MB iki ay daha bekleyemez miydi?

Tuğrul BELLİ
Tuğrul BELLİ GÜNDEM t.belli@turkishbank.com

Orta Vadeli Program ile ilgili yazımda 2021 için yapılan tahminlerde 8.30’luk bir ortalama dolar kurunun kullanılmış olması üzerine biraz da sarkastik takılarak ilk 8 ayda ortalamanın 8.01 olmasından hareketle 8.30 ortalamanın tutturulması için son 4 ay ortalamasının 8.9 olması gerektiğinden bahsetmiştim. Merkez Bankası da enflasyon hedeflerini bir türlü tutturamamış olduğu için, geçen hafta politika faizini “bari hiç olmazsa döviz kuru tahminini tutturayım” diyerek 100 baz puan indirmiş olabilir. Nitekim, bunun sonucunda dolar kuru da 8.85 ile tarihi zirvesine çıkmış oldu. Ayrıca, politika faizindeki 100 baz puanlık indirime karşın Türkiye’nin 10 yıllık devlet tahvilleri faizleri indirim miktarının da üzerinde artarak 17.30’lardan 18.70’lere taşındı. Bu arada Türkiye’nin risk primleri (CDS oranları) de yeniden 400 baz puanın üzerine geldi. (CDS İngilizce kredi temerrüt takası anlamına geliyor ve bir ülkenin menkul değerlerinin olası bir temerrütüne karşı sigorta işlevi gören bir enstruman.)

Piyasaların yukarıda özetlediğim tepkilerinin hiç birisi şaşırtıcı değil, ve MB’nin para politikasının enflasyon üzerindeki etkisi ile ilgili beklentileri ortaya koyuyor. Karar metninde ne ifade edilirse edilsin, esasen bu kararla MB sıkı(ca) para politikasından çark ederek parasal gevşeme yönünde bir adım atmış oluyor. Özellikle küresel enflasyonun azmaya başladığı, enerji fiyatlarında anormal artışların yaşandığı, pek çok MB’nın faiz artırma yönünde karar almasının beklendiği, üstelik Türkiye’de üretici ve tüketici fiyatları arasındaki makasın rekor seviyelere çıkmış olduğu bir dönemde bu kararın alınmış olması tabii ki enflasyon beklentilerini de menfi yönde etkilemekte.

Bu karar sonrasında ilk akla gelen soru “son 4 haftada Türkiye ekonomisinde ne değişti de, böyle bir karar alındı?” sorusu olmakta. Daha geçen ay metinde “yüzde 5 hedefine ulaşıncaya kadar politika faizi ... enflasyonun üzerinde bir düzeyde oluşturulmaya devam edecektir” ifadesi vardı. Bu ayki metinde ise “MB yüzde 5 hedefine ulaşıncaya kadar elindeki tüm araçları kararlılıkla kullanmaya devam edecektir” deniliyor. (Tabii, bu söz tüm araçlar “doğru” yönde kullanılırsa bir anlam ifade etmekte!) Metinde yer alan “parasal duruşun sıkılığı ticari kredilerde öngörülenin ötesinde daraltıcı etki yapmaya başlamıştır” ifadesi ise Hükümet açısından asıl sıkıntının kaynağına işaret ediyor. Ancak, defaatle söylediğimiz gibi enflasyonda kalıcı ve istikrarlı bir azalma görmeden yapılacak her gevşeme kur, enflasyon ve faizler üzerinde yeni baskılarla geri dönmeye mahkum.

Evet, son bir senede kredi hacmindeki yüzde 12.5’lik artış yüzde 19.25’lik enflasyonun hayli gerisinde kalmış durumda.  Ticari kredilerdeki artış ise yüzde 9.4 ile daha da düşük. Ancak uzun vadeli faizleri ve enflasyon beklentilerini düşürmeden kredi faizlerini düşürmek mümkün mü? Normal piyasa şartlarında değil. Zaten politika faizini yüzde 19’dan yüzde 18’e indirmenin bir kredi furyası başlatmayacağı da muhakkak. Ayrıca gerçek şu ki, Türkiye’de son dönemlerde krediler ağırlıklı kamu bankaları eliyle tahsis ediliyor. Bu krediler de çoğu zaman sübvansiyonlu oluyor, ve/veya sık sık yeniden yapılandırılıyorlar. (Kamu bankalarının net faiz marjı uzun zamandır negatifte.) Piyasayı tümden sarsmak yerine sıkışan gruplar için gene aynı (piyasa-dışı) yöntemler denenebilirdi.

MB’nın faiz düşürürken ortaya koyduğu bir argüman da son dönemde yaşanılan fiyat artışlarının çoğunun geçici olduğu, ve böyle durumlarda da sıkı para politikasının pek bir işe yaramadığı. Evet, bir kısım artışın tedarik zincirlerindeki problemler, küresel talepteki hızlı canlanma, emtia fiyatlarındaki artış, gıda fiyatlarında iklim bazlı artışlar vs.’den kaynaklandığı doğru. (Mamafih bu meyanda küresel ısınmayı geçici bir durum  olarak addetmek doğru mu, pek emin değilim.) Ancak bir merkez bankasının asıl hedeflemesi gereken tüm toplumsal kesimlerin enflasyon beklentilerini yönetmek olmalı. Faiz indiriminin aceleye getirilmiş olması maalesef ki MB’nın bağımsızlığı algısını bir kere daha bozarak enflasyon beklentilerini değil azaltan, artıran bir hareket oluyor.

Yazara Ait Diğer Yazılar Tüm Yazılar
Hissedilmeyen büyüme 02 Aralık 2021