil­dir. Doğru insanları bulan, finan­sal disiplini sağlayan ve herkesin anlayacağı kadar net bir yön çizen kişidir.

Şirketlerde buna kurumsallaş­ma, sivil toplumda sürdürülebilir etki, siyasette kadro üretme kapa­sitesi, sporda ise altyapı ve sistem denmelidir.

Asıl mesele çok çalışmak değil; gerçekten sadece size ait olan işi yapabilmektir. Geri kalan her şey egonun üretmiş olduğu gerek­siz kalabalıktan ibarettir.

Yazara Ait Diğer Yazılar