Mali yerelleşmeyi anlamak
Bilkent Üniversitesi Prof. Dr. Bilin NEYAPTI
Mali yerelleşme kamu mal ve hizmet üretim ve dağıtım işlevlerinin karar ve finansmanının devletin merkezinden yerel birimlere aktarımına karşılık gelir. Devletin var olma sebebi kamu mal ve hizmet üretimidir. Bireysel faydacılığın toplumsal fayda ile çakıştığı alanların yaygınlaşması, liberal paradigmanın yarattığı sonuçlarda somutlaşmıştır.
Yerelleşme kavramı (adem-i merkeziyetçilik) kamusal yetki ve sorumlulukların yerel yönetim birimlerine devri anlamına gelir ve esas olarak, siyasi, yönetsel ve mali olarak ve aslında birbirleriyle iç içe olan üç boyutta ele alınır. Siyasi açıdan yerelleşme; ulus-devletin belediyeler gibi yerel birim yöneticilerinin yerel oylarla seçilmesiyle devletin hesap verme mekanizmasının yerelle paylaşımından, federal bir siyasi yapılanmada yerel devlet birimlerimin yerel yönetime ilişkin bazı alanlarda yasa yapma yetkisine de sahip olmasına varan bir yelpazeye yayılır.
Yönetsel yerelleşme; yönetişim kavramıyla özetlenen, toplum-devlet ilişkileri ile birlikte, devlet birimleri arasındaki iletişim ve işbirliği mekanizmalarının, personel ve altyapı gibi açılardan yerel kapasitenin de gelişimi yoluyla güçlendirilmesine değinir. Mali yerelleşme ise kamu mal ve hizmet üretim ve dağıtım işlevlerinin karar ve finansmanının devletin merkezinden yerel birimlere aktarımına karşılık gelir.
Devletin var olma sebebi kamu mal ve hizmet üretimidir. Piyasa aktörleri bireysel faydalarının azamileşmesi için uğraşırken, bireysel faydacılığın toplumsal fayda ile çakıştığı alanların yaygınlaşması, liberal paradigmanın yarattığı sonuçlarda somutlaşmıştır. Güçlünün her alanda gücünü tahkim etmesine imkan veren bir yapıda, toplumun ya da çoğunluğun ortak çıkarlarını korumak için bir araya gelerek kolektif güç ortaya koyması ise nüfus arttıkça, piyasalar geliştikçe ve finansal, demografik, kültürel ve siyasi farklılıklar arttıkça güçleşir.
Toplumda kolektif hareketin oluşmadığı ve böylece hesap verme mekanizmalarının da işlevsizleştiği durumda, aslında toplumun her bireyinin yararına olan temiz hava, su, makroekonomik istikrar, güvenlik ve savunma gibi kamusal ürün ve hizmetlerin arzı, gücü elinde bulunduranların kişisel çıkarlarıyla çelişen sorumluluklar haline dönüşebilir. Dahası, bireyler “nasılsa üretilir ve maliyeti de nasılsa birileri tarafından karşılanır” (ortak varlıkların trajedisi) veya daha kötüsü, “nasılsa üretilmeyecek” düşüncesiyle, kamu mal ve hizmetlerinin finansmanına katkıda bulunma sorumluluğundan uzaklaşmaya başlayabilir.
Kar amacı güden firma, üretirken yarattığı kamusal maliyeti üstlenmedikçe nehirleri ve havayı kirleterek üretmeye devam eder; kültürel ya da yasal yaptırımlar olmadıkça parklar, sokaklar bilinçsiz insanlar tarafından çöplüğe çevrilir ve sonuçta tüm bunların yükünü, toplumun tüm kesimleri vergileriyle ya da kötüleşen hayat şartlarıyla ödemek zorunda kalır. Birey ya da dar grup çıkarlarının koşulsuzca ön planda olduğu olduğu bir yapı içerisinde, haklı değil güçlü kazanır ve genişleyen bir kesim için refah kayıplarının yaşanması kaçınılmaz olur.
Toplumun bütününü etkileyen ve kültürel mekanizmaların baş edemediği geniş çaplı negatif dışşallıkları kurallar ve seçici teşvik ve yaptırımlarla içselleştirerek engellemenin yanı sıra, geniş çaplı pozitif dışsallıklar sağlayan kamusal mal ve hizmeti için kaynak yaratma yetki ve becerisi ancak toplumun bütününün refahından sorumlu olmanın yanı sıra, hesap verme pozisyonunda olan ve bu sorumluluğunu yerine getirmek için vergi toplama ve ceza uygulamalarını da bünyesinde toplayan devlet mekanizmasıdır. Bugün dünya ülkelerinin büyük çoğunluğunun karşı karşıya olduğu sonunun temeli de devlet mekanizmasının toplumsal refah üretmek yerine, küresel dar çıkar odaklarına eklemlenmiş grupların kontrolüne geçmiş olmasıdır.
Adil bölüşümden uzaklaşmak
Toplumda her bireyin hayat şartlarını derinden etkileyen sürdürülebilir büyüme ve adil bölüşüm hedeflerini gerçekleştirme çabası en saf kamu hizmetidir. Demokrasiyi en az iki yüzyıldır uygulamaya çalışan ülkelerin; bu temel hedeflere ulaşma yollarını, bu hedeflerden nasıl sapıldığını ve sapmanın maliyetlerini bilmesine rağmen hala çoğunun sürdürülebilir toplumsal refah rotasına girmemiş oluşu, insanlığın adeta varoluşsal sorunu haline gelmiştir.
Bu sorunsalın bir yüzü demokratik sistemlerde siyasi iktidarların politika tercihlerinin kısa vade ufku ile şekillenmesi ise diğeri de kitlesel büyüklükleriyle orantısız güce sahip dar çıkar gruplarının varlığı ve elbette ikincinin birinci üzerinde zamanla artan tahakkümüdür. O halde, dışsallıkları çok geniş olan saf kamu mal ve hizmetini üstlenen devlet otoritesinin, iktidarların kısa vade siyasi kazançlara odaklanmalarını ve dar çıkar odaklarının aşırı güçlenmelerini engelleyecek mekanizmaları geliştirmekten de sorumlu olması beklenir.
Ne ki neoliberal paradigmanın Türkiye dahil çoğu ülkede bugüne dek yaratmış olduğu sorun; büyüme hedefine aşırı odaklanırken adil bölüşümden uzaklaşmak olmuştur. Ancak, 21. yüzyılın bitmeyen küresel iktisadi ve jeopolitik krizlerinin ardındaki yavaşlayan büyüme olgusu bu paradigmanın da sonuna işaret etmekte.
Mali yerelleşmenin de parçası olduğu sosyo-iktisadi kurumların önemi, bu sorunlar bağlamında ortaya çıkmakta: etkin kaynak ve adil refah dağılımı gibi saf kamu mal ve hizmetlerinin üretim ve dağıtımı için; haksız rekabetin ve yolsuzluğun engellenmesi; hükümetlerin ve bireylerin davranışlarının kamu varlıklarını koruma ve geliştirme hedefine uygun biçimlenmesi gereği, ancak etkin kurumsal mekanizmalar ile mümkün.
Merkezi siyasi otoritenin sorumluluğu ve yükümlülüğündeki kurumsal mekanizmaların etkinliği ise yapısal faktörler yanı sıra, teknolojik ve toplumsal dinamiklere de bağlıdır. Piyasaların kamusal çıkarları gözeten kurallar ve diğer kurumsal mekanizmalar olmadan sürdürülebilir büyümeyi sağlamakta yetersiz kaldığı, ve formel kurumların da ancak birbirleriyle ve kültürel yapı ile bütünlük ve uyum içinde olunca etkinleştiği tecrübe ile sabittir.
MY’yi de yukarıda sunulan bu genel çerçevede anlamak gerekir. Yerelleşme kuramına göre, standart kamu malı üreten bir merkezi otorite ile aynı maliyetlerle ama yereldeki talep ve kısıtları yakından gözleyen yerel kamusal birimler, yerel kamu mal ve hizmeti üretiminde merkezden daha etkindir. Ancak merkezle yerel arasındaki personeli finansman gibi kapasite farklılıkları ve gelişen teknoloji ile bilgiye erişimdeki asimetrinin azalışı durumunda, MY kuramının varsayımları geçersizleşir.
Yani MY demografik ve coğrafi özellikleri farklı ülkelerde farklı derecede etkinliği olan bir kurumsal mekanizmadır. Örneğin homojen ve gelişmiş teknolojiye sahip bir ülkede MY’nın iktisadi katma değeri göz ardı edilebilir. Ancak bunun tersi bir durumda MY’nin bölgesel farklılıkları derinleştirmesini engellemek için, adil kaynak dağılım ve bölüşüm mekanizmalarını sağlamak yine merkezin görevi alnındadır.
Tek başına sosyo-iktisadi kalkınmanın bir ön koşulu
MY’nin sosyo-iktisadi kalkınmadaki rolünü araştıran ampirik analizlerde MY, basit şekliyle, toplam kamusal harcamalar ve kamusal hasıla içinde yerel birimlerin payı olarak ölçülüyor. Bu ölçütlere göre MY’nin düzeyi, demokratik ya da otoriter; ulus-devlet ya da federal devlet grupları içinde de olsa büyük farklılıklar göstermekte. Bunun nedenleri arasında MY’nin etkinlik ve uygulanabilirliğini etkileyen: Ülke büyüklüğü, gelir düzeyi, yönetişim kalitesi ve etnik köken ve dil farklılıkları gibi faktörler var.
Kamusal bütçe açıkları, büyüme, gelir eşitliği ve enflasyon gibi makro iktisadi performans göstergeleri ile MY’nin ilişkisinin de bu faktörlerle belirgin biçimde etkileşimde olduğu gözleniyor. Hem kuramsal hem de ampirik çalışmalar, MY’nin bütçe açıklarını düşürmede ve büyümede özellikle iyi tasarlanmış transfer kurallarının ve merkez bankası bağımsızlığı gibi mali baskınlığı önlemede tamamlayıcı kurumların da önemli rol oynadığını gösteriyor. Bunların yanı sıra, bölgeler arası geçişkenlik ve dışsallıkların da MY’nin etkinliği ile ters orantılı olması gözlenen bir sonuç.
Sonuç olarak, bilimsel analizler MY’nin tek başına sosyo-iktisadi kalkınmanın bir ön koşulu ya da vazgeçilmez bir unsuru olmadığını göstermiştir. Zira, yerelleşmiş mali yapıların, adil bölüşüm gibi temel toplumsal refah sorunları, saf kamu malı üretimi ya da uluslararası ve ulusal ölçekteki şokların etkileri ile baş etmesi mümkün değildir.
Bunun en yakın ve çarpıcı örnekleri olarak, piyasa ekonomilerinde ve federal siyasi sistemlerde de, küresel daralma ya da Covid-19 pandemi döneminde merkezi otoritenin ülke çapında, hatta uluslararası koordinasyon sonucu alması gereken geniş kapsamlı ve büyük mali ölçekli önlemleri ve bunun üretim ve sağlık krizini önlemedeki önemli rolü hatırlanmalıdır. Ancak, yerel mali yapıların kapasitesinin güçlendirilmesinin; ve dışsalllıkları sınırlı olan yerel kamu mal ve hizmetlerinin etkin sağlanması kadar, makro iktisadi ve sosyal etkileri olan saf kamu mal ve hizmetlerinin etkinliği için de merkezi yönetim ile koordinasyonu sağlamaktaki rolü de temel önemdedir.
MY’nın uygulama derecesi ülkelerin gelişmişlik düzeyi ile çoklukla pozitif bir ilişki gösterse de federal yönetim sistemlerinde bile merkezi yönetimi ikame etmekten uzak bir boyutta kalmıştır. Özellikle de, en gelişmiş ülkelerde dahi, mali hasıla yerelleşmesinin kamusal harcama yerelleşmesinden daha kısıtlı boyutta kalmış olması, merkezi transfer ve diğer mali kuralların MY’nin etkinliğinde büyük önem taşımaya devam etmesinın altını çizmektedir.
*Bu yazı, 2025 yılında “Understanding Fiscal Decentralization” başlığı ile Edward Elgar Yayınevi tarafından yayımlanan kitabımdan esinlenmiştir.