Madenleri yerli işletmeli; Teknoloji/sermaye yabancıdan gelmeli(!)
Yıl 1997… Türkiye’nin, yeraltında, yaklaşık 6 bin 500 ton altın rezervine sahip olduğuna dikkat çekildi…
***
O günden sonra:
Altın rezervimiz 6 bin 500 tonda kaldı!!!
***
Yeraltında 60-70 metreye inebilen teknolojiden öteye geçemediğimizi bilmemize rağmen; Geniş maden yataklarına, çok daha derinlerde ulaşılabilineceği, örneklerden ve bilimsel olarak bilinmesine rağmen; Güneydoğu illeri başta olmak üzere birçok bölgede arama yapmadığımızı bilmemize rağmen. aynı rakam yıllarca tekrarlandı…
***
Daha vahimi…
Bilinen bu rezerve rağmen:
Altın üretimimiz, 2006 yılına kadar yıllık 5 ton civarında kaldı…
2010 yılında yıllık 17 tona; 2020 yılında ise 42 tona çıkabildi…
***
2000’li yılların başında, altın üretiminde 100 tonların aşılabileceği akıllara geldi!
Altın ithalatının tamamının yerli üretimle karşılanabileceği de dillendirilmişti…
***
Olmadı…
Üretimde gerileme başladı ve 2025 yılı 28 tonluk üretimle kapandı…
VELHASIL
Maden sektörü, devlet payı da dahil 8 ayrı farklı vergi ödüyorsa…
300-350 aramada 1 şansı olan madencilik sektöründe “risk sermayesi” (çöpe atabileceğin sermaye) (bizde olmayan veya az olan) en önemli konuysa… Yüksek teknoloji (bizde az olan) madencilikte verimliliğin ve tehditleri sıfırlamanın olmazsa olmazıysa… Yüksek potansiyel, yerli üretici tarafından ekonomiye kazandırılamıyorsa:
Yabancı yatırımcıya ihtiyacın var demektir…
***
İzlenecek yolu da yıllardır biliyoruz:
Yabancı yatırımcıyı yerli ortağa yönlendirmenin/zorlamanın, teknoloji geliştirebilirliğini ve sermaye birikimini hızlandıran en etkili yol olduğunu, kalkınmasını hızlandıran birçok ülkenin uygulamalarından anlıyoruz…