Marka ve Anayasa
Anayasa. Kimin için? Bizim için. Biz. Çoğul. Tekil değil. Peki, neden sadece hukukçuların ya da yorumcuların anladığı bir kurallar kitabımız var? Kimin yüzünden? Bizim. Çoğunluğun bakış açısının ya da fikrinin "fark etmez" kelimesi ile özetlendiği bir toplumdan daha fazlasını beklemek?
Hangimiz; hepimizin temel hak ve özgürlüklerini içeren, toplum olarak birlikte yaşam kurallarımızı kapsayan bu önemli dokümanı okuduk ya da okuduklarımızı anladık? Analoji kurmak gerekirse; daha ufak bir skalada, bir şirketin vizyon, misyon, değerler dokümanı, şirketin anayasa metni olarak da yorumlanabilir. Kurumsal iletişimin dışında kim okur bu dokümanı? Hiç kimse. İnsan denen akışkan varoluşun dikkat ve hafıza aralığının gittikçe daraldığı günümüz ve gelecekte daha net, pratik, işlevsel kurgulara ihtiyaç olduğunu düşünüyorum. İşlevsel kelimesi önemli!
Yine kurumdan yola çıkacak olursam, temel odaklanacak metin strateji cümlesi olmakla beraber; sanki her şey yok olsa, üç dört kelimeden kendini yeniden var edebilmeye ışık tutacak işlevsel değerler son derece kritik. Sayfalarca vizyon, misyon genelde sözde kurumsallaşma adına uydurulan bir kılıf. Kısa kelimesi önemli!
En çok sevdiğimiz şey okumak demeyi isterdim ama seyretmek! Ve sonra da konuşmak. Konuşmayı avantaja çevirmek için akılda kalan, bireylerin yayacağı strateji ve değerler… Kısa, daha az deforme edilerek yayılır. Yaymak kelimesi önemli!
İçselleştiremediğimiz her şey ya sırıtıyor ya da unutuluyor. Dolayısı ile başkalarının manipülasyonuna açık. İçselleştirilen manipüle edilemez. Özümsemek kelimesi önemli!
Anayasa'nın temel işlevi; referans olacak, yaşayan ve yaşatan doküman olması, koruması ama imkan vermesi. Temel hak ve özgürlüklerimiz, üniter toprak yapımız, geleceğe giden yolda vizyon açan ilham kaynağımız olması son derece hayati. ABD ya da Fransız Anayasası, acaba oluşturulduğundan bu yana kaç defa değişmiş? Ne kadar basit, o kadar net. Dönemsel olmayan kurguları böylesi (bizim gibi) mozaik toplumlar için oluşturmak çok zor. Fakat anayasaya bir romandan ziyade bir strateji dokümanı mantığı ile bakacak olursak; belki de kendi kendimize zora soktuğumuz, anlaşılamama ve dolayısı ile paylaşılamama sendromunu yenebiliriz.
Fransız dilbilimciler; bugün Fransızca yer yüzünden silinse, Victor Hugo'nun Sefiller romanından tekrar bu dili üretebiliriz, demişler. Akılda kalan ve pratik bir anayasa da bir devlete aynı esnekliği verebilmeli diye düşünüyorum.
Diyeceksiniz ki, bu çocuk oyuncağı değil; ancak zaman zaman çocuklarımı izlerken onların bizden kopya çekmeleri yerine, bizim onları ve üsluplarını taklit etmemizde fayda var diye düşünüyorum. Korku içeren, bize miras kalan düşünceleri empoze etmeden; bu taze ve insanlık için daha iyiyi isteme içgüdülü beyinlerden, henüz nasıl düşünmek yerine neyi düşünmeleri gerektiğini empoze eden sisteme girmeden, örnek alınacak çok şey var.
Beyinlerimizin, bakış açılarımızın yeniden formatlanabilmesi için belki daha önyargısız, korku yerine sevgi içerikli, paylaşılabilen, net ve pratik bir beraber yaşama metnine ihtiyacımız var. Daha sürekli ve üçüncü şahısların yorumuna gerek duyulmadan anlaşılan bir anayasa… Bizim için bir anayasa! Ancak bu metni acaba çocuklar oluştursa şu konjonktürde daha mı iyi olurdu?
23 Nisan'ımız kutlu olsun.
Bugün markanıza bir bakın.