Mahkeme salonuna giren yeni oyuncu
İngiltere'de yaşanan gelişme, bir yapay zekânın ilk dava zaferinden çok daha fazlasını temsil ediyor. Çünkü mahkeme salonunda hukuk hizmetlerinin geleceğine dair yeni bir dönemin kapısı aralandı. Artık şu soruyu sormanın zamanı geldi: Yapay zekâ hangi hakları daha erişilebilir hale getirebilir?
İngiltere'de geçtiğimiz günlerde sessiz ama tarihi bir gelişme yaşandı. Garfield AI adlı yapay zekâ tabanlı hukuk firması, mahkemede ilk davasını kazandı.
İlk bakışta bu haber teknoloji meraklılarının ilgisini çekecek sıradan bir gelişme gibi görünebilir. Sonuçta her gün yapay zekâ hakkında yeni bir model, yeni bir uygulama ya da yeni bir rekor haberi okuyoruz.
Ancak bu kez hikâye biraz farklı.
Çünkü Garfield AI sıradan bir teknoloji girişimi değil. İngiltere'de düzenleyici onay alan ilk yapay zekâ hukuk firması olarak faaliyet gösteriyor. İnsan avukatların yürüttüğü birçok standart süreci otomatikleştiren sistem, özellikle küçük alacak davalarında bireylere ve işletmelere hukuki destek sunuyor.
Dolayısıyla burada mesele yalnızca bir davanın kazanılması değil. Asıl mesele, yüzyıllardır insan uzmanlığına dayanan bir mesleğin sınırlarının yeniden çizilmeye başlaması. Daha da önemlisi, bu gelişme bize yapay zekânın gelecekte hangi meslekleri dönüştüreceğinden çok daha büyük bir soruyu düşündürüyor:
Adalete erişimin maliyeti düşerse toplum nasıl değişir?
Hukuk neden bu kadar pahalı hale geldi?
Modern hukuk sistemleri teoride herkes için eşit çalışır. Ancak uygulamada durum her zaman böyle değildir.
Birçok ülkede insanlar haklı oldukları halde dava açmaktan vazgeçiyor. Bunun nedeni çoğu zaman davayı kaybetme korkusu değil; sürecin maliyetinin elde edilecek kazançtan daha yüksek olması.
Özellikle küçük işletmeler açısından bu durum oldukça yaygın. Tahsil edilemeyen alacaklar, sözleşme ihlalleri veya küçük ticari uyuşmazlıklar çoğu zaman mahkemeye taşınmıyor. Çünkü avukat ücretleri, danışmanlık maliyetleri ve süreçlerin karmaşıklığı hak aramayı ekonomik olarak anlamsız hale getirebiliyor.
Bu nedenle hukuk sistemlerinin en büyük sorunlarından biri aslında adalet eksikliği değil, erişim eksikliğidir. Mahkemeler vardır. Kanunlar vardır. Haklar vardır. Ama o haklara ulaşabilecek ekonomik güç her zaman yoktur.
Garfield AI'ın ilk kazandığı dava da tam olarak bu soruna işaret ediyor. Sistem, ödenmeyen bir borcun tahsili için küçük bir işletmeye destek verdi. Habere göre yaklaşık 7 bin sterlinlik bir alacağın takibi için süreç, geleneksel hukuk hizmetlerine kıyasla çok daha düşük maliyetle yürütüldü.
Aslında haberin değeri davanın büyüklüğünde değil. Normal şartlarda hukuki maliyetler nedeniyle takip edilmeyebilecek bir alacağın, yapay zekâ desteğiyle mahkemeye taşınabilmesinde yatıyor.
Belki de önümüzdeki yıllarda yapay zekânın en büyük etkisi avukatların yerine geçmesi değil, daha önce ulaşılamayan hukuki hizmetleri erişilebilir hale getirmesi olacak.
Avukatların değil, hukukun dönüşümü
Yapay zekâ tartışmaları çoğu zaman yanlış bir soruyla başlıyor: "Bu teknoloji hangi meslekleri ortadan kaldıracak?"
Oysa tarih bize başka bir şey söylüyor. ATM'ler bankacıları ortadan kaldırmadı. İnternet gazeteciliği bitirmedi. E-ticaret mağazaları tamamen yok etmedi. Teknoloji çoğu zaman meslekleri ortadan kaldırmaktan çok onların çalışma biçimlerini dönüştürdü. Hukuk alanında da benzer bir süreç yaşanabilir.
Bugün bir avukatın zamanının önemli bir bölümü belge hazırlamak, mevzuat araştırmak, içtihat taramak ve standart süreçleri yönetmekle geçiyor. Yapay zekâ bu işleri hızlandırdığında avukatların değeri azalmak yerine farklılaşabilir.
Nitekim Garfield AI'ın kurucuları da kendilerini avukatların yerine geçen bir sistem olarak tanımlamıyor. Amaçlarının özellikle küçük işletmelerin ve bireylerin erişemediği hukuki hizmetleri daha düşük maliyetle sunmak olduğunu söylüyorlar.
Asıl değişim başka bir yerde yaşanacak. Hukuki bilgi üretmenin maliyeti düştükçe hukuki hizmetlerin ölçeği büyüyecek. Bugün avukata gitmeyen milyonlarca insan yarın hukuki destek alabilecek. Bugün dava açmayan küçük işletmeler yarın haklarını daha kolay arayabilecek. Bugün hukuki danışmanlık alamayan bireyler yarın birkaç dakika içinde temel yönlendirmelere ulaşabilecek. Yani dönüşümün merkezinde avukatlar değil, vatandaşlar bulunuyor.
Ancak bu iyimser tablonun yanında ciddi riskler de var. Yapay zekâ sistemleri hâlâ hata yapabiliyor. Bazen var olmayan mahkeme kararlarını uydurabiliyor. Bazen hukuki yorumlarda ciddi yanlışlıklar üretebiliyor. Bu nedenle yapay zekânın hukuk sistemine entegrasyonu yalnızca bir teknoloji meselesi değil; aynı zamanda güven, denetim ve sorumluluk meselesi.
Çünkü bir alışveriş uygulamasının hata yapmasıyla bir hukuk sisteminin hata yapması aynı sonuçları doğurmaz. Birinde müşteri kaybedersiniz, diğerinde adaleti yok edersiniz. Bu yüzden önümüzdeki yılların temel sorusu "yapay zekâ avukatların yerini alacak mı?" değil hukuki hizmetlerin maliyeti hızla düşerken, adalet sisteminin güvenilirliğini nasıl koruyacağız olacak.
Belki de İngiltere'de yaşanan gelişme, bir yapay zekânın ilk dava zaferinden çok daha fazlasını temsil ediyor. Çünkü mahkeme salonunda yalnızca bir uyuşmazlık çözülmedi. Aynı zamanda hukuk hizmetlerinin geleceğine dair yeni bir dönemin kapısı aralandı.
Yıllardır yapay zekânın hangi işleri elimizden alacağını tartışıyoruz. Belki artık başka bir soruyu sormanın zamanı gelmiştir: Yapay zekâ hangi hakları daha erişilebilir hale getirebilir?