Mağara duvarından tuvaldeki sanata

Dünya'yı haber kaynağınız olarak eklemek için tıklayın!

İnsanlık tarihi boyunca kendimize sorduğumuz en kadim so­rulardan biri şudur: Bizi biz yapan, bizi doğadaki diğer tüm canlılardan ayıran temel unsur nedir? Alet yapabilme yetene­ğimiz mi, yoksa somut dünyayı soyut simgelere dönüştürme gücümüz mü? Bu sorunun cevabını hep çok uzaklarda aradık. Batı tarihçileri her zaman olduğu gibi kendi örneklerini bizlere empoze ettiler. Şimdi kime sorsanız ilk örnekler olarak Fran­sa’daki Lascaux mağaralarını gösterir.

Ben de yönümü Doğu Anadolu’muzda, Malatya ve çevresin­deki sarp kayalıklara çevirdiğimde, binlerce yıl öncesinden bi­ze fısıldayan sessiz ama güçlü bir tanıklıkla karşılaştım.

Hedefimde niye mi Malatya vardı? Rahmetli babam Ali Du­ran’ın ailesi, babam henüz 6 yaşındayken, 1924 yılında Ma­latya’nın Kozluk Köyü’nden İstanbul’a göç etmiş. Hani bizde adettir ya, sorarlar: “Hemşehrim, nerelisin?” diye. Ben de kök­lerimden dolayı “Malatyalıyım” derim.

Geçenlerde aklıma takıldı: Malatya’da sanatın hikâyesi na­sıl ve nerede başlamıştı? Biraz araştırayım dedim. Karşıma öylesine ilginç bilgiler çıktı ki bunları sizlerle de paylaşmak istedim.

Kozluk Köyü’müzün biraz kuzeybatısında bulunan Ansır (Buzluk) Mağaraları’ndan Palanlı civarındaki kaya sığınakla­rına uzanan o ilk izler... Günümüzden yaklaşık 5.000 ila 10.000 yıl önce, bu topraklarda yaşamış insanlar, mağara duvarlarına kazıdıkları ya da doğal pigmentlerle resmettikleri o figürlerle bize bir şeyler anlatmaya çalışmışlar. Gelin, bu büyüleyici yol­culuğa birlikte çıkalım ve o ilk çizimlerin nasıl olup da bugün galerilerde, müzelerde karşılaştığımız "sanat" olgusuna dö­nüştüğünü adım adım inceleyelim.

İlk çizimler: Bir sanat isteği mi, varoluşsal bir ihtiyaç mı?

Günümüzün estetik kalıplarıyla yaklaşarak bu mağara re­simlerini gördüğümüzde aklımıza ilk gelen şey onların birer "sanat eseri" olduğudur. Ancak dönemin koşullarına biraz da­ha derinlemesine baktığımızda durumun oldukça farklı oldu­ğunu görürüz. Neolitik dönem insanlarının zihninde, bugün anladığımız anlamda sergilenmek, estetik haz uyandırmak ya da bireysel bir imza atmak gibi "sanatsal" kaygılar yoktu. Peki o zaman bu insanlar neden mağara duvarlarını boyadılar? Bura­da karşımıza hayati üç temel motivasyon çıkıyor:

1.İletişim ve bilgi transferi:

Yazının, kağıdın veya dijital mecraların bulunmadığı bir çağda görsel simgeler, bilginin aktarılabileceği tek kalıcı or­tamdı. Av alanları, tehlikeli yırtıcılar, mevsimsel değişimler veya toplumsal kurallar mağara duvarlarına kazınarak kolektif hafızaya dönüştürülüyordu.

2. Ritüel ve av büyüsü:

Tarih öncesi insan için doğa; gizemli, korkutucu ve kontrol edilmesi imkansız bir güçtü. Bizonu, dağ keçisini ya da av sah­nesini duvara çizmek, bir tür sembolik hakimiyet kurma ça­basıydı.

3. Kutsal alanın işaretlenmesi ve kimlik:

Mağaralar sadece barınak değildi; duvarlarına yapılan çi­zimler, o mekanın kutsallığını tescilliyor ve kabilenin aidiyet duygusunu pekiştiriyordu.

Kısacası, Malatya’nın ilk sakinleri "sanat yapmak" için değil; hayatta kalmak, doğayla bağ kurmak ve varlıklarını anlamlan­dırmak için çiziyorlardı. Ancak bu varoluşsal çaba diğer yan­dan, insanlığın estetik yolculuğunun ilk adımlarını atıyordu.

Büyüden sembole, sembolden estetiğe dönüşüm

Zaman ilerledikçe insanın doğayla olan ilişkisi köklü bir de­ğişime uğradı. Göçebe avcı-toplayıcı topluluklar, neolitik dev­rim ile birlikte toprağı işlemeye, hayvanları evcilleştirmeye ve kalıcı yerleşimler kurmaya başladılar. Hayatta kalma mücade­lesi yerini daha organize toplumsal yapılara bıraktığında, insa­nın ifade biçimi de evrilmeye başladı. Bu evrimin temel aşama­larını şöyle sıralayabiliriz:

İşlevsellikten sembolizme

İlk dönemlerdeki birebir hayvan tasvirleri, zamanla daha soyut ve şematik ifadelere dönüştü. İnsan zihni, nesneyi oldu­ğu gibi kopyalamak yerine onun özünü temsil eden simgeler üretmeyi öğrendi. Bu adım, aynı zamanda görsel dilin ve ileride yazının doğuşunu tetikleyecek en büyük zihinsel sıçramaydı.

Kurumsallaşma ve mimaride görsellik

Yapıların ortaya çıktığı merkezlerde, resim artık sadece ma­ğara duvarındaki bir ifade aracı olmaktan çıktı. Kerpiç yapı du­varlarına işlenen figürler; gücü, hiyerarşiyi, dini ritüelleri ve idari otoriteyi simgeleyen kamusal bir dile dönüştü. Görsel ifa­de, toplumsal düzeni sağlayan ve kurumsal hafızayı oluşturan bir araca evrildi.

Zanaat ile estetiğin kesişimi

Madenciliğin, seramiğin ve dokumanın gelişmesiyle birlikte insan, ürettiği günlük kullanım eşyalarına sadece işlevsel de­ğil, biçimsel bir zarafet de katmaya başladı. Bir çömleğin üze­rindeki geometrik desen veya bir madeni eşyanın formu, artık sadece "kullanışlı" olmakla kalmıyor, bakan kişide görsel bir memnuniyet de yaratıyordu.

Bireysel irade ve "Sanatın" doğuşu

Antik Çağ’a ve ardından Rönesans’a doğru ilerledikçe, ko­lektif ritüelin yerini "sanatçının kimliği" almaya başladı. Sanat nesnesi; inanç sistemlerinin, siyasi erkin veya kişisel vizyonun estetik bir dille ifade edildiği bağımsız bir nesneye dönüştü. Çi­zim artık bir av büyüsü değil; bir düşüncenin, felsefenin veya duygunun form kazanmış haliydi.

Dünden bugüne kalan miras

Bugün çağdaş bir sanat galerisine adım attığımızda ya da bir tuvalin karşısında durduğumuzda gördüğümüz eser, aslında (adını bundan böyle daha da gururla anacağım) Malatya’daki o mağara duvarında başlayan hikayenin devamından başka bir şey değildir. İnsan, binlerce yıl önce taş duvarlara çizimler yap­maya başladığında da aynı temel dürtüye sahipti: "Ben bura­daydım, buradayım ve çevremi böyle algılıyorum."

Teknoloji, araçlar, malzemeler ve kuramlar değişti; tuvalin yerini ekranlar, kömür kalemlerin yerini dijital fırçalar aldı. Ancak değişmeyen tek bir şey var: Görsellik aracılığıyla kendi­mizi ifade etme, dünyamızı anlamlandırma ve arkamızda kalı­cı bir iz bırakma arayışımız.

Malatya veya dünyanın herhangi bir yöresinde bulunan o ilk çizimler, sanatın kökeninde yatan arayışın teknik bir bece­riden ziyade, insanın çevresiyle kurduğu o en yalın ve samimi bağ olduğunu bize hatırlatmaya devam ediyor.

Peki, biz de on bin yıl önce yaşamış bir insanın ilk çizimleriy­le günümüz çağdaş sanatındaki soyut ifadeler arasında bir bağ kurmayı denesek mi acaba? Bence denemeye değer.

Yazara Ait Diğer Yazılar
Piyasa Özeti
Borsa 12.265,98 0,43 %
Dolar 49,2695 0,01 %
Euro 55,1917 -0,06 %
Euro/Dolar 1,1202 -0,08 %
Altın (GR) 6.612,46 1,07 %
Altın (ONS) 4.194,30 1,47 %
Brent 102,77 0,24 %